Osho Yazıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Osho Yazıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Temmuz 2012 Salı

Osho'nun Ego Analizi

Tam da düşündüğüm konunun üzerine denk geldi...
--------------

Bir Zen üstadı sokak boyunca yürürken başına böyle bir şey gelmiş. Bir adam koşarak gelmiş ve sert bir şekilde ona vurmuş. Üstat yere düşmüş. Ayağa kalkmış ve önceden yürüdüğü yönde, geriye bile dönüp bakmadan tekrar yürümeye başlamış. Yanında bir öğrencisi varmış. Şoka uğramış. "Bu adam da kim? Bu nedir? Böyle birileri yaşıyorken, herhangi birisi gelip sizi öldürebilir. Ve siz adamın kim olduğunu, bunu neden yaptığını merak edip dönüp bakmadınız bile" demiş. Üstat da, "Bu onun sorunu, benim değil" demiş.

Siz aydınlanmış birisiyle çatışabilirsiniz, ama bu sizin sorununuzdur, onun değil. Ve bu çatışmada incinirseniz o da sizin kendi sorununuzdur. O sizi incitemez. Bu bir duvarı yumruklamak gibidir canınız yanacaktır ama duvar değildir sizi inciten.

Ego sürekli problem peşinde koşar. Neden? Çünkü kimse size ilgi göstermezse, ego acıkmış hisseder. O ilgi ile yaşar. Dolayısıyla, birisi size kızgın ve sizinle kavga ediyorsa, bu bile iyidir, çünkü en azından ilgisi üzerinizdedir. Eğer birisi severse, iyidir. Eğer kimse sizi sevmiyorsa, o zaman kızgınlık bile iyi olacaktır. En azında ilgi üzerinizde olacaktır. Fakat, kimse size hiç bir ilgi göstermezse, kimse sizin önemli birisi olduğunuzu düşünmezse, o zaman egonuzu nasıl besleyeceksiniz? Diğerlerinin ilgisine ihtiyaç vardır.

Milyonlarca şekilde insanların ilgisini çekersiniz; belli bir tarzda giyinirsiniz, güzel görünmeye çalışırsınız, çok kibar olursunuz, roller edinirsiniz, değişirsiniz. Ne tür koşulların geçerli olduğunu sezinlediğinizde, hemen insanların size ilgi göstereceği yönde değişiverirsiniz. Bu çok derinden bir dilenciliktir Gerçek bir dilenci ilgi arayan ve talep eden kişidir. Ve gerçek imparator da kendi içinde yaşayandır; onun kendi merkezi vardır, başka kimseye bağımlı değildir.

Buddha bodhi ağacının altında oturuyor; o an dünya yok oluverse, Budha için bir şey fark edecek midir? Hiçbir şey. Hiçbir şey fark etmemiş olacaktır. Tüm dünya kaybolsa bir fark yaratmayacak çünkü o merkezine ulaşmıştır.

13 Haziran 2012 Çarşamba

Zen Sana Bilinç Verir – OSHO

Bir akşam Shichiri Kojun sutraları ezberinden okurken hayatını yahut parasını talep eden keskin kılıçlı bir hırsız içeri girdi.

Shichiri ona, “Beni rahatsız etme. Şu çekmecede parayı bulabilirsin” dedi. Sonra da okumasına devam etti.
Kısa bir süre sonra durdu ve “Hepsini alma. Yarın bazı vergiler ödemem gerekiyor” dedi.

Davetsiz misafir paranın çoğunu aldı ve gitmeye hazırlandı. “Birisi sana bir armağan verdiğinde teşekkür et” diye Shichiri ekledi. Adam teşekkür etti ve kayboldu.

Birkaç gün sonra adam yakalandı ve diğerleriyle birlikte Shichiri’ye karşı işlediği suçu itiraf etti. Shichiri tanık olarak çağrıldığında, “Bu adam, söz konusu ben olduğumda hırsız değildir. Parayı ona ben verdim ve bana bunun için teşekkür etti” dedi. Hapiste yattığı süre dolduğunda adam Shicriri’ye gitti ve müridi oldu.

İsa “Yargılama” der. Orada durmuş olsaydı bu mükemmel Zen olurdu. Fakat belki de Yahudilere konuştuğundan ve Yahudi tarzında konuşmak zorunda olduğundan eklemiştir: “…böylece sen de yargılanmazsın.” Artık o Zen değildir. Artık o bir pazarlıktır. Bu eklenti onun niteliğini, onun derinliğini tamamıyla mahvetmiştir.

