Kendimle konuşuyorum. Kendimle mi konuşuyorum, onunla mı konuşuyorum? O Kim? Ben miyim? Ben olan beni gözlemleyen bu öteki ben kim? Gerçek ben kimim? Bu dünyada işim ne? Bütün bu yaşamın anlamı ne? Nereden geldim, nereye gidiyorum? Kendim olarak mı yaşıyorum yoksa bana ezberletilmiş, programlandığım bir hayatı mı yaşıyorum? Kendimi tanımak için uzun bir yoldayım.
28 Mart 2013 Perşembe
Evrensel Sevgi Nefesi
Lauren Gorgo
Bu yöntemi niyet ile ve en yüksek hayır için uyguladığımız zaman, bizim için her zaman mevcut olan şifa, gençleşme enerjisinin sınırsız rezervine erişimimiz vardır.
Pleiadesliler evrimleşmekte olduğumuz bu yeni insan formunun onların “yaşam nefesi” adını verdikleri yaşayan & nefes alan adamantine zekasının bütünleşmiş, yönetilen sistemi olduğunu söylediler.
Pleiadesliler “adamantin parçacığını” hem tezahür etmiş & hem de tezahür etmemiş varoluştaki maddenin en küçük, en temel (bilinçli) atom altı parçacıkları olarak tanımlar.
Adamantine parçacıkları nötrdür ve onları harekete geçirmek veya onlara komut vermek için SEVGİ gerekir. Bu Sevgiye yüksek kalp vasıtasıyla erişilir ve ruh tek yönlendirici güç olduğu zaman bu sevgi ortaya çıkar.
Adamantine parçacıkları yeni insan kalbi sisteminin 5B parçası olarak yüksek kalbin rezonansına (528 Hz) karşılık verir.
6 Mart 2013 Çarşamba
5 Mart 2013 Salı
Yeni Dünya Enerjileri - Mart 2013
BM Mikail: Kutsal Yerde Yaşamak: Yeni Realite ve Yıldız Tohumları ve Yıldız Dansçıları
Başmelek Mikail ~ Celia Fenn kanalıyla
Sevgili Işık Ailesi, birçoğunuzun Yeni bir Realite ve Yeni Bir Uzayda olmanın farkında olduğunuzu ve bu yeni enerjilere ayarlanmak için çalıştığınızı biliyoruz. 2012 Portalından geçişten sonra, hala “ayaklarınızı diğer tarafta bulma” sürecindesiniz. Bazıları için bu, Yeni Realitede duygusal ve fiziksel dengenizi bulmaya çalışırken, küçük sorunların bile büyüdüğünün görüldüğü çok değişken, dengesiz bir periyot oldu.
Evet Sevgililer, bu yeni Beşinci Boyut Realitesinde Eski realitenin “filtreleri” veya “perdeleri” gitmiş gibi görünüyor ve her şey daha yoğun ve daha anlık, doğrudan ve anda Seçimler ve Kararlar yapmanızı istiyor. Siz artık çözülmemiş duygusal sorunları geçiştiremezsiniz, her şey kendinizi Anda tam olarak hizalamanızı istiyor. Geçmişte yaşayamazsınız, gelecekte yaşayamazsınız, Şimdiki Anda yaşamalısınız ve ortaya çıkan ve baş edilmesi gereken şeylere ve Zaman ve Mekanın Akışında hangi seçimleri yapmanız gerektiğine dikkat etmelisiniz.
Sevgililer, sizler Yoğun İlahi Işığın bu yeni Akışına daha fazla alışırken, Yeni Realitede dengenizi nasıl taşıyacağınızı ve nasıl gelişeceğinizi öğreneceksiniz. Bu Beşinci Boyut Realitesinde hatırlayacağınız en önemli şey, bunun Her Şeyin Yaşamın Akışında Birbirine Bağlı olduğu Birbirine Bağlılık ve Birlik Alemi olduğudur. Sizler Dualitenin ötesinde ve her şeyin yargılandığı ve kategorize edildiği eski referans çerçevesinin ötesinde yaşıyorsunuz. Bu Yeni Realitede, Her Şeyin Kutsal olduğunu, çünkü Her Şeyin Tanrı’nın Işığının bir İfadesi olduğunu algılamaya başlıyorsunuz!
Başmelek Mikail ~ Celia Fenn kanalıyla
Sevgili Işık Ailesi, birçoğunuzun Yeni bir Realite ve Yeni Bir Uzayda olmanın farkında olduğunuzu ve bu yeni enerjilere ayarlanmak için çalıştığınızı biliyoruz. 2012 Portalından geçişten sonra, hala “ayaklarınızı diğer tarafta bulma” sürecindesiniz. Bazıları için bu, Yeni Realitede duygusal ve fiziksel dengenizi bulmaya çalışırken, küçük sorunların bile büyüdüğünün görüldüğü çok değişken, dengesiz bir periyot oldu.
Evet Sevgililer, bu yeni Beşinci Boyut Realitesinde Eski realitenin “filtreleri” veya “perdeleri” gitmiş gibi görünüyor ve her şey daha yoğun ve daha anlık, doğrudan ve anda Seçimler ve Kararlar yapmanızı istiyor. Siz artık çözülmemiş duygusal sorunları geçiştiremezsiniz, her şey kendinizi Anda tam olarak hizalamanızı istiyor. Geçmişte yaşayamazsınız, gelecekte yaşayamazsınız, Şimdiki Anda yaşamalısınız ve ortaya çıkan ve baş edilmesi gereken şeylere ve Zaman ve Mekanın Akışında hangi seçimleri yapmanız gerektiğine dikkat etmelisiniz.
Sevgililer, sizler Yoğun İlahi Işığın bu yeni Akışına daha fazla alışırken, Yeni Realitede dengenizi nasıl taşıyacağınızı ve nasıl gelişeceğinizi öğreneceksiniz. Bu Beşinci Boyut Realitesinde hatırlayacağınız en önemli şey, bunun Her Şeyin Yaşamın Akışında Birbirine Bağlı olduğu Birbirine Bağlılık ve Birlik Alemi olduğudur. Sizler Dualitenin ötesinde ve her şeyin yargılandığı ve kategorize edildiği eski referans çerçevesinin ötesinde yaşıyorsunuz. Bu Yeni Realitede, Her Şeyin Kutsal olduğunu, çünkü Her Şeyin Tanrı’nın Işığının bir İfadesi olduğunu algılamaya başlıyorsunuz!
4 Mart 2013 Pazartesi
Yaşam Oyununun Şifresi
Birkaç gündür Zeynep Alan Sevil Güven'im " Kimse kusura bakmasın ama burada yazanların büyük çoğunluğu kendini Yaratıcı Kaynak'a şirk koşuyor. Herkes dünyada 'ben olsaydım bunu böyle yaratmazdım' dediği alanda ne yapacağını yazıyor ve Yaratıcı Kaynak dünyayı böyle zihninde tuttuğuna göre değişmesi gereken şeylerimiz var hala içimizde demektir." sözlerini düşünüyorum. Peki o zaman hiçbir şey yapmadan saksı gibi oturmak mı lazım diye algılıyor insan. Ne yaparsam yapayım değişim adına; bu, Yaratıcı Kaynak'a şirk koşmak oluyor çünkü. Derken az önce şunu farkettim, ya Yaratıcı Kaynak kendimizi keşfetmemiz adına bunları dünyaya yerleştirdiyse. Ya özellikle kapalı kapılar sürekli karşımıza bu yüzden çıkıyorsa ve biz sürekli zorlayarak açmaya çalıştığımız için sürekli daha da canımız yanıyorsa. Koşup koşup kapıya omuz atıyoruz veya hep birlikte yüklenelim arkadaşlar haydi yallah diyoruz ama değişen hiçbir şey olmuyor.
Sonra aklıma "Prince of Persia" oyununun 11. bölümü geldi yeniden, taa ortaokulda oynadığım. O bölümde karşınıza Prens'in kendisi gelir. Bu onun yansımasıdır ve ne yaparsanız yapın onu dövemezsiniz veya yenemezsiniz. O hep sizden daha iyidir, o sizin yansımanızdır çünkü. O bölümü geçmenin tek yolu vardır "boşluk" tuşuna basıp kılıcınızı yerinize sokmanız. Karşınızdaki yansıma da kılıcını yerine sokar. İki prens selamlaşır ve yol açılır.
Bizler "iyi" niyetli de olsak, cidden bir şeyleri beğenmeyerek, eleştirerek, saldırarak, kabullenmeyerek, karşı saldırılar yaparak; onu değiştirebileceğimizi zannediyoruz. Çünkü "haklıyız", "başaracağız" ve "kazanacağız". İnsanlık tarihi boyunca düsturumuz bu oldu ve birbirimizi daha “haklı” olma uğruna kesip biçtik hem madden, hem de manen. Peki soruyorum size: Kim haksız? Herkes kendine göre haklı değil mi dinlediğinizde. Ee doğru bu. Herkes “Hak”lı yani “Hak” benim yanımda iddiasında; bu yalan mı? “Hak”kın yanında olmadığı kimse var mı, herkes “Hak”kın parçasıyken. Ben karaciğerime katılıyorum, ama barsaklarım yanlış yapıyorlar, onların yanında değilim der misiniz konu bedeniniz olunca?
