GİRİŞ / Zihin Gücü Nedir?
Ne düşünüyorsanız, zihniniz o olur. Güç dayanıklılığın bir formudur. Bu kitaptan sonra düşünme yetiniz güçlenmiş olacaktır. Düşünme yetinizi güçlendirmeniz demek temel bir beceriyi başarıyla tamamlamış olmanız demektir; yani bilinçli olmayı. Gerçek benliğinizin, gerçek durumunuzun ve gerçek yaşamınızın tamamen bilincinde olmalısınız.
Etrafınızda zannettiğinizden çok daha fazla şey vardır ve bunun hep farkında olmanız iyi olur. Örnek: Televizyon seyredebilirsiniz ama televizyon anteninizden gelen frekans dalgalarını göremezsiniz. Hoparlörden gelen müziği duyabilirsiniz ama ses titreşimlerini gözlerinizle göremezsiniz. Fiziksel gözlerinizle bu gibi şeyleri göremezsiniz ama bir parçanız bu görünmez şeylerin bilincindedir. “Bir yanınız bu gibi şeylerin farkındadır” derken göremediğiniz şeylerin var olduğuna inanmak realitenizde vardır. Realiteniz bir şeyin detaylarını kurcalamadan da inanabilir ya da anlayabilir, o şeyleri göremeseniz bile onların var olmaya devam ettiklerini bilirsiniz. Bu gibi görünmeyen şeylerin işleyişini anlayamasanız da size garip bir kavram gibi gelmez. İnanç sisteminizde bunu kabul etmek vardır ve bu içinde yaşadığınız gerçekliğin bir parçası haline gelir. Bir kere realiteniz oldu mu, genellikle üzerinde bilinçli olarak düşünmezsiniz. Peki, neden birçok insan zihninizin görünmeyen titreşim ve frekansları yaydığını kabul etmekte zorlanır? Elektrik kaynaklarından tüm görünmez elektrik frekanslarına inanıyoruz da neden görünmez insan “sesinin” içimizden geçeceğini anlamakta zorlanıyoruz ya da bunu gözden kaçırıyoruz? Zihninizin etrafınızdaki dünya’yı ve olayları etkileyebilecek yeteneğe sahip olduğu bilgisi halen birçok insana garip görünüyor. Ama gariptir ki cep telefonlarının frekans yayıp çevreyi etkileyeceğine inanırlar.
devamı: http://insanveevren.wordpress.com/2011/10/24/beynin-gizli-gucleri/
Kendimle konuşuyorum. Kendimle mi konuşuyorum, onunla mı konuşuyorum? O Kim? Ben miyim? Ben olan beni gözlemleyen bu öteki ben kim? Gerçek ben kimim? Bu dünyada işim ne? Bütün bu yaşamın anlamı ne? Nereden geldim, nereye gidiyorum? Kendim olarak mı yaşıyorum yoksa bana ezberletilmiş, programlandığım bir hayatı mı yaşıyorum? Kendimi tanımak için uzun bir yoldayım.
15 Temmuz 2012 Pazar
14 Temmuz 2012 Cumartesi
Dikkat! Foton Kuşağı Etkisindeyiz!
Son günlerde, aylarda, hatta son 3 yıldır limon gibi sıkıldığınızı mı hissediyorsunuz? Geçmişte yaşayıp, hallettiğinizi düşündüğünüz sorunlar farklı şekillere bürünüp dikildi mi karşınıza yine? Halsizlikten konuşmaya mecaliniz mi yok? Kalabalık ortamlara girmekten kaçınıyor, yalnızlığı mı tercih ediyorsunuz? Meditasyonlarınız sırasında odaklanmakta ve düşüncelerinizi yönlendirmekte zorluk mu çekiyorsunuz? Korkmayın! Depresyonda değilsiniz. Bedeniniz ve ruhunuz yeni bir boyuta uyarlanıyor.
http://indigodergisi.com/2012/07/dikkat-foton-kusagi-etkisindeyiz/
http://indigodergisi.com/2012/07/dikkat-foton-kusagi-etkisindeyiz/
3 Temmuz 2012 Salı
Azami Yararınız
Tanrı dedi ki:
Sahip olduklarınız için şükran duyun. Şükran duygusu hayattaki muazzam bir vasıtadır. Sizi çok uzaklara taşır. Kadir kıymet bilmemek, nankör bir tutum takınmak ise sizi olduğunuz yerde düşüverir. Gümmm!
Şikayet edip yakınmak da sizi bu şikayet ettiğiniz şeye iyice saplanmış halde tutar. Üstüne üstlük size şikayet edecek daha pek çok şey getirir. Şikayet etmek, yakınmak kadir kıymet bilmemektir, nankörlük etmektir. Nankörlük ise şükran duygusundan, bu bilinçten yoksunluktur. Bir araba kazasından ucu ucuna kurtarmış olabilirsiniz ve şükretmek yerine bu olaya mahal verdiğim için Bana öfke duyabilir, daha da ileri gidip inen lastiğinizden Beni mesul da tutabilirsiniz. Hayatınızla ilgili olarak bir söz hakkınız var, bunu biliyorsunuz. Hayatınızda başınıza sarıldığını düşündüğünüz her ne meydana gelirse gelsin bir daha düşünün. Hayatınızdaki olayların sizden bağımsız olarak meydana geldiklerini düşünmek hatalı bir yaklaşımdır. Hayatınıza dair neler yapmam gerektiği konusunda son derece emin ve bencil olduğunuz izlenimine kapılıyorum bazen. Ne yapacağımı gerçekten de Bana söylemek istiyorsunuz yahu!