“Yargılama” kendi içinde yeterlidir; ona hiçbir şey eklemeye gerek yoktur. “Yargılama” demek, yargılayıcı olma demektir. “Yargılama” demek hayata herhangi bir değer yargısıyla bakma demektir.Değerlendirme; “bu iyidir” ve “bu kötüdür” deme. Ahlakçı olma; bir şeye ilahi deme ve bir şeye şeytani deme. “Yargılama” Tanrı yahut Şeytan yok demenin muazzam bir ifade şeklidir.

İsa orada durmuş olsaydı, tek sözcüklük, bu küçük deyiş “yargılama” tüm Hıristiyanlığın karakterini dönüştürmüş olacaktı. Ancak o bir şey ekledi ve onu mahvetti, “…böylece sen de yargılanmazsın” dedi. Artık o koşula bağlandı. Artık o yargısız değildir, o basit bir pazarlık: “Böylece sen de yargılanmazsın.” Bu ticaret gibidir.

Korku yüzünden —böylece sen de yargılanmazsın— yargılama. Ancak yargılamaktan korku nedeniyle, hırs nedeniyle nasıl vazgeçeceksin? Bu sayede yargılanmamak için, yargılama. Ancak korku ve hırs seni değer yargılarından özgürleştirmeyecek. O kendini merkeze alır: “Yargılama, böylece sen de yargılanmazsın.” Bu egoistçedir. Deyişin tüm güzelliği yok olmuştur. Zen tadı kaybolur, o sıradan hale gelir. O güzel bir tavsiye olur. Onun içinde hiçbir devrim yoktur; bu ebeveyn tavsiyesidir. Çok iyi bir tavsiyedir ama onda radikal hiçbir şey yoktur. İkinci cümlecik radikal ifadenin çarmıha gerilmesidir.

Zen orada durur: Yargılama. Çünkü Zen her şey olduğu gibidir der. Hiçbir şey iyi değildir, kötü değildir. Şeyler olduğu gibidir. Bazı ağaçlar uzundur, bazı ağaçlar küçüktür. Birisi ahlaklıdır, birisi ahlaksızdır. Birisi ibadet ediyor, diğeri çalmaya gitmiş. Hayat böyle işler. Şimdi, bundaki devrimci ruha bak! Bu seni korkutacaktır, ürkütecektir. Bu nedenle Zen’de herhangi bir buyruk yoktur. Şunu yap, bunu yapma demez; olmalı ve olmamaları yoktur. O, “olmalı” hapishanesini yaratmamıştır.

Zen mükemmeliyetçi değildir. Ve artık psikanaliz mükemmeliyetçiliğin bir tür nevroz olduğunu gayet iyi biliyor. Zen nevrozlu olmayan yegâne dindir. O kabul eder. Onun kabulü o kadar bütündür, o kadar muazzam derecede bütündür ki bir hırsıza hırsız dahi demez, bir katile bile katil demez. Onun ruhunun saflığını görmeye çalış; muhteşem aşkınlığı görmeye çalış. Her şey olduğu gibidir.

24 Şubat 2012 Cuma

OSHO: Dünyayı uyandırmak



Alt yazı için; Youtube'da, ekranın altındaki "cc"ye tıklayıp "Türkçe"yi seçebilirsiniz.
Sevgi ve Işıkla...

19 Eylül 2011 Pazartesi

‎"HEPİMİZE KABUL GEREK... KABUL... HER NE VARSA, HER NE İSE KABUL...
'Eğer bir şeyi baskılarsan bütün karakterinde o oranda baskılanır. Eğer ağlayamazsan gülemezsin. Eğer gülemezsen ağlayamazsın. Eğer kızamazsan şefkatli olamazsın. Eğer nazik olamazsan kızamazsın. Yaşamda bir şey kesindir. Eğer bir şeye izin veriyorsan, başka bir şeyede aynı oranda izin vermen gerekir. Sadece bir işi yapamazsın. 'Ben gözyaşlarımı engelliyorum ama derinden güleceğim'... Bu imkansızdır.' Osho"

12 Ağustos 2011 Cuma

Acı sana mutluluğun veremeyeceği bir çok şey sunar...