Sonra aklıma "Prince of Persia" oyununun 11. bölümü geldi yeniden, taa ortaokulda oynadığım. O bölümde karşınıza Prens'in kendisi gelir. Bu onun yansımasıdır ve ne yaparsanız yapın onu dövemezsiniz veya yenemezsiniz. O hep sizden daha iyidir, o sizin yansımanızdır çünkü. O bölümü geçmenin tek yolu vardır "boşluk" tuşuna basıp kılıcınızı yerinize sokmanız. Karşınızdaki yansıma da kılıcını yerine sokar. İki prens selamlaşır ve yol açılır.
Bizler "iyi" niyetli de olsak, cidden bir şeyleri beğenmeyerek, eleştirerek, saldırarak, kabullenmeyerek, karşı saldırılar yaparak; onu değiştirebileceğimizi zannediyoruz. Çünkü "haklıyız", "başaracağız" ve "kazanacağız". İnsanlık tarihi boyunca düsturumuz bu oldu ve birbirimizi daha “haklı” olma uğruna kesip biçtik hem madden, hem de manen. Peki soruyorum size: Kim haksız? Herkes kendine göre haklı değil mi dinlediğinizde. Ee doğru bu. Herkes “Hak”lı yani “Hak” benim yanımda iddiasında; bu yalan mı? “Hak”kın yanında olmadığı kimse var mı, herkes “Hak”kın parçasıyken. Ben karaciğerime katılıyorum, ama barsaklarım yanlış yapıyorlar, onların yanında değilim der misiniz konu bedeniniz olunca?
8 Şubat 2013 Cuma
Ben Ben'im Farkındalığı, Ben Ben'im Nefesi
Şimdi nefes alın diyeceğim ama siz hemen aldıktan sonra arkasından ne okuyacağınızı ve bundan ne elde edeceğinizi merak edeceksiniz. Bu zihinsel bir durumdur...Merak etmeden sadece enerjisel duruma nefesle geçerseniz bu sizi kendi farkındalığınıza getirecektir. Bunun en derin anlamı; zaten aktarılan tüm bilgiyi biliyorsunuz demektir. O halde bunu neden tüm yaşantınıza yayma izni vermiyorsunuz?
Zaten tüm bilgiyi biliyor olmak; kendi potansiyellerinizin de farkında olarak yaşamak değil midir? Bilinmezlik korkusunu özgürleştirmek gerçek bir deneyim alanı yaratmaz mı tüm insanlık için? Nefes; bu merkezde kalabilmek için sizin en önemli katalizörünüzdür...
Zihinsel olmak; gelen bilgiyi ilk defa öğreniyormuş gibi ya kabul verecek ya da reddedecektir. Sizler bilinç durumuna geçtiğiniz an kabul ve reddetmek yerine bütünleşik enerjiyi hissetmeye başlarsınız. Zihnin ötesine geçmek demek; onu kendi bilinç alanınıza getirmek demektir. Onu tümüyle reddetmek demek değildir. Bilmediği zannettiği alanı ona aslında bildiğini göstererek ona rehberlik etmek demektir. Nefes bilinmezliği ortadan kaldırır.
Kendi merkezinde kalamayan varlıklar aslında zihinlerinin onlara rehberlik etmesini seçmiş demektir. Bu da toplu bilinç enerjileri ile çalışan egosal zihnin, rekabet ve arayış içinde olmasına sebep olur.
Zaten tüm bilgiyi biliyor olmak; kendi potansiyellerinizin de farkında olarak yaşamak değil midir? Bilinmezlik korkusunu özgürleştirmek gerçek bir deneyim alanı yaratmaz mı tüm insanlık için? Nefes; bu merkezde kalabilmek için sizin en önemli katalizörünüzdür...
Zihinsel olmak; gelen bilgiyi ilk defa öğreniyormuş gibi ya kabul verecek ya da reddedecektir. Sizler bilinç durumuna geçtiğiniz an kabul ve reddetmek yerine bütünleşik enerjiyi hissetmeye başlarsınız. Zihnin ötesine geçmek demek; onu kendi bilinç alanınıza getirmek demektir. Onu tümüyle reddetmek demek değildir. Bilmediği zannettiği alanı ona aslında bildiğini göstererek ona rehberlik etmek demektir. Nefes bilinmezliği ortadan kaldırır.
Kendi merkezinde kalamayan varlıklar aslında zihinlerinin onlara rehberlik etmesini seçmiş demektir. Bu da toplu bilinç enerjileri ile çalışan egosal zihnin, rekabet ve arayış içinde olmasına sebep olur.
6 Şubat 2013 Çarşamba
Düşüncelerin Ormanı
Tanrı dedi ki:
Karmaşa ve akıl karışıklığı bir ormanda yürürken farkına vardığınız, hissettiğiniz şeylerdir sadece. Ormanın ağaçlarla dolu olduğunu söyleyebilirsiniz. Orman iyidir. Açıklık alanlar da iyidir. Keşmekeş bile iyidir. Sizin bir yere gittiğiniz gösterir.
Ormanda kaybolabilirsiniz ama orman bulunabileceğiniz bir yer de olabilir pek ala. Düşünce ormanının içinde kendinizi bulursunuz siz.
Ormanda yürürken gökyüzüne bakmak; ağaç dallarının, yapraklarının arasından sızan gün ışığına, güneşe doğru bakıyor olmak hayırlıdır, iyidir. Dünya ormanını yarattım Ben ve onun iyi olduğunu, hayırlı olduğunu söyledim.
Bu ormanla ilgili bir sonuca varmak zorunda olduğunuzu düşünmüş olabilirsiniz. Ağaçlara belirli yerler ayırmanız, onları pay edip düzenlemeniz gerektiğini düşünmüş olabilirsiniz; fakat tüm yapmanız gereken o ormanda yürümeye devam etmek aslında. Orman nizami, düzenli falan olmak zorunda değildir. Ormanlar peyzaj alanı değildir. Yabani otlardan arındırılamaz onlar. Yeknesak, aynı tip bir yapıda olmazlar. Planlanmamışlardır, bir projeleri yoktur. Doğal halleriyle, akış içinde büyüyüp gelişirler ve büyüleyici yerlerdir ormanlar; gün ışığı ağaçların tepelerinde nasıl da oyunlar yapar, onca kuş ve tüm o canlılar nasıl da yaşar oralarda ve siz de nasıl kendinize bir yol yapar, oradan yürür gidersiniz ormanda. Orman ormandır ama hiçbir biri birine benzemez onların, öyle olmaları da gerekmez zaten.
Karmaşa ve akıl karışıklığı bir ormanda yürürken farkına vardığınız, hissettiğiniz şeylerdir sadece. Ormanın ağaçlarla dolu olduğunu söyleyebilirsiniz. Orman iyidir. Açıklık alanlar da iyidir. Keşmekeş bile iyidir. Sizin bir yere gittiğiniz gösterir.
Ormanda kaybolabilirsiniz ama orman bulunabileceğiniz bir yer de olabilir pek ala. Düşünce ormanının içinde kendinizi bulursunuz siz.
Ormanda yürürken gökyüzüne bakmak; ağaç dallarının, yapraklarının arasından sızan gün ışığına, güneşe doğru bakıyor olmak hayırlıdır, iyidir. Dünya ormanını yarattım Ben ve onun iyi olduğunu, hayırlı olduğunu söyledim.
Bu ormanla ilgili bir sonuca varmak zorunda olduğunuzu düşünmüş olabilirsiniz. Ağaçlara belirli yerler ayırmanız, onları pay edip düzenlemeniz gerektiğini düşünmüş olabilirsiniz; fakat tüm yapmanız gereken o ormanda yürümeye devam etmek aslında. Orman nizami, düzenli falan olmak zorunda değildir. Ormanlar peyzaj alanı değildir. Yabani otlardan arındırılamaz onlar. Yeknesak, aynı tip bir yapıda olmazlar. Planlanmamışlardır, bir projeleri yoktur. Doğal halleriyle, akış içinde büyüyüp gelişirler ve büyüleyici yerlerdir ormanlar; gün ışığı ağaçların tepelerinde nasıl da oyunlar yapar, onca kuş ve tüm o canlılar nasıl da yaşar oralarda ve siz de nasıl kendinize bir yol yapar, oradan yürür gidersiniz ormanda. Orman ormandır ama hiçbir biri birine benzemez onların, öyle olmaları da gerekmez zaten.