Şükran duygusu büyük fayda sağlar. Nankörlük ya da değer bilmezlik ise size hiçbir yarar getirmez. Nankörlüğün hiç kimseye bir faydası yoktur ki, ne size, ne dünyaya ne de Bana.
Şikayet edeceğiniz, yakınacağınız hiçbir meseleniz yok demiyorum burada Ben. Dünya şartları dahilinde bakarsak yakınacak şeyler konusunda her zaman için bir bolluk söz konusudur. Lakin şikayet etmek sizin avantajınıza olan bir şey değildir. Yakınıp, şikayet etmenin elzem olduğunu düşündüğünüz şeylerin o uzun listesini biraz daha uzatmak istemedikçe sizin hiç de avantajınıza değildir bu.
Eğer koca bir yığın kirliniz varsa ve bu yığına biraz daha kirli eklemeye devam ederseniz daha kocaman bir kirli yığınınız olur. Şikayetleriniz ise bu kirli yığını gibidir. Ne demeye şikayetlerinizi güçlendirip köklendirmenin arayışına giriyorsunuz ki?
Sahip olduklarınız için şükran duyun. Şükran duygusu hayattaki muazzam bir vasıtadır. Sizi çok uzaklara taşır. Kadir kıymet bilmemek, nankör bir tutum takınmak ise sizi olduğunuz yerde düşüverir. Gümmm!
Şikayet edip yakınmak da sizi bu şikayet ettiğiniz şeye iyice saplanmış halde tutar. Üstüne üstlük size şikayet edecek daha pek çok şey getirir. Şikayet etmek, yakınmak kadir kıymet bilmemektir, nankörlük etmektir. Nankörlük ise şükran duygusundan, bu bilinçten yoksunluktur. Bir araba kazasından ucu ucuna kurtarmış olabilirsiniz ve şükretmek yerine bu olaya mahal verdiğim için Bana öfke duyabilir, daha da ileri gidip inen lastiğinizden Beni mesul da tutabilirsiniz. Hayatınızla ilgili olarak bir söz hakkınız var, bunu biliyorsunuz. Hayatınızda başınıza sarıldığını düşündüğünüz her ne meydana gelirse gelsin bir daha düşünün. Hayatınızdaki olayların sizden bağımsız olarak meydana geldiklerini düşünmek hatalı bir yaklaşımdır. Hayatınıza dair neler yapmam gerektiği konusunda son derece emin ve bencil olduğunuz izlenimine kapılıyorum bazen. Ne yapacağımı gerçekten de Bana söylemek istiyorsunuz yahu!
Şükran duygusu büyük fayda sağlar. Nankörlük ya da değer bilmezlik ise size hiçbir yarar getirmez. Nankörlüğün hiç kimseye bir faydası yoktur ki, ne size, ne dünyaya ne de Bana.
Şikayet edeceğiniz, yakınacağınız hiçbir meseleniz yok demiyorum burada Ben. Dünya şartları dahilinde bakarsak yakınacak şeyler konusunda her zaman için bir bolluk söz konusudur. Lakin şikayet etmek sizin avantajınıza olan bir şey değildir. Yakınıp, şikayet etmenin elzem olduğunu düşündüğünüz şeylerin o uzun listesini biraz daha uzatmak istemedikçe sizin hiç de avantajınıza değildir bu.
Eğer koca bir yığın kirliniz varsa ve bu yığına biraz daha kirli eklemeye devam ederseniz daha kocaman bir kirli yığınınız olur. Şikayetleriniz ise bu kirli yığını gibidir. Ne demeye şikayetlerinizi güçlendirip köklendirmenin arayışına giriyorsunuz ki?
2 Temmuz 2012 Pazartesi
Yükselişte İnsan Bedenini Desteklemek
Dünya Ana ~ Karen Danrich “Mila” vasıtası ile
Ben, Dünya Ana, üzerinde yaşadığınız gezegenin bilinçliliği biyolojik yükselişe eşlik edebilen sayısız beden ağrısı ve acıları veya yorgunluk ile birlikte yükselişte toksin gideme sürecinden söz etmek istiyorum. Çoğu zaman insan çocuklarımın doğasının bu şeylerle ilgili korkuya kapıldığını ve şimdiki tıbbi kurumlardan yardım aradığını görüyorum.
Maalesef, tıp kurumları ve ilgili hekimlerin biyolojik yükseliş ile ilgili bilgileri yok ve bundan dolayı yardımcı olamıyorlar. Bunun yerine akupunktur, masaj, aromaterapinin yanısıra homeopatik veya bitkisel kaynaklardan destek aramanız için sizi yönlendiriyoruz. Bunlar, biyolojik yükseliş sürecine eşlik eden yorgunluk, ağrı ve acı periyotlarında bedeni en iyi destekleyecek olan doğal tedavilerdir.
YORGUNLUK
Yükselişte, beden büyür. Büyümekte olan bir bebeğin uzun saatler uyuması gibi, beden daha büyük bir boyuta yeniden yapılanırken, bu, yükseliş sürecinde de doğrudur. İnsanlık altı – sekiz saatlik uykunun yeterli olduğunu kabul eder ve on – on iki saat uyumakta yanlış bir şeyler olduğuna inanır. Yükselişte olanlara bedenlerinin gereksinimlerini karşılamalarını öneriyoruz, bu uzun saatler uyumayı kapsayabilir.