Acı sana mutluluğun veremeyeceği birçok şey sunar. Aslında mutluluk birçok şeyi elinden alır. Mutluluk, şimdiye kadar her ne elde etmişsen, her kim olmuşsan hepsini elinden alır; mutluluk seni yok eder! Acı egonu besler, mutluluk ise kısaca egosuz olma halidir.

Sorun burada yatıyor, tam bu noktada düğümleniyor. Mutlu olmak insanlara bu yüzden bu kadar zor geliyor. Bu yüzden dünyada milyonlarca insa...n sefalet içinde yaşamayı seçiyor. Bu sana çok ama çok billurlaşmış bir ego kazandırır. Acı çekiyorsan varsın. Mutluysan, yoksun. Acı içindeyken billurlaşma, mutluluk içindeyken buharlaşma.

Bu anlaşıldığında her şey son derece berraklaşacaktır. Acı seni özel yapar. Mutluluk ise evrensel bir olgudur ve özel hiçbir tarafı yoktur. Ağaçlar mutludur, hayvanlar, kuşlar mutludur. Varoluş, insan dışında tümüyle mutludur. Acı çekmek insanı özel, sıradışı kılar.

Acı, insanların dikkatini çekmeni sağlar. Acı içinde olduğunda insanlar seninle ilgilenir, şefkat ve sevgi gösterir. Herkes sana bakmaya başlar. Kim acı çeken birini incitmek ister? Acı içindeki birini kim kıskanır, kim ona düşmanlık besler? Bu fazla gaddarca olurdu.

Acı çeken biri sevgi ve şefkat görür, ona bakılır. Acıya yapılan yatırım büyüktür. Karısı acı içinde olmadığında kocası onu unutuverir. Ama acı çekiyorsa onu ihmal edemez. Eğer koca acı çekiyorsa, tüm ailenin, karısı ve çocuklarının etrafını sarıp, onun için endişelenmesi onu son derece rahatlatır. Kişi böyle durumlarda yalnız olmadığını, bir ailesi, dostları olduğunu hisseder.

Hasta veya bunalımda olduğunda, acı içinde olduğunda dostların seni ziyaret etmeye, teselli edip, rahatlatmaya gelir. Mutlu olduğunda ise aynı dostlar seni kıskanmaya başlar. Gerçekten mutlu olduğunda, tüm dünyanın sana karşı cephe aldığını göreceksin.

23 Temmuz 2011 Cumartesi

Kendini KABUL ettiğin AN güzelleşirsin . Kendi bedeninden keyif aldığında başkalarına da keyif verirsin. Pek çok insan SANA aşık olacaktır. Çünkü SEN kendine AŞIKSIN…

30 Mayıs 2011 Pazartesi

Doğrulama Kuralı

"Doğrulama Kuralı" denen müthiş bir kural vardır. İçinden bir şeyi derinlemesine, bütün ve mutlak olarak doğruladığında, o gerçek olmaya başlar. İnsanlar bu yüzden sefalet içindedirler - sefaleti doğrularlar! İnsanlar bu yüzden mutludur - ama sadece bir kaç kişi hayatlarını nasıl şekillendirdiklerinin farkındadır. Bir kez coşkuyu doğruladıklarında, coşkulu insanlar olurlar.

Bunu amaç edin; olumsuz olanı doğrulamayı bırakıp, olumlu olanı doğrulamaya başla.

Bir kaç hafta içinde, elinde nasıl sihirli bir anahtar tutuyor olduğuna şaşıracaksın.

Örneğin kolay üzülen biriysen, gece yatmadan önce yirmi kere kendi kendine sessiz ve derin bir şekilde - ama kendini duyabilecek kadar yüksek sesle - sevinçli olacağını, bunun gerçekleşeceğini, yolda olduğunu doğrula. Artık son üzüntünü yaşadın... üzüntüye elveda. Bunu yirmi kere tekrar edip uykuya dal.

Sabah uyandığının farkına vardığın anda, daha gözlerini açmadan yirmi kere tekrarla.

Gör bak, günün nasıl değişiyor. Şaşıracaksın çünkü farklı bir nitelik seni sarmalıyor olacak. Yedi gün içinde bir şeyi doğrulamış ve onun sonucunu görmüş olacaksın. Sonra yavaş yavaş olumsuz olan her şeyden kurtul. Her hafta bir olumsuz şey seçip ondan kurtul. Bir tane de olumlu nitelik seçip onu iyice özümse.