31 Ocak 2013 Perşembe
Başmelek Mikail - Kendinin Farkındalığının Sekiz Aşaması
Ronna Herman kanalıyla aktarılmıştır, LM-02-2013
Sevgili üstatlar, sizler bilincin bir çok seviyelerini ve alt seviyelerini geçerken gerçekleşmekte olan şeyler hakkında geçmişte açıklama yaptık, ama hafızanızı tazeleyeceğiz. Aura alanınızdaki bozulmaları temizlerken, aynı zamanda gerçekleşmekte olan içsel bir süreç de vardır. Tüm fiziksel yapınız, bütünleştirmekte olduğunuz yüksek frekans kalıpları tarafından tetiklenen karmaşık değişimlerden geçiyor; bu yüksek frekans kalıpları Işık Şehirleri vasıtasıyla Yaratıcı Kaynaktan geliyor. DNA’nız, çakra merkezleriniz ve Kutsal Kalbiniz/Zihniniz İlahi Mavikopyanızı içerir. Yaratıcı bilincin Adamantine Parçacıklarının daha fazlasını bütünleştirirken, gerçeğiniz olarak kabul ettiğiniz olumsuz kavramlar nedeniyle yaratmış olduğunuz tüm bozukluklar/kusurlar yavaşça düzeltiliyor. Bu çarpıtılmış kavramların çoğu, iyileştirilmek veya elimine edilmek için bilinçli farkındalığınıza süzülüyor; ve sizler kozmosun bilgeliğinin daha derinlerini araştırırken, bunun rahatsız edici, endişe verici olabileceğini anlıyoruz. Bunu yaparken, duyarlı farkındalık ve sabır halini sürdürmeniz çok önemlidir. İnsanlık unutkanlık halinden veya Benliğin sınırlı farkındalığı denilebilecek bir halden ortaya çıkıyor.
Sizler ayırt etme güçlendirici armağanı vasıtasıyla, mevcut olan bilgi çokluğunu ve yeni kavramları analiz etmede çok becerikli hale geliyorsunuz. Şimdi, ÜstRuhunuza – Yüksek Benliğinize ve içinizdeki küçük sese daha fazla uyumlu olduğunuz için, bir kavramın içsel gerçeğiniz ile uyumlu olup olmadığını hızla saptama yeteneğini kazanıyorsunuz. Eğer uyumlu değilse, kötü niyet veya yargılama olmadan onu seçim dışı bırakmanızı gerektirir veya eğer emin değilseniz, onu bir kenara bırakın ve Yüksek Benliğinizden onu sizin için belirgin bir şekilde doğrulamasını isteyin. Birçok yeni kavramlarla bombardıman edildiğinizin farkındayız, bunların bazıları kavramsal anlayışınızın sınırlarını zorluyor. Lütfen, deneyimlemekte olduğunuz şeylerin hepsinin ortasında olduğunuz yükseliş ve yeniden birleşme sürecinin parçası olduğunun ve bunun zaman geçerken hızlanacağının farkında olun. Yükseliş Yolunda nerede bulunduğunuz önemli değil, anlayış seviyenizle huzurlu olun ve kendinize karşı sabırlı olun. Size durmaksızın “Yeterince iyi değilsin. Etrafındakilerin gerisindesin. Sen değerli değilsin. Tüm spiritüel terimleri, teknikleri ve meditasyonları asla öğrenemeyecek, anlayamayacak ve bunlarda mükemmel olamayacaksın!” diye fısıldayan egodur. Bu gerçekleştiği zaman DURUN ve nazikçe zihninizi seçtiğiniz bir kaç onaylama ile merkeze geri getirin.
Dünyadaki her Ruhun varoluşun yüksek alemlerine geri dönüş Yolunu izlemesi önceden belirlenmiştir; ancak, bu çok kişisel bir yolculuktur. Bir çok kez belirttiğimiz gibi: alçak yolda, orta yolda veya yüksek yolda gidebilirsiniz; bu size bağlıdır, ancak en sonunda Işığın daha ince boyutlarına geri döneceksiniz. Baba/Anne Tanrımız tarafından yaratılmış olan Işıklandırılan bu dünyasal, önceden belirlenmiş İlahi Mavikopyanın çerçevesi içinde ÖZGÜR İRADEYE sahipsiniz. Sizler bilincin yüksek seviyelerine erişirken, beyninizin düşük kısımlarının veya üçüncü/dördüncü boyutların düşük frekansları ile rezonansa giren ve hayvan/insan içgüdüsel doğamızı içeren kısımlarınızın giderek uyarlanacağının veya kapatılacağının farkında olmalısınız. Sizler Kutsal Zihninizin bilgeliğine erişirken ve Yüksek Benliğiniz, rehberleriniz ve melek yardımcılarınız ile etkileşim kurma yeteneği kazanırken, yavaşça içgüdüsel doğanızın yerine sezgisel doğanız geliyor. Tüm engin tarihinizin, soyağacınızın ve İlahi mirasınızın yüksek bilincinizin hazine sandığında saklandığı yüksek beyin yapınızda – Kutsal Zihninizde – saklanan bilgeliğin Işık paketlerine erişme yeteneği kazanıyorsunuz.
Sevgili üstatlar, sizler bilincin bir çok seviyelerini ve alt seviyelerini geçerken gerçekleşmekte olan şeyler hakkında geçmişte açıklama yaptık, ama hafızanızı tazeleyeceğiz. Aura alanınızdaki bozulmaları temizlerken, aynı zamanda gerçekleşmekte olan içsel bir süreç de vardır. Tüm fiziksel yapınız, bütünleştirmekte olduğunuz yüksek frekans kalıpları tarafından tetiklenen karmaşık değişimlerden geçiyor; bu yüksek frekans kalıpları Işık Şehirleri vasıtasıyla Yaratıcı Kaynaktan geliyor. DNA’nız, çakra merkezleriniz ve Kutsal Kalbiniz/Zihniniz İlahi Mavikopyanızı içerir. Yaratıcı bilincin Adamantine Parçacıklarının daha fazlasını bütünleştirirken, gerçeğiniz olarak kabul ettiğiniz olumsuz kavramlar nedeniyle yaratmış olduğunuz tüm bozukluklar/kusurlar yavaşça düzeltiliyor. Bu çarpıtılmış kavramların çoğu, iyileştirilmek veya elimine edilmek için bilinçli farkındalığınıza süzülüyor; ve sizler kozmosun bilgeliğinin daha derinlerini araştırırken, bunun rahatsız edici, endişe verici olabileceğini anlıyoruz. Bunu yaparken, duyarlı farkındalık ve sabır halini sürdürmeniz çok önemlidir. İnsanlık unutkanlık halinden veya Benliğin sınırlı farkındalığı denilebilecek bir halden ortaya çıkıyor.
Sizler ayırt etme güçlendirici armağanı vasıtasıyla, mevcut olan bilgi çokluğunu ve yeni kavramları analiz etmede çok becerikli hale geliyorsunuz. Şimdi, ÜstRuhunuza – Yüksek Benliğinize ve içinizdeki küçük sese daha fazla uyumlu olduğunuz için, bir kavramın içsel gerçeğiniz ile uyumlu olup olmadığını hızla saptama yeteneğini kazanıyorsunuz. Eğer uyumlu değilse, kötü niyet veya yargılama olmadan onu seçim dışı bırakmanızı gerektirir veya eğer emin değilseniz, onu bir kenara bırakın ve Yüksek Benliğinizden onu sizin için belirgin bir şekilde doğrulamasını isteyin. Birçok yeni kavramlarla bombardıman edildiğinizin farkındayız, bunların bazıları kavramsal anlayışınızın sınırlarını zorluyor. Lütfen, deneyimlemekte olduğunuz şeylerin hepsinin ortasında olduğunuz yükseliş ve yeniden birleşme sürecinin parçası olduğunun ve bunun zaman geçerken hızlanacağının farkında olun. Yükseliş Yolunda nerede bulunduğunuz önemli değil, anlayış seviyenizle huzurlu olun ve kendinize karşı sabırlı olun. Size durmaksızın “Yeterince iyi değilsin. Etrafındakilerin gerisindesin. Sen değerli değilsin. Tüm spiritüel terimleri, teknikleri ve meditasyonları asla öğrenemeyecek, anlayamayacak ve bunlarda mükemmel olamayacaksın!” diye fısıldayan egodur. Bu gerçekleştiği zaman DURUN ve nazikçe zihninizi seçtiğiniz bir kaç onaylama ile merkeze geri getirin.
Dünyadaki her Ruhun varoluşun yüksek alemlerine geri dönüş Yolunu izlemesi önceden belirlenmiştir; ancak, bu çok kişisel bir yolculuktur. Bir çok kez belirttiğimiz gibi: alçak yolda, orta yolda veya yüksek yolda gidebilirsiniz; bu size bağlıdır, ancak en sonunda Işığın daha ince boyutlarına geri döneceksiniz. Baba/Anne Tanrımız tarafından yaratılmış olan Işıklandırılan bu dünyasal, önceden belirlenmiş İlahi Mavikopyanın çerçevesi içinde ÖZGÜR İRADEYE sahipsiniz. Sizler bilincin yüksek seviyelerine erişirken, beyninizin düşük kısımlarının veya üçüncü/dördüncü boyutların düşük frekansları ile rezonansa giren ve hayvan/insan içgüdüsel doğamızı içeren kısımlarınızın giderek uyarlanacağının veya kapatılacağının farkında olmalısınız. Sizler Kutsal Zihninizin bilgeliğine erişirken ve Yüksek Benliğiniz, rehberleriniz ve melek yardımcılarınız ile etkileşim kurma yeteneği kazanırken, yavaşça içgüdüsel doğanızın yerine sezgisel doğanız geliyor. Tüm engin tarihinizin, soyağacınızın ve İlahi mirasınızın yüksek bilincinizin hazine sandığında saklandığı yüksek beyin yapınızda – Kutsal Zihninizde – saklanan bilgeliğin Işık paketlerine erişme yeteneği kazanıyorsunuz.