Yükselme seçimi spiritüel bir seçimdir. Bu seçim bedende bozulan ve hastalanan şeylerin yeniden yapılanmasını getirir ve insan bedenlenmesine yeni bir birlik bilinçliliği paradigmasını demirler. Bilinçlilik fizikseldir, ve bundan dolayı farkındalığın diğer seviyesini kucaklamak bedenin biyolojik dönüşümünü gerektirir. Bu adanma yaşamınızı buna göre yeniden düzenlemenizi, ruhsal yolculuğunuzu yaşamınızda büyük önemi olduğunu düşündüğünüz şeylerin üzerine koymayı gerektirebilir.
Ben, Dünya Ana, üzerinde yaşadığınız gezegenin bilinçliliği biyolojik yükselişe eşlik edebilen sayısız beden ağrısı ve acıları veya yorgunluk ile birlikte yükselişte toksin gideme sürecinden söz etmek istiyorum. Çoğu zaman insan çocuklarımın doğasının bu şeylerle ilgili korkuya kapıldığını ve şimdiki tıbbi kurumlardan yardım aradığını görüyorum.
Maalesef, tıp kurumları ve ilgili hekimlerin biyolojik yükseliş ile ilgili bilgileri yok ve bundan dolayı yardımcı olamıyorlar. Bunun yerine akupunktur, masaj, aromaterapinin yanısıra homeopatik veya bitkisel kaynaklardan destek aramanız için sizi yönlendiriyoruz. Bunlar, biyolojik yükseliş sürecine eşlik eden yorgunluk, ağrı ve acı periyotlarında bedeni en iyi destekleyecek olan doğal tedavilerdir.
YORGUNLUK
Yükselişte, beden büyür. Büyümekte olan bir bebeğin uzun saatler uyuması gibi, beden daha büyük bir boyuta yeniden yapılanırken, bu, yükseliş sürecinde de doğrudur. İnsanlık altı – sekiz saatlik uykunun yeterli olduğunu kabul eder ve on – on iki saat uyumakta yanlış bir şeyler olduğuna inanır. Yükselişte olanlara bedenlerinin gereksinimlerini karşılamalarını öneriyoruz, bu uzun saatler uyumayı kapsayabilir.
Yükselme seçimi spiritüel bir seçimdir. Bu seçim bedende bozulan ve hastalanan şeylerin yeniden yapılanmasını getirir ve insan bedenlenmesine yeni bir birlik bilinçliliği paradigmasını demirler. Bilinçlilik fizikseldir, ve bundan dolayı farkındalığın diğer seviyesini kucaklamak bedenin biyolojik dönüşümünü gerektirir. Bu adanma yaşamınızı buna göre yeniden düzenlemenizi, ruhsal yolculuğunuzu yaşamınızda büyük önemi olduğunu düşündüğünüz şeylerin üzerine koymayı gerektirebilir.
1 Temmuz 2012 Pazar
30 Haziran 2012 Cumartesi
Lyra'ya Geri Dönüş
Judy Satori
Rehberlerim DNA’nın 12 ipliğinin onların alt cennetsel dünyalar adını verdikleri 12 boyut ile ilişkili olduğunu anlattılar. Bunun ne anlama geldiğini sorduğum zaman, bana bir boyutun titreşen bir ışık zarfı, enerjinin bir dalga bandı gibi olduğunu, o boyut içinde varlıkların fiziksel bedenlerde var olabildikleri titreşim frekansı hızında rezonansa girdiklerini anlattılar. Bu 12 alt cennetsel dünyalarda, her ruh fiziksel form alabilir ve bu form, ruhun ölümlü yaşamı deneyimlemek için içine doğduğu boyutsal ortama bağlıdır. Ayrıca DNA’nın her bir ipliğinde 12 alt (ikincil) iplik olduğu açıklandı – 144 alt (ikincil) iplik!
Ruhsal rehberlerim alt cennetsel dünyaların on iki boyutunda var olan bir çok farklı yaşam formunun ve her ruhun fiziksel formunun içine doğdukları frekans dalga bandına veya ışık zarfına bağlı olduğunu, aynı zamanda ‘yuva’ olan gezegenin veya yıldızın eşsiz çevresel karakteristiklerine bağlı olduğunu açıkladılar.
Dünya’da insan varlıkların çok uzun zamandır üçüncü boyut, 3B realitesi adı verilen boyutta var olduklarını öğrendim. Bu ışık dalga bandında ruhlar oldukça yoğun olan fiziksel bedenlerde, anne babadan alınan genlere bağlı olan beden formunda barınıyorlar. Daha sonra, insan varlığının enkarne formuna, onun tüm yaşamlarında ruh ile birlikte kalan enerjinin morfogenetik alanları adı verilen şey tarafından katkıda bulunulduğunu keşfettim. ‘Morfo’ sözcüğü ‘oluşturmak’ veya ‘inşa etmek’ anlamına gelir. Bu morfogenetik enerji alanları, fiziksel bedenin enerjisel yaratımının kalıbı olan ışık, ses ve skalar dalgalardır.
Rehberlerim DNA’nın 12 ipliğinin onların alt cennetsel dünyalar adını verdikleri 12 boyut ile ilişkili olduğunu anlattılar. Bunun ne anlama geldiğini sorduğum zaman, bana bir boyutun titreşen bir ışık zarfı, enerjinin bir dalga bandı gibi olduğunu, o boyut içinde varlıkların fiziksel bedenlerde var olabildikleri titreşim frekansı hızında rezonansa girdiklerini anlattılar. Bu 12 alt cennetsel dünyalarda, her ruh fiziksel form alabilir ve bu form, ruhun ölümlü yaşamı deneyimlemek için içine doğduğu boyutsal ortama bağlıdır. Ayrıca DNA’nın her bir ipliğinde 12 alt (ikincil) iplik olduğu açıklandı – 144 alt (ikincil) iplik!