Bu tamamen bir seçim meselesidir. Cehennemi yaratan da kendi düşüncelerindir, cenneti yaratan da. "İnsan ne düşünüyorsa odur" Buna tanık olduğun zaman- düşüncenin hem cehennemi hem de cenneti yaratabildiğine-sıfır düşünce noktasına doğru o nihai sıçrayışın gerçekleşmesi mümkün olur.

Kişi o zaman artık hem cehennemin hem de cennetin ötesine geçebilir. Ve unutma cenneti aşmak , cehennemi aşmaktan daha kolaydır. Bu yüzden önce olumsuzdan başlayıp, sonra olumluya geç. Bir paradoks gibi görünsede, güzel bir şeyi bırakmak, çirkin bir şeyi bırakmaktan daha kolaydır. Çirkin şeyler insana yapışıp kalır.

Cehennemi cennete dönüştür. Sonra cenneti de bırak çünkü olumlu bir düşünce hala bir düşüncedir.

Sıfır -düşünceyi, düşüncesizliği doğrulamaya başlarsan, nihai olan gerçekleşecektir.

OSHO

27 Şubat 2011 Pazar

Ruhsal Reçete

(Aşağıdaki yazıyı okuduğumda o kadar önemli bir şey farkettim ki; yıllardır bacaklarımın kalınlığından şikayet eder durumum, şöyle kalın, böyle çirkin, asla çizme giyemiyorum vs. - ne önemli bir sorun ama değil mi? :) - belki de bacaklarımda kalın bir zırh taşıyorum, kim bilir?)

Etrafında bir zırh taşıyorsun. O sadece zırh-o sana tutunmuyor sen ona tutunuyorsun. Onun farkına vardığın an ondan kurtulabilirsin de. Zırh cansızdır, onu taşımadığın anda yok olur. Ama sen onu taşımakla kalmıyor besliyor ve yediriyorsun da.

Her çocuk akışkandır. İçinde donuk hiçbir parça yoktur. Tüm beden organik bir bü...tündür. Kafa önemli, ayaklar önemsiz değildir. Aslında onun için bölünme yoktur, ayrım yoktur. Ama zamanla bu ayrımlar belirmeye başlar. Kafa efendiye, patrona dönüşür ve tüm beden parçalara bölünür. Toplum bazı parçaları kabul eder, bazılarını etmez. Bazı parçalar toplum için tehlikedir ve neredeyse yok edilmeleri gerekir. Tüm sorun da bundan doğar.

Demek ki bedeninin nerelerinde kısıtlı hissettiğine bakmalısın.

Yalnızca üç şey yap

Birincisi : yürürken veya ayaktayken ya da hiçbir şey yapmadığın bir anda, derin bir şekilde nefes ver. Vurgu nefes verişte olmalı. Derin bir şekilde nefes ver ve ne kadar havayı dışarı atabiliyorsan at. Ve bunu yapmak zaman alsın, yavaş ve sakin. Ne kadar uzun olursa o kadar iyi., çünkü daha derine gidiyor demektir. Bedendeki tüm hava dışarı atıldığında beden nefes alır, sen değil. Nefes veriş ağır ve derin, alış ise hızlı olmalı. Bu göğsün etrafındaki zırhı değiştirecektir.

İkincisi : Biraz koşmaya başla. Millerce koşmak şart değil-bir mil yeter.Yalnızca bacaklarında bir yükün kaybolduğunu, sanki üstlerinden kayıp gittiğini canlandır. Eğer özgürlüğünden çok fazla kısıtlanmışsa, sana şunu yapman, bunu yapmaman, şöyle olman, böyle olmaman, şuraya gitmen, buraya gitmemen söylendiyse bacakların bu zırhı taşıyor demektir. Koşmaya başla ve koşarken de dikkatini nefes vermeye odakla. Bir kez bacaklarını ve onların akışkanlığını geri kazandığında, muazzam bir enerji akışına sahip olacaksın.

Üçüncüsü : Gece uykuya yatarken giysilerini çıkarttığında, yalnızca giysilerini değil zırhını da çıkarttığını hayal et. Bunu gerçekten yap. Zırhı çıkart ve güzel, derin bir nefes al ve uykuya zırhsızmışçasına, bedeninde hiçbir yük veya kısıtlama taşımaksızın yat.