28 Ocak 2013 Pazartesi
Eğer Ben Sizi Tüm Kalbimle Sevebiliyorsam Siz de Kendinizi Sevemez misiniz Peki?
Tanrı dedi ki:
Bugün kendinizde kusur bulmayı bırakmanın günüdür. Evet, lütfen kendinizde sonu gelmeyen kusurlar bulmaya son verin artık. Söylediğiniz veya yaptığınız ya da söylemediğiniz veya yapmadığınız bir şey için her gün elinizi başınıza vurup pişmanlık yaşıyorsanız eğer, bu Heavenletter bilakis sizin için demektir.
Sizin için biraz mola vermenin zamanıdır.
Tabii ki hatalar yapıyorsunuz. Tabii ki başka türlü davranmış veya konuşmuş olmayı diliyorsunuz ama bunu yapmaktan artık usanmadınız mı?
Yaptıkları iyi, güzel şeyleri çocuklarınıza nasıl gösteriyorsanız, yaptığınız tüm o güzel şeyleri de kendinize göstermelisiniz. İyi bir yüreğiniz var. Başkalarını umursuyor, onları önemsiyorsunuz. Artık kendinize de önem verin, değer verin.
Bir başkasını kendinizi yerden yere vurduğunuz şekilde hırpalamazdınız hiç. Didik didik, lime lime etmezdiniz böyle. Kusurlarınızı, hatalarınızı yakalamakta uzmansınız. Kusurları unutun. Kendinizde bu kadar kusur bulmak demek Bende kusur bulmak demektir. Bende kusur bulmak için kendinizi alaşağı etmezdiniz değil mi? Sizden kendinizi sevmenizi istiyorum Ben, lütfen. Benim size nasıl baktığımı düşünün. Ben size sevginin gözleriyle bakıyorum. Şimdi, kendinizi de aynı şekilde sevmenin zamanıdır. Eğer Ben sizi tüm kalbimle sevebiliyorsam siz de kendinizi aynı şekilde sevemez misiniz?
Bugün kendinizde kusur bulmayı bırakmanın günüdür. Evet, lütfen kendinizde sonu gelmeyen kusurlar bulmaya son verin artık. Söylediğiniz veya yaptığınız ya da söylemediğiniz veya yapmadığınız bir şey için her gün elinizi başınıza vurup pişmanlık yaşıyorsanız eğer, bu Heavenletter bilakis sizin için demektir.
Sizin için biraz mola vermenin zamanıdır.
Tabii ki hatalar yapıyorsunuz. Tabii ki başka türlü davranmış veya konuşmuş olmayı diliyorsunuz ama bunu yapmaktan artık usanmadınız mı?
Yaptıkları iyi, güzel şeyleri çocuklarınıza nasıl gösteriyorsanız, yaptığınız tüm o güzel şeyleri de kendinize göstermelisiniz. İyi bir yüreğiniz var. Başkalarını umursuyor, onları önemsiyorsunuz. Artık kendinize de önem verin, değer verin.
Bir başkasını kendinizi yerden yere vurduğunuz şekilde hırpalamazdınız hiç. Didik didik, lime lime etmezdiniz böyle. Kusurlarınızı, hatalarınızı yakalamakta uzmansınız. Kusurları unutun. Kendinizde bu kadar kusur bulmak demek Bende kusur bulmak demektir. Bende kusur bulmak için kendinizi alaşağı etmezdiniz değil mi? Sizden kendinizi sevmenizi istiyorum Ben, lütfen. Benim size nasıl baktığımı düşünün. Ben size sevginin gözleriyle bakıyorum. Şimdi, kendinizi de aynı şekilde sevmenin zamanıdır. Eğer Ben sizi tüm kalbimle sevebiliyorsam siz de kendinizi aynı şekilde sevemez misiniz?
27 Ocak 2013 Pazar
Gerçeğiniz Nedir?
Jennifer Hoffman Tarafından kanallık edilen Başmelek Uriel Mesajı - 21.01.2013
Kim olduğunuz, yaşam amacınız, yaşamınızın amacı, yarattığınız yolculuk ve yaptığınız seçimler, hepsi gerçeğe dayanır. Gerçek size verilmez ya da sizin için yaratılmaz, o sizin yargılarınıza dayalı olarak yarattığınız titreşimsel bir frekanstır. Başka bir deyişle gerçek, bir enerji akışı yargılama tarafından dondurulduğunda oluşturulan algılamadır. Her insanın kendi gerçeği vardır ve sizler gerçeklerinizin kesişimi vasıtasıyla diğerleriyle birleşirsiniz.
Enerjiyi dondurarak gerçekliğinizi oluşturursunuz çünkü ruh, fiziksel alanda var olabilmek için yoğun gerçekliğe ihtiyaç duyar. İşte bu şekilde dersleri öğreniyor ve insanlığın yolu olan yükseliş evrimini oluşturuyorsunuz. Yargılamalar yaratıyor ve belirli bir gerçek üzerinde enerjiyi donduruyorsunuz, böylelikle onu yanlış yapabileceksiniz, bu sizin şifa yolculuğunuz. Bu yargılamalar aracılığıyla 'Ben bu değilim' senaryoları yaratıyorsunuz, böylelikle 'Ben buyum' varlığınızı geri çağırabiliyorsunuz. Çoğu 'Ben bu değilim' senaryolarınız eylem ve kelimeler aracılığıyla başkalarınca yansıtılmıştır. Başkalarının gerçeklerini değiştirmek yerine, onların sizin kendi gerçekliğinizi değiştirmeye yardımcı olduklarını bilin.
Birinin gerçeği, onun sizin için gerçek olduğunu inanın ya da inanmayın, sahip olduğunuz bir gerçekle uyumlu olduğu zaman gerçek bir bağ oluşur. Bu gerçek genelde sizin 'Ben bu değilim' gerçeğinizin bir veçhesidir ve siz onu reddederek karşılık verirsiniz. Fakat bu onu gerçek dışı yapmaz ve o sizin için çok güçlü bir öğrenme, şifa ve dönüşüm barındırır. Acı veren gerçeklerin kendi inanç ve anlayışınızın bir yansıması olduğunu kabul ederek bu gerçeklerin size sunduğu şifaya ulaşabilirsiniz.
Boyutlar ve Çok Boyutluluk
15 Aralık 2012
The Group~Steve Rother
Elrah devreye girer...
Oh, işte oradasınız !
Benim geleceğimi düşünmüyordunuz fakat ben Elrah ve ben buradayım. Ben Ritmik Servisten Elrah. Ben oturamıyorum, ayağa kalkmak zorundayım. Tamam. Hatta bu ceketi Koruyucu için onaracağım çünkü o bu ceketi seviyor. Bu ceketin içinde iyi görünmüyor mu? Bu iyi görünüyor mu ? Hepiniz hoş geldiniz.Sizinle uğraşıyorum kameramanlar.Bunu beklemiyordunuz değil mi ? Evet,insan rolünü gerçekten iyi oynuyorum,şöyle bir uğruyorum ve her türlü komik şeyi yapıyorum.Buraya Zamanın Koruyucusu sizinle konuşmadan önce geldim çünkü o benim kardeşimdir,biliyorsunuz ve biz onunla her zaman konuşuyoruz.Aramızda hiçbir problem yok , çünkü bizim egomuz yok.Egom varmış gibi davranmaya çalışıyorum ve şimdiye dek bunda oldukça başarılı oldum,fakat bu sadece bir varsayım oyunu çünkü onun aracılığıyla konuşmuşum ya da benim aracılığımla konuşmuşuz buna aldırmıyorum.Hiç bir farkı yok çünkü her birimiz birbirimizin bir parçası,sizin de olduğunuz gibi.Bunu daha çok, daha çok görmeye başlayacaksınız,çünkü önümüzdeki günlerde oldukça farklılık göreceksiniz.Şimdi size gerçekleşmekte olan şeylerden biraz bahsedeceğim.