Ruhsal rehberlerim alt cennetsel dünyaların on iki boyutunda var olan bir çok farklı yaşam formunun ve her ruhun fiziksel formunun içine doğdukları frekans dalga bandına veya ışık zarfına bağlı olduğunu, aynı zamanda ‘yuva’ olan gezegenin veya yıldızın eşsiz çevresel karakteristiklerine bağlı olduğunu açıkladılar.
Dünya’da insan varlıkların çok uzun zamandır üçüncü boyut, 3B realitesi adı verilen boyutta var olduklarını öğrendim. Bu ışık dalga bandında ruhlar oldukça yoğun olan fiziksel bedenlerde, anne babadan alınan genlere bağlı olan beden formunda barınıyorlar. Daha sonra, insan varlığının enkarne formuna, onun tüm yaşamlarında ruh ile birlikte kalan enerjinin morfogenetik alanları adı verilen şey tarafından katkıda bulunulduğunu keşfettim. ‘Morfo’ sözcüğü ‘oluşturmak’ veya ‘inşa etmek’ anlamına gelir. Bu morfogenetik enerji alanları, fiziksel bedenin enerjisel yaratımının kalıbı olan ışık, ses ve skalar dalgalardır.
Dalga: Peter Deunov’un Kehanetleri
Peter Deunov’un uygarlığımızın sonu ve dünyada Altın Çağın başlaması ile ilgili kehaneti. Beinsa Douno spiritüel ismi ile de tanınan Bulgar Üstat Peter Deunov (1864-1944) tüm hayatı boyunca saflık, bilgelik, zeka ve yaratıcılığın bir örneği sergileyen çok yüksek bilinç seviyesinde bir varlık idi, aynı zamanda emsalsiz bir müzisyen idi. Yıllar boyunca sayısız öğrencisiyle çevrelenmiş olarak yaşadığı Sofya’ya yakın idi, ışıltısıyla Bulgaristan’da ve ayrıca Avrupa’nın kalanında binlerce ruhun spiritüelliğini uyandırdı.
Öteki dünyaya geçişinden bir süre önce, derin medyumik trans halindeyken, bugün geçtiğimiz sıkıntılı zamanımızla ilişkili olağanüstü kenahetler yaptı, “bitiş zamanı” ve insanlığın yeni Altın Çağının gelişi hakkında kehanet.
***********
“Zamanın geçişi sırasında, insanın bilinci çok uzun bir karanlık periyottan geçti. Hinduların “Kali Yuga” adını verdikleri bu safha sona ermenin eşiğindedir. Bugün kendimizi iki çağın arasındaki sınırda buluyoruz: Kali Yuga ve girdiğimiz Yeni Çağ.
İnsanların düşüncelerinde, görüşlerinde ve eylemlerinde kademeli bir ilerleme zaten gerçekleşiyor, ama herkes yakında onları Yeni Çağa hazırlayacak ve arındıracak olan İlahi Ateşin hükmü altına girecek. İnsan kendisini bilincin üstün derecesine yükseltecek, bu Yeni Yaşama giriş için zorunludur. Bu “Yükseliş” olarak anlaşılacak.
Öteki dünyaya geçişinden bir süre önce, derin medyumik trans halindeyken, bugün geçtiğimiz sıkıntılı zamanımızla ilişkili olağanüstü kenahetler yaptı, “bitiş zamanı” ve insanlığın yeni Altın Çağının gelişi hakkında kehanet.
***********
“Zamanın geçişi sırasında, insanın bilinci çok uzun bir karanlık periyottan geçti. Hinduların “Kali Yuga” adını verdikleri bu safha sona ermenin eşiğindedir. Bugün kendimizi iki çağın arasındaki sınırda buluyoruz: Kali Yuga ve girdiğimiz Yeni Çağ.
İnsanların düşüncelerinde, görüşlerinde ve eylemlerinde kademeli bir ilerleme zaten gerçekleşiyor, ama herkes yakında onları Yeni Çağa hazırlayacak ve arındıracak olan İlahi Ateşin hükmü altına girecek. İnsan kendisini bilincin üstün derecesine yükseltecek, bu Yeni Yaşama giriş için zorunludur. Bu “Yükseliş” olarak anlaşılacak.
29 Haziran 2012 Cuma
"En İyinin İyisinin" Bir Özeti, Başmelek Mikail'in Bilgelik Öğretileri
Ronna Herman, Kutsal Kabile: LM-07-2012
Sevgili üstatlar, ortasında bulunduğunuz farklı aşamaları ve ayrıca sizler bu kritik evrimsel dönüşüm zamanlarından geçerken, gelecekte deneyimleyeceğiniz şeylerin bazılarını anlamanız çok önemlidir. Sizler "uyanış sürecinde" yeni başlayan birinin uygulamalarının ötesine evrimleşirken ve Yoldaki tam donanımlı bir aday olarak rolünüzü kabullenirken "ruhsal gündeminizin" dökümünü yapmanızın zamanıdır. Birçok takdiri ilahi bağışlanıyor ve sizler, Işığın can atan Taşıyıcıları için öncekinden daha fazla yardım mevcuttur. Geçmişte, "Ruhun duygusal doğasını" "Ruhun zekası" ile birleştirmenin zamanı olduğunu açıklamıştık. Sizler fiziksel, duygusal ve zihinsel bedenlerinizi ÜstRuh Benliklerinizin birçok fasetlerinin bütünleştirilmesiyle yeniden birleştirmeye, dengelemeye ve armonize etmeye çabalarken, Duygusal Bedeniniz ve Zihinsel Bedeniniz bilgide gelişmeli ve bilinçte genişlemelidir. Geçmişteki bilgelik öğretilerinin bazılarını yeniden gözden geçireceğiz ve gelecekte aylık mesajlarda sevgili kanalımıza verdiğimiz ileri öğretilerin daha fazlasını aktaracağız.