OSHO

16 Aralık 2010 Perşembe

Kalple Yaşamak...

Cesaret anlamına gelen courage kelimesi çok ilginçtir.

Kalp anlamına gelen Latince cor kökünden gelir.
Courage sözcüğü kalp anlamındaki cor kökünden gelir, yani cesur olmak, kalple yaşamak demektir.
Ve korkaklar, sadece korkaklar, kafalarıyla yaşar.
Korktukları için etraflarında mantıktan oluşan bir güvenlik duvarı yaratırlar.
Korkularıyla her kapı ve pencereyi kapatırlar.
Kavramları, kelimeleri, teorileri ve din bilimleriyle, bütün boşlukları kapatır ve bu kapalı kapılar arkasında gizlenirler.

Kalbin yolu, cesaretin yoludur.
Güvencesizlik içinde yaşamaktır sevgi ve güven içinde yaşamaktır bilinmeyenin içinde hareket etmektir.
Geçmişi bırakıp, geleceğin yaşanmasına izin vermektir.
Cesaret, tehlikeli yollarda hareket etmektir.
Hayat tehlikelidir ve sadece korkaklar tehlikeden kaçınır.
Ama onlar zaten ölüdür.
Yaşayan bir insan, gerçekten yaşayan bir insan, her zaman bilinmeyene doğru gider.
Tehlike vardır, ama o bu riski alır.
Kalp her zaman risk almaya hazırdır, kalp kumarbazdır.
Kafa ise bir işadamıdır.
Kafa her zaman hesaplar; çok kurnazdır. Kalp hesapçı değildir.

Cesaret anlamına gelen ingilizce courage çok güzel ve ilginç bir sözcüktür.
Kalp üzerinden yaşamak, anlamı keşfetmektir.
Bir şair kalbiyle yaşar ve zamanla kalbi üzerinden bilinmeyenin seslerini dinlemeye başlar.
Kafa dinleyemez; o bilinmeyenden çok uzaktadır. Kafa bilinenlerle doludur.

Zihnin nedir? O, bildiğin her şeydir.
O geçmiştir, ölmüş olan ve geride kalan şeylerdir.
Zihin, biriktirilmiş geçmişten başka bir şey değildir, hafızadır.
Kalp ise gelecektir, kalp her zaman umuttur, kalp her zaman gelecekte bir yerdedir.
Kafa geçmişi düşünür; kalp geleceği hayal eder.

Gelecek henüz gelmemiştir. Gelecek henüz oluşmamıştır.
Gelecek henüz sadece bir olasılıktır, gelecektir, gelmeye başladı bile.
Yaşanan her anda, gelecek şimdiki zamana dönüşürken, yaşadığımız an ise geçmiş oluyor.
Geçmişte hiçbir olasılık yoktur, hepsi kullanılmıştır.
Onu yaşayıp geçmişsindir, o artık tükenmiştir, ölmüştür, mezar gibidir.
Gelecek tohum gibidir; o yaklaşıyor, sürekli geliyor, sürekli ulaşıyor ve yaşadığımız an ile buluşuyor.
Sen her zaman hareket halindesin.
İçinde bulunduğumuz an, geleceğe doğru yapılan bir hareketten başka bir şey değildir.
Senin zaten atmış olduğun bir adımdır; geleceğe doğru attığın bir adım.

Dünyadaki herkes doğru olmak ister.
Çünkü doğru olmak o kadar büyük bir keyif ve coşku getirir ki, insan neden sahte olsun?
Biraz daha derin bir kavrayış için cesaretinin olması gerekir.
Neden korkuyorsun?
Dünya sana ne yapabilir?
İnsanlar sana gülebilir; bu onlara iyi gelir.
Gülmek her zaman bir ilaçtır, sağlıklıdır, insanlar deli olduğunu düşünebilir.
Onların seni deli olarak görmesi senin deli olduğun anlamına gelmez.

Eğer sevinçlerin, göz yaşların, dansın hakkında samimiysen, er ya da geç seni anlayacak insanlar ortaya çıkar; ve senin kervanına katılırlar.
Ben bu yola yalnız başıma çıkmıştım ve sonra insanlar gelmeye başladı ve dünya çapında bir karavan oldu!
Ben kimseyi davet etmedim.
Ben sadece kalbimden geldiğini, hissettiğim şeyleri yaptım...

Osho