Oluşmakta olan bir vortex(girdap) var ve o gittikçe ilginç bir hal alıyor.Hiç sifonu çektiğinizde tuvalete bakıp aşağıya doğru dönen suyu gördünüz mü? Bu bir vortex.Eveeet.Bunu burada Birleşik Devletlerde her yerde göremezsiniz.Avrupa'da aynı şeyi yapmıyorlar,o bir anda aşağıya iniyor.Her neyse,eğer bir vortexe bakarsanız sadece resimin yarısını görebilirsiniz,çünkü görülen tarafı bu kadardır.Her zaman vortexin enerjik bir çifti vardır,yani her ne kadar siz yarısını görsenizde görmediğiniz tam bir parçası vardır.Sizler,Zamanın Koruyucusunun size açıklayacağı bir zaman vortexine henüz yeni girdiniz.Fakat bu kavramı sizinle öncelikli olarak ben paylaşmak istiyorum çünkü halihazırda ona giriş yaptınız.Dostum,giriş yaptınız derken bu sefer gerçekten de giriş yaptınız.Meydana gelmekte olan şudur.Yeni bir dünyaya giriyorsunuz.Ahhh işte burda sizi biraz yakaladık,değil mi? Bunu beklemiyor fakat uzun bir zamandır planlıyordunuz-hatta Mayalar bile bunun geleceğini biliyordu.Bunun tam ortasından giriş yaptınız , fakat buradan oraya kadarki geçiş büyük bir adımdır ve bu bir çok insan için çok korkutucu.Bu yüzden hareket etmeniz için bir insan dalgası başlattık ve vortexi açtık.Şimdi gerçekleşmekte olan şey ise vortexin tamamlanıyor olmasıdır.Siz diğer taraftan enerjetikleri çeken bir tarafa sahipsiniz,sonra hepsi çalışmaya başladığında bu bir portala(kapı) dönüşür.''Neyin portalı?' diye soruyorsunuz.Evet,bahsettiğiniz dünyaya açılan bir portal,''Yuva'' dediğiniz o mükemmel yere.Ben ondan büyük 'Y' ile Yuva olarak bahsediyorum çünkü ben oradanım ve siz hepiniz de oradansınız.Kainat boyunca bir çok farklı şekillerde dans edip durdunuz ve şimdi buraya,Dünyaya tam da zamanında bu portaldan geçişinizi izlemek üzere kondunuz.
The Group~Steve Rother
Elrah devreye girer...
Oh, işte oradasınız !
Benim geleceğimi düşünmüyordunuz fakat ben Elrah ve ben buradayım. Ben Ritmik Servisten Elrah. Ben oturamıyorum, ayağa kalkmak zorundayım. Tamam. Hatta bu ceketi Koruyucu için onaracağım çünkü o bu ceketi seviyor. Bu ceketin içinde iyi görünmüyor mu? Bu iyi görünüyor mu ? Hepiniz hoş geldiniz.Sizinle uğraşıyorum kameramanlar.Bunu beklemiyordunuz değil mi ? Evet,insan rolünü gerçekten iyi oynuyorum,şöyle bir uğruyorum ve her türlü komik şeyi yapıyorum.Buraya Zamanın Koruyucusu sizinle konuşmadan önce geldim çünkü o benim kardeşimdir,biliyorsunuz ve biz onunla her zaman konuşuyoruz.Aramızda hiçbir problem yok , çünkü bizim egomuz yok.Egom varmış gibi davranmaya çalışıyorum ve şimdiye dek bunda oldukça başarılı oldum,fakat bu sadece bir varsayım oyunu çünkü onun aracılığıyla konuşmuşum ya da benim aracılığımla konuşmuşuz buna aldırmıyorum.Hiç bir farkı yok çünkü her birimiz birbirimizin bir parçası,sizin de olduğunuz gibi.Bunu daha çok, daha çok görmeye başlayacaksınız,çünkü önümüzdeki günlerde oldukça farklılık göreceksiniz.Şimdi size gerçekleşmekte olan şeylerden biraz bahsedeceğim.
Oluşmakta olan bir vortex(girdap) var ve o gittikçe ilginç bir hal alıyor.Hiç sifonu çektiğinizde tuvalete bakıp aşağıya doğru dönen suyu gördünüz mü? Bu bir vortex.Eveeet.Bunu burada Birleşik Devletlerde her yerde göremezsiniz.Avrupa'da aynı şeyi yapmıyorlar,o bir anda aşağıya iniyor.Her neyse,eğer bir vortexe bakarsanız sadece resimin yarısını görebilirsiniz,çünkü görülen tarafı bu kadardır.Her zaman vortexin enerjik bir çifti vardır,yani her ne kadar siz yarısını görsenizde görmediğiniz tam bir parçası vardır.Sizler,Zamanın Koruyucusunun size açıklayacağı bir zaman vortexine henüz yeni girdiniz.Fakat bu kavramı sizinle öncelikli olarak ben paylaşmak istiyorum çünkü halihazırda ona giriş yaptınız.Dostum,giriş yaptınız derken bu sefer gerçekten de giriş yaptınız.Meydana gelmekte olan şudur.Yeni bir dünyaya giriyorsunuz.Ahhh işte burda sizi biraz yakaladık,değil mi? Bunu beklemiyor fakat uzun bir zamandır planlıyordunuz-hatta Mayalar bile bunun geleceğini biliyordu.Bunun tam ortasından giriş yaptınız , fakat buradan oraya kadarki geçiş büyük bir adımdır ve bu bir çok insan için çok korkutucu.Bu yüzden hareket etmeniz için bir insan dalgası başlattık ve vortexi açtık.Şimdi gerçekleşmekte olan şey ise vortexin tamamlanıyor olmasıdır.Siz diğer taraftan enerjetikleri çeken bir tarafa sahipsiniz,sonra hepsi çalışmaya başladığında bu bir portala(kapı) dönüşür.''Neyin portalı?' diye soruyorsunuz.Evet,bahsettiğiniz dünyaya açılan bir portal,''Yuva'' dediğiniz o mükemmel yere.Ben ondan büyük 'Y' ile Yuva olarak bahsediyorum çünkü ben oradanım ve siz hepiniz de oradansınız.Kainat boyunca bir çok farklı şekillerde dans edip durdunuz ve şimdi buraya,Dünyaya tam da zamanında bu portaldan geçişinizi izlemek üzere kondunuz.
22 Ocak 2013 Salı
Titreşimlerin Sırrını Çözen Kainatın Sırrını Çözer: Frekanslar ve Hayatımıza Etkileri
Bundan yirmi yıl önce size evrenin aslında kocaman bir titreşim olduğu söylenseydi, küçük evren insanın da etrafındaki her şeyle birlikte her an titreşmekte olduğunu ve hayatın sırrının titreşimlerde saklı olduğu söylenseydi ne düşünürdünüz?
Nikola Tesla titreşimlerin sırrını kısmen de olsa çözmüştü
Muhtemelen bu söylenilenlere çok fazla anlam veremez ve üzerinde de fazla durmazdınız. Çünkü o zamanlar titreşimlerin bu derece önemli olduğu insanlık tarafından bilinmiyordu. Gerçi hala da tam olarak bilindiği söylenemez… Hâlbuki bundan 100 yıl önce Nikola Tesla kendi icadı olan deprem makinesini anlatırken şu sözleri söylemişti: “Birkaç saniyede binanın titremeye başladığını hissettim. On dakika daha devam etseydim binayı ve sokağı yıkabilirdi. Aynı cihazla Brooklyn Köprüsünü 1 saatten kısa bir süre içinde East River’a indirebilirdim.” Tesla frekansların yani titreşimlerin sırrını kısmen de olsa çözmüştü. Tesla’ya göre evren kocaman bir titreşimdi ve hepimiz bu titreşimin küçük birer yansımasıydık. Ya da başka bir deyişle evren bir gitar, bizler de onun telleriyiz ve diğer tüm tellerle birlikte her an titreşiyoruz. Bilim adamları yüzyıllardır bu şarkıyı anlamlandırmaya çalışıyorlar ve sonunda notaları keşfettiler. Şimdi de gitarın tellerini koparmadan melodiyi çözmeye çalışıyorlar… Bu yazıda melodiye ait birkaç sol anahtarı vermeye çalışacağız.
Saniyede 10 bin kez hızla titreşen canlıları göremiyoruz
Her şeyin özü enerjidir. Kütle, enerjinin yoğunlaşmış halidir. Düşünce enerjidir. Enerji sürekli titreşerek bir salınım oluşturur. Bizler de insanoğlu olarak sürekli titreşen enerjileriz. Titreşim seviyemiz düşük olduğu için yeryüzünde çökeltilmiş şekilde yani kütle-beden olarak hayatlarımızı devam ettiriyoruz. Bizim titreşimimize uygun şekilde titreşen enerjileri de kendi titreşim dünyamızda kütle olarak görebiliyoruz (diğer insanlar, hayvanlar, masa, sandalye vs.) İnsan bedeninin doğal titreşim düzeyi saniyede ortalama 300 titreşimdir. Dünya işleriyle fazlaca ilgili olan insanlar bu titreşimin altındadırlar. Frekans yani titreşim düzeyi arttıkça kişilerin doğaüstü güçleri de artmaktadır. Şifa verme gücüne sahip olan kişilerin titreşim düzeyleri saniyede ortalama 500 titreşimdir. 800 titreşim seviyesine gelindiğindeyse medyumik güçler ortaya çıkar. 1000 titreşimin üzerinde telepati kanalı gayet akıcı şekilde açıktır. Saniyede 10 bin titreşim seviyesindeki insan astral seyahat yapabilir konuma gelir. Bu tıpkı bir gitarın tellerinin titreşmesi gibidir. Gitarın telini oynattığınızda önce hızla titreşir, teli göremezsiniz. Sonra titreşim azalmaya başlar ve tel görünür hale gelir. Bizler de şu anda saniyede 300 titreşimle birbirimizi görebiliyoruz ama saniyede 10 bin kez hızla titreşen canlıları göremiyoruz. Onları boyut üstü varlıklar olarak adlandırıyoruz. İçimizden pek azımız yani medyum diye tabir ettiğimiz kişiler onlarla temasa geçebiliyor. Bazen kanal olarak da onlardan gelen bilgileri aldıklarını iddia edebiliyorlar. Bu kişilerin bir kısmı şizofren hastası, bir kısmı dolandırıcı olabilir ama titreşim seviyesini saniyede 10 binin çok üzerine çıkartıp zaman mekân mefhumunu aşan insanların da var olduğu biliniyor. Çok büyük kâhinler bu frekans seviyesinde oldukları için söyledikleri pek çok şey doğru çıkmaktadır. Duru görü yapan medyumlar kaybolan eşyaları bu şekilde bulabilmektedir. Şifacılar tek bir dokunuşla hastanın hasarlı olan organına en uygun frekansı vererek onu iyileştirebilmektedir. Şifacı ya da bioenerji uzmanı olarak tabir ettiğimiz kişilerin yaptıkları şey özünde kendileri vasıtalarıyla hastaya doğru frekansları vermektir.