BİLGİNİN IŞIK FREKANSLARI BİLGELİĞİN IŞIĞI OLUR:
BİLGİ = KİŞİLİK IŞIĞI ** BİLGELİK = RUH IŞIĞI ** SEZGİ = KALP IŞIĞI
Saf Işık maddesi Yaratıcı Bilincin çoklu Işınlarına kırılan kozmik zekayı içerir. Tüm yaradılış kendisiniz formun sınırsız varyasyonlarında ifade edilmesine izin veren Mutlak Yaratıcıdır. Her biriniz o varyasyonlardan birisiniz. İçsel dünyanıza veya Ruhun tapınağına odaklanmayı öğrenmelisiniz.
Ruhun, fiziksel bedenin ve özellikle zihnin kendi ritmik döngüleri ve gündemleri vardır. Ruhun arzusu aydınlanmış olmaya odaklanmıştır. Zihin bilgi elde etmeye ve bilgiyi alıkoymaya odaklanır. Fiziksel beden duyular vasıtasıyla deneyimlemeye odaklanır. İnsanlık sürekli olarak büyüme, durağanlık ve bozulma döngülerini deneyimler, ki bunlar yeni bir büyüme ve genişleme döngüsünün yolunu açar. Uyanmamış Ruhlar haz verici, fiziksel duyular ve maddi mal varlıkları vasıtasıyla dürtü ve hoşnutluğu dışta ararken, üstat içine döner ve zengin bir hayat kalitesi için çabalar. Dışsal bir odak, sizin dışınızda olan bir şey olarak sevgi her zaman bir incinebilirlik duygusu getirir, her zaman birileri veya bir şeyler tarafından sürekli onaylanmaya ihtiyaç duyar. Dışarı yansıtılan içsel bir odak olarak sevgi, kendine güvenin, kendini kabullenmenin sürekli akışıdır, her zaman tüm yaradılış ile birlik ve uyumun bu saadet hissinin daha fazlasını kapsamaya ve yansıtmaya çabalar.
Sevgili üstatlar, ortasında bulunduğunuz farklı aşamaları ve ayrıca sizler bu kritik evrimsel dönüşüm zamanlarından geçerken, gelecekte deneyimleyeceğiniz şeylerin bazılarını anlamanız çok önemlidir. Sizler "uyanış sürecinde" yeni başlayan birinin uygulamalarının ötesine evrimleşirken ve Yoldaki tam donanımlı bir aday olarak rolünüzü kabullenirken "ruhsal gündeminizin" dökümünü yapmanızın zamanıdır. Birçok takdiri ilahi bağışlanıyor ve sizler, Işığın can atan Taşıyıcıları için öncekinden daha fazla yardım mevcuttur. Geçmişte, "Ruhun duygusal doğasını" "Ruhun zekası" ile birleştirmenin zamanı olduğunu açıklamıştık. Sizler fiziksel, duygusal ve zihinsel bedenlerinizi ÜstRuh Benliklerinizin birçok fasetlerinin bütünleştirilmesiyle yeniden birleştirmeye, dengelemeye ve armonize etmeye çabalarken, Duygusal Bedeniniz ve Zihinsel Bedeniniz bilgide gelişmeli ve bilinçte genişlemelidir. Geçmişteki bilgelik öğretilerinin bazılarını yeniden gözden geçireceğiz ve gelecekte aylık mesajlarda sevgili kanalımıza verdiğimiz ileri öğretilerin daha fazlasını aktaracağız.
BİLGİNİN IŞIK FREKANSLARI BİLGELİĞİN IŞIĞI OLUR:
BİLGİ = KİŞİLİK IŞIĞI ** BİLGELİK = RUH IŞIĞI ** SEZGİ = KALP IŞIĞI
Saf Işık maddesi Yaratıcı Bilincin çoklu Işınlarına kırılan kozmik zekayı içerir. Tüm yaradılış kendisiniz formun sınırsız varyasyonlarında ifade edilmesine izin veren Mutlak Yaratıcıdır. Her biriniz o varyasyonlardan birisiniz. İçsel dünyanıza veya Ruhun tapınağına odaklanmayı öğrenmelisiniz.
Ruhun, fiziksel bedenin ve özellikle zihnin kendi ritmik döngüleri ve gündemleri vardır. Ruhun arzusu aydınlanmış olmaya odaklanmıştır. Zihin bilgi elde etmeye ve bilgiyi alıkoymaya odaklanır. Fiziksel beden duyular vasıtasıyla deneyimlemeye odaklanır. İnsanlık sürekli olarak büyüme, durağanlık ve bozulma döngülerini deneyimler, ki bunlar yeni bir büyüme ve genişleme döngüsünün yolunu açar. Uyanmamış Ruhlar haz verici, fiziksel duyular ve maddi mal varlıkları vasıtasıyla dürtü ve hoşnutluğu dışta ararken, üstat içine döner ve zengin bir hayat kalitesi için çabalar. Dışsal bir odak, sizin dışınızda olan bir şey olarak sevgi her zaman bir incinebilirlik duygusu getirir, her zaman birileri veya bir şeyler tarafından sürekli onaylanmaya ihtiyaç duyar. Dışarı yansıtılan içsel bir odak olarak sevgi, kendine güvenin, kendini kabullenmenin sürekli akışıdır, her zaman tüm yaradılış ile birlik ve uyumun bu saadet hissinin daha fazlasını kapsamaya ve yansıtmaya çabalar.
Aydınlanma Kıpırtıları
Tanrı dedi ki:
Kendinizi bitmiş tükenmiş, ezilip çiğnenmiş, yenik düşmüş hissediyor olabilirsiniz ama bu deneyimlediğiniz şeyler aydınlanmanın kıpırtıları olabilir. Aydınlanmış olmak için, aydınlanmış bir hale gelmek için onu bloke eden karanlığın elbette ki bertaraf olması gerekir. Cennet'teki tüm ışığa zaten kendi içinizde sahipsiniz; yalnızca karanlığın çekip gitmesi gerekiyor, o kadar. Peki tepenize asılı duran o karanlık neyin nesi canlarım? Mazidir bu. Geçmişin kalıntıları, geçmiş itibariyle varılan sonuçlar, geçmişin imgeleri, resimleridir bu; sıkı sıkıya sarılırsınız onlara. Geçmişse onu serbest bırakmanız için size yalvarmaktadır. Zamanını doldurmuştur o; günü bitmiştir. Sizinse bu günde, burada olan günde yaşamanız gerekmektedir.
Bilinçli ya da bilinçsiz olsun geçmişe saplanıp kaldığınızda bu tıpkı bir uçurumda asılı kalmanız, kenara parmaklarınızla tutunmanız gibidir. Tepenize düşecek bir baltayı bekliyorsunuzdur. Geçmişten gelen kapkaranlık bir gölge- siz farkında olmasanız bile- size tehlikede olduğunuzu haykırıyordur; dolayısıyla kendinizi tehlikede hisseder ve sanki de emniyet ağıymış gibi uçurumun kenarına ya da alarmı çalıp "Yangın! Yangın!" diye bağıran bir arkadaşa tutunursunuz.
Geçmişteki bir sıkıntıyı hatırlayıp bu nedenle korku duymak lüzumlu bir şey değildir. Bunun yerine hayatınıza hoşlukları çekin siz. İyi niyeti çekin. Sevgiyi çekin. Ondan korkmak, çekinmek yerine; bilinmez, görünmez bir baltanın tepenize inmesini beklemek yerine hayatı kucaklayın siz. Bu bekleyişe, bu korkuya, endişeye de bir son verin.
Kendinizi bitmiş tükenmiş, ezilip çiğnenmiş, yenik düşmüş hissediyor olabilirsiniz ama bu deneyimlediğiniz şeyler aydınlanmanın kıpırtıları olabilir. Aydınlanmış olmak için, aydınlanmış bir hale gelmek için onu bloke eden karanlığın elbette ki bertaraf olması gerekir. Cennet'teki tüm ışığa zaten kendi içinizde sahipsiniz; yalnızca karanlığın çekip gitmesi gerekiyor, o kadar. Peki tepenize asılı duran o karanlık neyin nesi canlarım? Mazidir bu. Geçmişin kalıntıları, geçmiş itibariyle varılan sonuçlar, geçmişin imgeleri, resimleridir bu; sıkı sıkıya sarılırsınız onlara. Geçmişse onu serbest bırakmanız için size yalvarmaktadır. Zamanını doldurmuştur o; günü bitmiştir. Sizinse bu günde, burada olan günde yaşamanız gerekmektedir.
Bilinçli ya da bilinçsiz olsun geçmişe saplanıp kaldığınızda bu tıpkı bir uçurumda asılı kalmanız, kenara parmaklarınızla tutunmanız gibidir. Tepenize düşecek bir baltayı bekliyorsunuzdur. Geçmişten gelen kapkaranlık bir gölge- siz farkında olmasanız bile- size tehlikede olduğunuzu haykırıyordur; dolayısıyla kendinizi tehlikede hisseder ve sanki de emniyet ağıymış gibi uçurumun kenarına ya da alarmı çalıp "Yangın! Yangın!" diye bağıran bir arkadaşa tutunursunuz.
Geçmişteki bir sıkıntıyı hatırlayıp bu nedenle korku duymak lüzumlu bir şey değildir. Bunun yerine hayatınıza hoşlukları çekin siz. İyi niyeti çekin. Sevgiyi çekin. Ondan korkmak, çekinmek yerine; bilinmez, görünmez bir baltanın tepenize inmesini beklemek yerine hayatı kucaklayın siz. Bu bekleyişe, bu korkuya, endişeye de bir son verin.
28 Haziran 2012 Perşembe
Özgürleşmek...
"Tek bir amacım var: İnsanın özgürleşmesi; insana sınırlarını yıkmak konusunda yardımcı olmak. Ancak böylesine bir iç özgürlükle insan sonsuz mutluluğu ve farkındalığı yakalar. Beni anlamak isteyenlerin özgür olmalarını, peşimden gelmemelerini, beni kafese koymamalarını istiyorum. Çünkü bu bir din yaratır. İnsanlar tüm korkulardan özgür olmalılar: din korkusu, ölüm korkusu, yaşam korkusu. Gerçek ruhsallık (spiritüellik), güdülmeyen Ben yani mantık ve sevgi uyumudur.Yaşamın kendisi koşulsuz gerçek'tir. Gerçek her birimizin içinde, onu ancak her birimiz yalnız başına, yine kendimiz keşfederiz. Koşullandırılmış beyinler, teoriler, rahatlatıcı tezler, cehaletimizi ve bencilliğimizi görmemizde bize yardımcı olamaz. Tüm acı ve ıstıraplarımızın kaynağı da bu cehalet ve bencilliktir. Kendinize berrak gözlerle bakabildiğiniz zaman gerisi kendiliğinden gelecektir."