Nikola Tesla titreşimlerin sırrını kısmen de olsa çözmüştü
Muhtemelen bu söylenilenlere çok fazla anlam veremez ve üzerinde de fazla durmazdınız. Çünkü o zamanlar titreşimlerin bu derece önemli olduğu insanlık tarafından bilinmiyordu. Gerçi hala da tam olarak bilindiği söylenemez… Hâlbuki bundan 100 yıl önce Nikola Tesla kendi icadı olan deprem makinesini anlatırken şu sözleri söylemişti: “Birkaç saniyede binanın titremeye başladığını hissettim. On dakika daha devam etseydim binayı ve sokağı yıkabilirdi. Aynı cihazla Brooklyn Köprüsünü 1 saatten kısa bir süre içinde East River’a indirebilirdim.” Tesla frekansların yani titreşimlerin sırrını kısmen de olsa çözmüştü. Tesla’ya göre evren kocaman bir titreşimdi ve hepimiz bu titreşimin küçük birer yansımasıydık. Ya da başka bir deyişle evren bir gitar, bizler de onun telleriyiz ve diğer tüm tellerle birlikte her an titreşiyoruz. Bilim adamları yüzyıllardır bu şarkıyı anlamlandırmaya çalışıyorlar ve sonunda notaları keşfettiler. Şimdi de gitarın tellerini koparmadan melodiyi çözmeye çalışıyorlar… Bu yazıda melodiye ait birkaç sol anahtarı vermeye çalışacağız.
Saniyede 10 bin kez hızla titreşen canlıları göremiyoruz
Her şeyin özü enerjidir. Kütle, enerjinin yoğunlaşmış halidir. Düşünce enerjidir. Enerji sürekli titreşerek bir salınım oluşturur. Bizler de insanoğlu olarak sürekli titreşen enerjileriz. Titreşim seviyemiz düşük olduğu için yeryüzünde çökeltilmiş şekilde yani kütle-beden olarak hayatlarımızı devam ettiriyoruz. Bizim titreşimimize uygun şekilde titreşen enerjileri de kendi titreşim dünyamızda kütle olarak görebiliyoruz (diğer insanlar, hayvanlar, masa, sandalye vs.) İnsan bedeninin doğal titreşim düzeyi saniyede ortalama 300 titreşimdir. Dünya işleriyle fazlaca ilgili olan insanlar bu titreşimin altındadırlar. Frekans yani titreşim düzeyi arttıkça kişilerin doğaüstü güçleri de artmaktadır. Şifa verme gücüne sahip olan kişilerin titreşim düzeyleri saniyede ortalama 500 titreşimdir. 800 titreşim seviyesine gelindiğindeyse medyumik güçler ortaya çıkar. 1000 titreşimin üzerinde telepati kanalı gayet akıcı şekilde açıktır. Saniyede 10 bin titreşim seviyesindeki insan astral seyahat yapabilir konuma gelir. Bu tıpkı bir gitarın tellerinin titreşmesi gibidir. Gitarın telini oynattığınızda önce hızla titreşir, teli göremezsiniz. Sonra titreşim azalmaya başlar ve tel görünür hale gelir. Bizler de şu anda saniyede 300 titreşimle birbirimizi görebiliyoruz ama saniyede 10 bin kez hızla titreşen canlıları göremiyoruz. Onları boyut üstü varlıklar olarak adlandırıyoruz. İçimizden pek azımız yani medyum diye tabir ettiğimiz kişiler onlarla temasa geçebiliyor. Bazen kanal olarak da onlardan gelen bilgileri aldıklarını iddia edebiliyorlar. Bu kişilerin bir kısmı şizofren hastası, bir kısmı dolandırıcı olabilir ama titreşim seviyesini saniyede 10 binin çok üzerine çıkartıp zaman mekân mefhumunu aşan insanların da var olduğu biliniyor. Çok büyük kâhinler bu frekans seviyesinde oldukları için söyledikleri pek çok şey doğru çıkmaktadır. Duru görü yapan medyumlar kaybolan eşyaları bu şekilde bulabilmektedir. Şifacılar tek bir dokunuşla hastanın hasarlı olan organına en uygun frekansı vererek onu iyileştirebilmektedir. Şifacı ya da bioenerji uzmanı olarak tabir ettiğimiz kişilerin yaptıkları şey özünde kendileri vasıtalarıyla hastaya doğru frekansları vermektir.
19 Ocak 2013 Cumartesi
17 Ocak 2013 Perşembe
16 Ocak 2013 Çarşamba
Tevazunun nimeti
Tanrı dedi ki:
Canlarım, size olan saygımdan şüphe etmeyin ve kusura bakmayın ama "Kim oluyorsunuz da bir başkasını affetmeniz gerekiyor?" diye sormak zorundayım burada. Bir başkası sizin o affediciliğinize mazhar olmak, bunu hak etmek için ne yapmıştır acaba? Muhtemelen bazı standartlar dayatıyorsunuz siz?
Belki de biri ya da belirli bir grup insan, sizin olmaları gerektiğini düşündüğünüz gibi değil. Belki de sizin gibi giyinmeleri gerektiğini ya da sizin onlar nezdinde inandığınız biçimde konuşmaları gerektiğini düşünüyorsunuz. Bunu nereden çıkardığınızı sorabilir miyim acaba?
Başkalarının nasıl ya da ne gibi olmaları gerektiğine karar veren bir merci misiniz siz? Size soruyorum; biri size Dünyanın En Önde Gelen Otoritesi olduğunuzu falan mı beyan etti? Bunu Ben yapmadım! Öyleyse kendi kendine gelin güvey olan, görev biçen siz olmalısınız? Canım; neyin makbul, neyin trend olduğuna yönelik kanaatlerini sana kaç kişi sordu ve kaç kişi de sormadı acaba?
Canlarım, size olan saygımdan şüphe etmeyin ve kusura bakmayın ama "Kim oluyorsunuz da bir başkasını affetmeniz gerekiyor?" diye sormak zorundayım burada. Bir başkası sizin o affediciliğinize mazhar olmak, bunu hak etmek için ne yapmıştır acaba? Muhtemelen bazı standartlar dayatıyorsunuz siz?
Belki de biri ya da belirli bir grup insan, sizin olmaları gerektiğini düşündüğünüz gibi değil. Belki de sizin gibi giyinmeleri gerektiğini ya da sizin onlar nezdinde inandığınız biçimde konuşmaları gerektiğini düşünüyorsunuz. Bunu nereden çıkardığınızı sorabilir miyim acaba?
Başkalarının nasıl ya da ne gibi olmaları gerektiğine karar veren bir merci misiniz siz? Size soruyorum; biri size Dünyanın En Önde Gelen Otoritesi olduğunuzu falan mı beyan etti? Bunu Ben yapmadım! Öyleyse kendi kendine gelin güvey olan, görev biçen siz olmalısınız? Canım; neyin makbul, neyin trend olduğuna yönelik kanaatlerini sana kaç kişi sordu ve kaç kişi de sormadı acaba?
13 Ocak 2013 Pazar
31 Aralık 2012 Pazartesi
2013
Karanlık... Karanlık... Karanlık...
İçimdeki sonsuz karanlığa bir ampul yakmakla başladım işe.
Çok çok önceydi.
Çıt!
Yavaş yavaş keşfetmeye başladım bütün pislikleri, bütün tozları, bütün acıları, bütün eskileri, bütün çöpleri, saklanmış bütün yükleri...
Temizleyerek yürüdüm.
Kendime kızarak. Anlamaya çalışarak. Nefret ederek. Sevmeye çalışarak.
Yavaşça.
Sabırla.
Aynaya bakıp bir cadı gördüm. Bir cadı. Korkunç. Pis. Çirkin...
Yürüdüm yine de.
Sabırla.
İçimde çığlık çığlığa bağıran sesi duyarak. Ona saygı duyarak.
Bazen onu ikna etmeye çalıştım umutsuzca, susmayacağından korkarak bazen kavga ettim onunla. Cadısın dedim. Pis bir cadı. Kötüsün. İçimdeki güzelliği görene kadar ne kadar direndim, ne kadar, ne kadar.