Jiddhu Krishnamurti
Farkındalığın Işığı adlı kitabından
Jiddhu Krishnamurti
Farkındalığın Işığı adlı kitabından
27 Haziran 2012 Çarşamba
Şifa
Tanrı dedi ki:
Dışarıya yönelik yürüttüğünüz o savaş ve uyumsuzluk hali her zaman sizin dahilinizde, sizin bünyenizdedir. Bu savaştığınız her zaman için kendinizsiniz. Hasmınız kendinizsiniz. Anlaşmazlığın görünen sebebi her ne olursa olsun siz kendinizle savaşırsınız. Karşınızdaki olarak algıladığınız biri sizi gücendirmiş, sizinle kavgaya girmiş vb. göründüğü içindir ki bu sözünü ettiğim şey sizin için bariz olmayabilir. Lakin her halükarda kavga ettiğiniz sizin içinizde bir şeylerdir.
Serbest bırakmadığınız, özgür kılmadığınız bir şeyler vardır. Sizin içinizde olan bir şeyler. Kavga eden sizsiniz. Siz kavga ediyorsunuz. Kavga sizsiniz. Hepsi sizin bünyenizde yatıyor bunların. Kavgayı sıkı sıkı elinizde tutuyor ve gitmesine izin vermiyorsunuz. Koşullar ve olaya dahil olan insanlar tamamen farklı olabilirler ama kavga, sizin içinizdeki kavganın tezahürüdür.
Sürdürdüğünüz kavgaya istinaden uygun sözler bulacak olsam, önünüze koyduğunuz ve ihtiyaç olarak gördüğünüz meseleye teşhis koyacak olsam, her daim sahip olduğunuz o öfkenin kökenine inecek olsam bu şöyle bir şey olurdu, bakın: "Yeterince seviliyor muydum? Yeterince seviliyor muyum? Çok sevilmem, yeterince sevgi görmem gerekiyor. Çok sevilmeyi istiyor, bunu talep ediyorum."
Dışarıya yönelik yürüttüğünüz o savaş ve uyumsuzluk hali her zaman sizin dahilinizde, sizin bünyenizdedir. Bu savaştığınız her zaman için kendinizsiniz. Hasmınız kendinizsiniz. Anlaşmazlığın görünen sebebi her ne olursa olsun siz kendinizle savaşırsınız. Karşınızdaki olarak algıladığınız biri sizi gücendirmiş, sizinle kavgaya girmiş vb. göründüğü içindir ki bu sözünü ettiğim şey sizin için bariz olmayabilir. Lakin her halükarda kavga ettiğiniz sizin içinizde bir şeylerdir.
Serbest bırakmadığınız, özgür kılmadığınız bir şeyler vardır. Sizin içinizde olan bir şeyler. Kavga eden sizsiniz. Siz kavga ediyorsunuz. Kavga sizsiniz. Hepsi sizin bünyenizde yatıyor bunların. Kavgayı sıkı sıkı elinizde tutuyor ve gitmesine izin vermiyorsunuz. Koşullar ve olaya dahil olan insanlar tamamen farklı olabilirler ama kavga, sizin içinizdeki kavganın tezahürüdür.
Sürdürdüğünüz kavgaya istinaden uygun sözler bulacak olsam, önünüze koyduğunuz ve ihtiyaç olarak gördüğünüz meseleye teşhis koyacak olsam, her daim sahip olduğunuz o öfkenin kökenine inecek olsam bu şöyle bir şey olurdu, bakın: "Yeterince seviliyor muydum? Yeterince seviliyor muyum? Çok sevilmem, yeterince sevgi görmem gerekiyor. Çok sevilmeyi istiyor, bunu talep ediyorum."
25 Haziran 2012 Pazartesi
22 Haziran 2012 Cuma
http://spiritualcoffee.org/
Spiritüellik bir inanç sistemi, bir ideoloji değildir. İnsan egosunun, Evren'in sonsuz bilgeliğine ve bilgisine teslimidir...
Spiritüellik bir inanç sistemi, bir ideoloji değildir. İnsan egosunun, Evren'in sonsuz bilgeliğine ve bilgisine teslimidir...
DNA Aktivasyonu ve Genetik Yeniden Modelleme Hakkında
“DNA’yı yeniden programlama ruhsal büyümeyi hızlandırmak, kilo vermek, yaşlanmayı tersine çevirmek, fiziksel özellikleri değiştirmek, vb. için kullanılacaktır. Sayısız olasılık vardır.”
“Bir kez aktive edildiğinde, iki sarmallı DNA’nız, ışık bedeniniz yeni yaradılışlar dediği şey olan 12 sarmallı, ölmeyen ve sonsuza kadar yaşayan bir beden haline gelecektir.”
Işık bedenlerimizi yeniden oluşturma süreci devam ettikçe, yavaşça tümüyle bilinçli ya da çok boyutlu hale gelmenin etkilerini fark etmeye başlayacağız. Bu durum 12 iplikli DNA’mız sonunda yeniden birleştiğinde, yeniden bağlandığında ve aktive olduğunda ortaya çıkacaktır.
O zaman yaşamı çok boyutluluk bilinci içinde deneyimleyeceğiz. Bu bilinç düzeyinde daha yüksek alemlerdeki varlıklar ile bağlantı ve ilişkilerimizi sürdürürken, üçüncü boyutta yaşayabileceğiz. Kalp merkezli bir merhamet halinden (Mesih bilinci) işlev gördüğümüz ve göreceğimiz için, artık diğer boyutlar ile ilişkimiz kesilmeyecek. Bu, hangi boyutta yaşadığımızdan bağımsız olarak gerçekleşecek. Nihayet galaktik ve en sonunda evrensel bir toplumda nasıl başarılı bir şekilde yaşayacağımızı öğreneceğiz. Şu anda pek çok insan birbirine sarılmış bir çift sarmal ile temsil edilen iki aktif DNA ipliğine sahiptir. Bazı kişiler geliştiler ve üç ya da daha fazla ipliği birleştirdiler ve şu sıralarda birçok aktif DNA ipliği olan çok sayıda yeni bebek (kristal çocuklar) dünyaya gelmektedir. Basit bir kan testi bu gerçeği doğrulayabilir.
“Bir kez aktive edildiğinde, iki sarmallı DNA’nız, ışık bedeniniz yeni yaradılışlar dediği şey olan 12 sarmallı, ölmeyen ve sonsuza kadar yaşayan bir beden haline gelecektir.”
Işık bedenlerimizi yeniden oluşturma süreci devam ettikçe, yavaşça tümüyle bilinçli ya da çok boyutlu hale gelmenin etkilerini fark etmeye başlayacağız. Bu durum 12 iplikli DNA’mız sonunda yeniden birleştiğinde, yeniden bağlandığında ve aktive olduğunda ortaya çıkacaktır.
O zaman yaşamı çok boyutluluk bilinci içinde deneyimleyeceğiz. Bu bilinç düzeyinde daha yüksek alemlerdeki varlıklar ile bağlantı ve ilişkilerimizi sürdürürken, üçüncü boyutta yaşayabileceğiz. Kalp merkezli bir merhamet halinden (Mesih bilinci) işlev gördüğümüz ve göreceğimiz için, artık diğer boyutlar ile ilişkimiz kesilmeyecek. Bu, hangi boyutta yaşadığımızdan bağımsız olarak gerçekleşecek. Nihayet galaktik ve en sonunda evrensel bir toplumda nasıl başarılı bir şekilde yaşayacağımızı öğreneceğiz. Şu anda pek çok insan birbirine sarılmış bir çift sarmal ile temsil edilen iki aktif DNA ipliğine sahiptir. Bazı kişiler geliştiler ve üç ya da daha fazla ipliği birleştirdiler ve şu sıralarda birçok aktif DNA ipliği olan çok sayıda yeni bebek (kristal çocuklar) dünyaya gelmektedir. Basit bir kan testi bu gerçeği doğrulayabilir.
19 Haziran 2012 Salı
Öğrenmekte olduğunuz şeyler
Tanrı dedi ki:
Çektiğiniz sıkıntılara, yaşadığınız zorluklara dair uzun bir listeniz olduğunu düşünebilirsiniz. Genellikle kategorize etmem Ben ama bugün çektiğiniz sıkıntıları iki ayrı takıntı bazında kategorize edeceğim: Ego ve bağımlılık/düşkünlük.
Ego, sizin kimlik krizinizden fazlası değildir; bağımlılık, zaaf ya da düşkünlük diyeceğimiz şey ise size ait, size uygun addettiğiniz her şeye sarılıp saplanmanızdır.
Aslını isterseniz ego ve bağımlılık birdir. "Olması gerekir," diye inandığınız şeye esir olmuşsunuzdur. Sonra da inandığınız, sahip olmanız gerektiğine inanmanın size öğretildiği şeye bağımlı olursunuz. Örneğin yaptığınız ya da verdiğiniz her şey için size itibar edilmesi, övgüde bulunulması gerekiyordur, değil mi? Hakkınız olan itibarı görmediğinizde, övgüyü almadığınızda kendinizi yok sayılmış, göz ardı edilmiş, mahrum bırakılmış hissedersiniz ve -haydi yüzleşin bakalım- bu hislerle de pek baş edemezsiniz. Canlarım yok sayılmıyorsunuz, göz ardı edilmiyor, mahrum bırakılmıyorsunuz. Gelişmeniz, büyüyüp tekamül etmeniz için size her türlü fırsat tanınıyor. Bu fırsatlar önünüze saçılmış durumda.
Çektiğiniz sıkıntılara, yaşadığınız zorluklara dair uzun bir listeniz olduğunu düşünebilirsiniz. Genellikle kategorize etmem Ben ama bugün çektiğiniz sıkıntıları iki ayrı takıntı bazında kategorize edeceğim: Ego ve bağımlılık/düşkünlük.
Ego, sizin kimlik krizinizden fazlası değildir; bağımlılık, zaaf ya da düşkünlük diyeceğimiz şey ise size ait, size uygun addettiğiniz her şeye sarılıp saplanmanızdır.
Aslını isterseniz ego ve bağımlılık birdir. "Olması gerekir," diye inandığınız şeye esir olmuşsunuzdur. Sonra da inandığınız, sahip olmanız gerektiğine inanmanın size öğretildiği şeye bağımlı olursunuz. Örneğin yaptığınız ya da verdiğiniz her şey için size itibar edilmesi, övgüde bulunulması gerekiyordur, değil mi? Hakkınız olan itibarı görmediğinizde, övgüyü almadığınızda kendinizi yok sayılmış, göz ardı edilmiş, mahrum bırakılmış hissedersiniz ve -haydi yüzleşin bakalım- bu hislerle de pek baş edemezsiniz. Canlarım yok sayılmıyorsunuz, göz ardı edilmiyor, mahrum bırakılmıyorsunuz. Gelişmeniz, büyüyüp tekamül etmeniz için size her türlü fırsat tanınıyor. Bu fırsatlar önünüze saçılmış durumda.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