Bazen bıraktım konuşsun, bir köşeye çekilip seyrettim ağzından köpükler saçarak konuşmasını.
Şaşırdım insanlara. Kızdım insanlara. Acıdım insanlara. Aşağıladım onları, kıskandım, kinlendim, sevdim, kucakladım, ağladım, yaltaklandım, bağırdım, güldüm, baktım, seyrettim, hayal kırıklığına uğradım, suçladım, affettim, affedemedim insanları.
Dolaştım, bazen kayboldum, bazen yolun başına geri dönmüş buldum kendimi, bazen bir baktım sonundayım. Sevindim kibirle herkesten önde olduğumu sandım...
Yavaş yavaş içimde ne varsa dışarıda da onun olduğunu görmeye başladım.
Bunun ne demek olduğunu anlamakla geçti yıllar.
İçeride ne varsa dışarıda o var. İçeride ne varsa dışarıda o var. İçeride ne varsa dışarıda o var.
Güzel. İyi.
... de... ne demek bu?
Birden yandı, birden. Yoğun bir karanlığın ardından ışıklar yandı.
Bir baktım. Onu gördüm.
Ben'i gördüm.
Şok.
Güzelliğine şaşırdım.
Cadı ne kadar güzeldi.
Hem cadıydı hem güzeldi.
Her şeydi. Her şey olabilirdi.
Her hali ile güzeldi.
Kendimi sonsuz aynalarla dolu bir salonda buldum.
Salon ne kadar dar ve ne kadar geniş.
Ve her şey ben.
Hiç bir şey olmadı, hayal kırıklığına uğradım vs. diyenlere sözüm bu.
Olanı dışarıda arama.
Olan ne varsa burada.
3 gün, 5 gün, 10 yıl karanlığın ardında.
Işık var. Mutlaka.
2013. İçinizdeki güzelliği dışa yansıtmakta cesur olduğunuz yıl olsun, tüm sevginiz dışa taşsın.
Sevgi ve ışıkla dostlar.
Ebru Altan.
İçimdeki sonsuz karanlığa bir ampul yakmakla başladım işe.
Çok çok önceydi.
Çıt!
Yavaş yavaş keşfetmeye başladım bütün pislikleri, bütün tozları, bütün acıları, bütün eskileri, bütün çöpleri, saklanmış bütün yükleri...
Temizleyerek yürüdüm.
Kendime kızarak. Anlamaya çalışarak. Nefret ederek. Sevmeye çalışarak.
Yavaşça.
Sabırla.
Aynaya bakıp bir cadı gördüm. Bir cadı. Korkunç. Pis. Çirkin...
Yürüdüm yine de.
Sabırla.
İçimde çığlık çığlığa bağıran sesi duyarak. Ona saygı duyarak.
Bazen onu ikna etmeye çalıştım umutsuzca, susmayacağından korkarak bazen kavga ettim onunla. Cadısın dedim. Pis bir cadı. Kötüsün. İçimdeki güzelliği görene kadar ne kadar direndim, ne kadar, ne kadar.
Bazen bıraktım konuşsun, bir köşeye çekilip seyrettim ağzından köpükler saçarak konuşmasını.
Şaşırdım insanlara. Kızdım insanlara. Acıdım insanlara. Aşağıladım onları, kıskandım, kinlendim, sevdim, kucakladım, ağladım, yaltaklandım, bağırdım, güldüm, baktım, seyrettim, hayal kırıklığına uğradım, suçladım, affettim, affedemedim insanları.
Dolaştım, bazen kayboldum, bazen yolun başına geri dönmüş buldum kendimi, bazen bir baktım sonundayım. Sevindim kibirle herkesten önde olduğumu sandım...
Yavaş yavaş içimde ne varsa dışarıda da onun olduğunu görmeye başladım.
Bunun ne demek olduğunu anlamakla geçti yıllar.
İçeride ne varsa dışarıda o var. İçeride ne varsa dışarıda o var. İçeride ne varsa dışarıda o var.
Güzel. İyi.
... de... ne demek bu?
Birden yandı, birden. Yoğun bir karanlığın ardından ışıklar yandı.
Bir baktım. Onu gördüm.
Ben'i gördüm.
Şok.
Güzelliğine şaşırdım.
Cadı ne kadar güzeldi.
Hem cadıydı hem güzeldi.
Her şeydi. Her şey olabilirdi.
Her hali ile güzeldi.
Kendimi sonsuz aynalarla dolu bir salonda buldum.
Salon ne kadar dar ve ne kadar geniş.
Ve her şey ben.
Hiç bir şey olmadı, hayal kırıklığına uğradım vs. diyenlere sözüm bu.
Olanı dışarıda arama.
Olan ne varsa burada.
3 gün, 5 gün, 10 yıl karanlığın ardında.
Işık var. Mutlaka.
2013. İçinizdeki güzelliği dışa yansıtmakta cesur olduğunuz yıl olsun, tüm sevginiz dışa taşsın.
Sevgi ve ışıkla dostlar.
Ebru Altan.
18 Aralık 2012 Salı
Homonovuslar...
21 Aralık’ta dünyanın değişik köşelerinde kıyameti bekleyen bir insan nüfusu var bu gezegende. Aynı zamanda bu tarihi, ruhsal dönüşümün hızlanmaya başladığı tarih olarak algılayanlar da var.
Ben 1970’li yıllardan itibaren başlayan bu dönemi Bilgi Çağından Bilinç Çağına geçiş döneminin başlangıç evresi olarak algılıyorum. Şu anda yaşamın her alanında iki uç realite yaşanıyor: Eski dünya ile yeni dünya aynı anda mevcut. Aradaki uçurumun gölgesi, gecenin şafaktan önceki en karanlık hali kadar koyu.
İnsan denilen tür, başlangıçtan itibaren adım adım evrimleşerek bugünkü şeklini aldı. Fiziksel evrimin yanı sıra bilinç de her yeni türle birlikte biraz daha arttı. Her yeni tür, bir önceki türün daha üst bilinç versiyonu oldu. Bir zamanlar daha eski atalarımız olan Neandertal ve daha yeni atalarımız olan Kro Magnonlar 30 bin yıllık geçiş süresinde bu gezegende birlikte var oldular. Daha sonra Neandertaller yok oldu. Kro Magnon ve Homo Sapiensler de bir süre aynı anda var oldular. Sonra Kro Magnonlar yok oldu. Biz Homo Sapiensler de insan türünün son hali değiliz. Evrimleşme devam ediyor.
Şu anda da gezegenimizde şeklen birbirine benzeyen ama bilinç seviyeleri farklı iki tür insan yaşıyor: Homo Sapiens ve Homo Novuslar. Ama bu kez birlikte varoluş süreci, otuz bin yıl olmayacak; çok, çok daha kısa sürecek. Teknolojik gelişimin yarattığı yoğun radyasyon, ruhsal gelişimin teknolojik gelişim hızıyla paralellik arz etmemesi, insanlar ve ülkeler arasındaki derin sosyoekonomik uçurum, dünyanın dört bir yanında bitmek bilmeyen savaşlar, doğal kaynakların hızlı tüketimi, sistemin çöküşü, depresyonun alarm boyutunda artması, hastalıkların ve özellikle bağışıklık sistemini çökertici hastalıkların artması, iklim değişiklikleri, hava, su ve toprağın kimyasallarla kirlenmesi… Değişim çok hızlandı ve hızı her geçen gün katlanarak artıyor. İnsanlık dünya tarihinde daha önce yaşanmamış bir boyutta krizin içinde ve çoğu insan, krizin boyutlarının farkında bile değil. Bu kriz sanıldığı gibi sadece ekonomik bir kriz değil. Bu kriz bir BİLİNÇ krizi.
Ben 1970’li yıllardan itibaren başlayan bu dönemi Bilgi Çağından Bilinç Çağına geçiş döneminin başlangıç evresi olarak algılıyorum. Şu anda yaşamın her alanında iki uç realite yaşanıyor: Eski dünya ile yeni dünya aynı anda mevcut. Aradaki uçurumun gölgesi, gecenin şafaktan önceki en karanlık hali kadar koyu.
İnsan denilen tür, başlangıçtan itibaren adım adım evrimleşerek bugünkü şeklini aldı. Fiziksel evrimin yanı sıra bilinç de her yeni türle birlikte biraz daha arttı. Her yeni tür, bir önceki türün daha üst bilinç versiyonu oldu. Bir zamanlar daha eski atalarımız olan Neandertal ve daha yeni atalarımız olan Kro Magnonlar 30 bin yıllık geçiş süresinde bu gezegende birlikte var oldular. Daha sonra Neandertaller yok oldu. Kro Magnon ve Homo Sapiensler de bir süre aynı anda var oldular. Sonra Kro Magnonlar yok oldu. Biz Homo Sapiensler de insan türünün son hali değiliz. Evrimleşme devam ediyor.
Şu anda da gezegenimizde şeklen birbirine benzeyen ama bilinç seviyeleri farklı iki tür insan yaşıyor: Homo Sapiens ve Homo Novuslar. Ama bu kez birlikte varoluş süreci, otuz bin yıl olmayacak; çok, çok daha kısa sürecek. Teknolojik gelişimin yarattığı yoğun radyasyon, ruhsal gelişimin teknolojik gelişim hızıyla paralellik arz etmemesi, insanlar ve ülkeler arasındaki derin sosyoekonomik uçurum, dünyanın dört bir yanında bitmek bilmeyen savaşlar, doğal kaynakların hızlı tüketimi, sistemin çöküşü, depresyonun alarm boyutunda artması, hastalıkların ve özellikle bağışıklık sistemini çökertici hastalıkların artması, iklim değişiklikleri, hava, su ve toprağın kimyasallarla kirlenmesi… Değişim çok hızlandı ve hızı her geçen gün katlanarak artıyor. İnsanlık dünya tarihinde daha önce yaşanmamış bir boyutta krizin içinde ve çoğu insan, krizin boyutlarının farkında bile değil. Bu kriz sanıldığı gibi sadece ekonomik bir kriz değil. Bu kriz bir BİLİNÇ krizi.
17 Aralık 2012 Pazartesi
Realite Kontrolü
21 Aralık yaklaştıkça, ya yaşam değişmezse diye korkularımız büyüyor çünkü 3.boyut zihnine göre bir gün bitiyor, bir gün başlıyor ve bu sıradanlık 21 Aralık'ın da öylece geçip gideceği düşüncelerini büyütüyor. Dahası birçok insan gayet haklı olarak, 21 Aralık'tan sonra da ödenecek faturalar olacak tarzında bir yaklaşımla hem kendilerini olası bir hayal kırıklığından koruyor hem de başka insanlar da hayal kırıklığına uğramasınlar şeklinde biraz dürüst biraz yalancı bir yaklaşımla kendi tutumlarını kendileri adına kuvvetlendirmek amacıyla kendilerine yandaş topluyor, böylece belli bir vicdani konfor alanında kalıyorlar. Diğer tarafta birçok insan da büyük bir hayal kırıklığını göze alarak vicdani sorumluluklarını koruyor. Tabii ki bir de sadece izleyenler var. Onlar da üçe ayrılıyor; ya konuya vakıf olmadıklarını düşünüyor ya geride bekliyor ya da Yükseliş'ten emin olunan farkındalığı 3. boyut zihinlerinde öyle bir demirleyebilmişler ki, bu demirleyişi yapamayan insanlara dışarıdan bir kanıt sunamayacaklarını gördüklerinden bilgiyi paylaşamıyorlar. Bu yaklaşımların hiçbirinin bir diğerinden daha değerli olmadığına dikkat çekme ihtiyacı duyuyorum. Birilerini yüceltiyor, birilerini yargılıyor ya da aşağılıyor değilim. Öyle olsa da bunu egom olarak kabul edebilirim. Bununla zaman kaybetmek istemiyorum. Her insan kendi deneyimleri ve hisleri doğrultusunda, kendi korkusuna ve hizmet bilincine kendi yoluyla tepki veriyor.
Her şeyden önce şunu söylemeliyim ki; Yükseliş olgusunu beklemek, sadece galaktiklerden, meleklerden ve üstatlardan alınan mesajlardan kaynaklanmıyor. Bu bekleyişin en önemli kısmı kişinin bireysel deneyimleri ve duru bilişi sayesinde vücut buluyor. Bizler deneyimleri illa ki 3. boyut zihni ile yaşamıyoruz, daha çok rüyalarımızda yaşıyoruz. Dolayısı ile bilinç altımız ve bilinç üstümüz (yüksek benliğimiz) yaşadığımız deneyimleri biliyor ve unutma sürecine girmiyor. Başka alemlerde yaşanılan bu deneyimler 3. boyut zihnimize tesir niteliğinde yansıyor. Bu durum tüm insanlar tarafından yaşanıyor.
Yükselişte ve sonrasında neler yaşanacağı/yaşanılabileceği birçok kanal vasıtası ile anlatıldı. Üzerinde düşünüldü, konuşuldu. Fakat kimse Yükseliş gerçekleşmezse neler olacağını ve bunun ne anlama geldiğini gerçek anlamda konuşmadı.
Her şeyden önce şunu söylemeliyim ki; Yükseliş olgusunu beklemek, sadece galaktiklerden, meleklerden ve üstatlardan alınan mesajlardan kaynaklanmıyor. Bu bekleyişin en önemli kısmı kişinin bireysel deneyimleri ve duru bilişi sayesinde vücut buluyor. Bizler deneyimleri illa ki 3. boyut zihni ile yaşamıyoruz, daha çok rüyalarımızda yaşıyoruz. Dolayısı ile bilinç altımız ve bilinç üstümüz (yüksek benliğimiz) yaşadığımız deneyimleri biliyor ve unutma sürecine girmiyor. Başka alemlerde yaşanılan bu deneyimler 3. boyut zihnimize tesir niteliğinde yansıyor. Bu durum tüm insanlar tarafından yaşanıyor.
Yükselişte ve sonrasında neler yaşanacağı/yaşanılabileceği birçok kanal vasıtası ile anlatıldı. Üzerinde düşünüldü, konuşuldu. Fakat kimse Yükseliş gerçekleşmezse neler olacağını ve bunun ne anlama geldiğini gerçek anlamda konuşmadı.
21 Aralık Hakkında...
Mehmet Ateş
Burada bir şeye açıklık getirmek istiyorum.
21 Aralık ta insanların bir şeyler beklediğini biliyoruz.
kimi bir kıyamet kimi de bir yükseliş bekliyor. ama her zaman ki gibi çoğunluk hiçbir şey beklemiyor ve çokğu ertesi günlerde kalkıp "bak bir şey olmadı." diyecek. bunu normal karşılamak gerek. içinde yükselme hissi olmayan ya da bu tür şeyleri absürd görüp kendi dar yolunda giden çok insan var. ne yapsanız da onlar bir şey görmez. onlar sadece BEN hissiyle bir illüzyonda silinip kendilerini kaybetmişler. burada onları yadırgamak gibi bir niyetim yok ve olmadı da. onlara bunu yaptıkları için aksine saygı duyuyorum. sonuçta bu dünyada herkes yükseliş için hazır olmayacak. nihayetince onlar genç ruhlardır ve daha alacakları yolları var. ama bu dünya onlara muazzam bir deneyim kazandıracak.
şimdi gelelim gerçekten değişecek olanlara ve değişmek isteyeceklere...
onlar kendisine hizmeti bırakıp başkasına hizmeti farkında olarak ya da olmayarak seçmişlerdir. kalplerinde bilgilerine bağlı olmayabilen bir iyilik hissi var. bunların çoğu bunu sezen tiptendir. bunlar elbette bu gezegenin yükselmesi için var.
gerçekten bir şeyler olmasını hele ki iyi yönde bir şeyler olmasını isteyenler denilenlere göre gerçekten de değişimi hissedecek. ben kendi şahsıma buna tamamıyla inanıyorum. "hani hiç birşey olmadı?" diyenler olacak. ama bunları bir kenara bırakırsak bence insanlık bundan gerçekten de etkilenecek. bir şeyler bekleyenler beklentilerinden fazlasını bulacak. herkes layık olduğu şey bulacaktır.
Burada bir şeye açıklık getirmek istiyorum.
21 Aralık ta insanların bir şeyler beklediğini biliyoruz.
kimi bir kıyamet kimi de bir yükseliş bekliyor. ama her zaman ki gibi çoğunluk hiçbir şey beklemiyor ve çokğu ertesi günlerde kalkıp "bak bir şey olmadı." diyecek. bunu normal karşılamak gerek. içinde yükselme hissi olmayan ya da bu tür şeyleri absürd görüp kendi dar yolunda giden çok insan var. ne yapsanız da onlar bir şey görmez. onlar sadece BEN hissiyle bir illüzyonda silinip kendilerini kaybetmişler. burada onları yadırgamak gibi bir niyetim yok ve olmadı da. onlara bunu yaptıkları için aksine saygı duyuyorum. sonuçta bu dünyada herkes yükseliş için hazır olmayacak. nihayetince onlar genç ruhlardır ve daha alacakları yolları var. ama bu dünya onlara muazzam bir deneyim kazandıracak.
şimdi gelelim gerçekten değişecek olanlara ve değişmek isteyeceklere...
onlar kendisine hizmeti bırakıp başkasına hizmeti farkında olarak ya da olmayarak seçmişlerdir. kalplerinde bilgilerine bağlı olmayabilen bir iyilik hissi var. bunların çoğu bunu sezen tiptendir. bunlar elbette bu gezegenin yükselmesi için var.
gerçekten bir şeyler olmasını hele ki iyi yönde bir şeyler olmasını isteyenler denilenlere göre gerçekten de değişimi hissedecek. ben kendi şahsıma buna tamamıyla inanıyorum. "hani hiç birşey olmadı?" diyenler olacak. ama bunları bir kenara bırakırsak bence insanlık bundan gerçekten de etkilenecek. bir şeyler bekleyenler beklentilerinden fazlasını bulacak. herkes layık olduğu şey bulacaktır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
