Kendi kutsiyetinin farkında mısın?
Dışarıda "daha yukarıya" konumlandırdığın, "daha kutsal" diye kabul ettiğin herşey, senin kendi kutsiyetini yadsımanın veya içine alamayışının bir yansımasıdır.
Kendini küçülttükçe, dışarıda birşeyler büyümeye başlar. Ve sen küçüldükçe büyüyen o "kutsal" şeylerin altında ezilmeye başlar...sın.
kutsal mekanlarda,
kutsal kişilerde,
kutsal yazıtlarda,
kutsal öğretilerde ararsın kendini.
Haddinden fazla kutsallaşmışlarsa eğer...Bir kimlik, kurumsal bir yapı oluşur ve... "Tek yol biziz, gerçek yol biziz, bize itaat et, bize teslim ol" derler sana. Ve bunu, hakikatin bilgisini kendi niyetleri doğrultusunda ustaca manipüle ederek yaparlar.
Seni BEN'in den alırlar. Çünkü kendini veren sensindir.
Çıkış noktasında, asıl kutsiyetin nitelikleri olan saflık, yalınlık ve sevgi ile donanmış olanları ise; "Bizler senin kendinde sahip çıkmadığın tarafının yansımasıyız", "Dön ve içine bak", "kendine dair neyi geride bıraktığını gör" derler.
Seni BEN'i ne yönlendirirler. Çünkü kendine yol almaktasındır.
Hepsi "senden dolayı" vardırlar sevgili dost.
Aşık Veysel´in dediği gibi:
Bendeki bu aşk olmasa, sendeki güzellik neye yarar.
Bu ifadeyi konuya uygun şekliyle modifiye edersek;
Sendeki "gören" bilinçtir, herşeye anlam ve değer katan, O'nu var eden. Gören yoksa...hiçbir şey mevcut değildir aslında.
O'nun senin gözlerinle baktığını, senin gözlerinle kendini "bildiğini". Yansımasını sende bedenlediğini bilirsen eğer...
Yansıyan ve yansıtan BİR olur.
Kendi kutsiyetine sahip çıkarsan O'na sahip çıkmış olursun...
O zaman;
Algıladığın herşeyde sadece O'nu görürsün.
Eşref-i Mahluk ne demekmiş bilirsin.
Biryerden başlamak mı istiyorsun?
Ara sokakları es geç....
kendinden başla,
kendine varmak üzere.
-Kendinedoğru
Kendimle konuşuyorum. Kendimle mi konuşuyorum, onunla mı konuşuyorum? O Kim? Ben miyim? Ben olan beni gözlemleyen bu öteki ben kim? Gerçek ben kimim? Bu dünyada işim ne? Bütün bu yaşamın anlamı ne? Nereden geldim, nereye gidiyorum? Kendim olarak mı yaşıyorum yoksa bana ezberletilmiş, programlandığım bir hayatı mı yaşıyorum? Kendimi tanımak için uzun bir yoldayım.
29 Eylül 2010 Çarşamba
...
I dreamt I was sleeping of times as they were
I dreamt I was sleeping with laughter and tear
I dreamt I was sleeping of all I could be
I dreamt I was sleeping across the great See
‘Wake up, wake up’ I heard from within
Wake up, wake up so life can begin
Wake up, wake up, to sleep is a lie
Wake up, wake up, for the God, it is I
I dreamt I was sleeping with laughter and tear
I dreamt I was sleeping of all I could be
I dreamt I was sleeping across the great See
‘Wake up, wake up’ I heard from within
Wake up, wake up so life can begin
Wake up, wake up, to sleep is a lie
Wake up, wake up, for the God, it is I
24 Eylül 2010 Cuma
Bireysellik Bir İllüzyon Mudur? Büyük Sır Bu Mu? - Petek Kitamura'dan
En başlarda hiçbir şey yoktu. Evrenler, galaksiler, güneş, dünya, ay, insanlar, hayvanlar, bitkiler, hiçbir şey yoktu. Şimdi bildiğimiz, gördüğümüz, hissettiğimiz, herşey, bu hiçbir şeyden meydana geldi. Herşey, hiçlik denen boşluktan, madde, enerji, evren, insan, zaman, bilinç ve kuantumu, ortaya çıktı. Bilinci olmayan birşey, beyin gibi maddesel bir şeyi ve deneyim gibi maddesel olamayan bir şeyi meydana getirdi. Sayılamayacak kadar çok miktarda, küçük kütleli enerji ve ışık, fotonlar ve elektronlar, onlar kuantum mekaniğine göre hiç varolmayan, hayali, üç boyutlu katı dünyayı oluşturdular.
Bir atom parçacığı yanlızca belirli bir yerde varmış gibi gözükür. Ama bilinçli bir gözlemci ölçümlerle, atomum her yerde olduğunu görebilirir. Aslında ölçüm veya gözlem, evreni anlamak için bir anahtar görevi görürler. Yanlızca bilinçli varlıklar gözlemci olabilir, öyleyse biz realiteye çok sıkı bağlarla bağlıyız. Sayamayacağımız kadar çok sayıda küçük kütleli enerji, ışık, fotonlar ve elektronlar, kuantum mekaniğine göre, hiç var olmayan hayali 3 boyutlu dünyamızı meydana getiriyorlar. Ne zaman parçacıklara bakmaya çalışırsak, belirli bir düzeyin ötesinden, gözlem yerinin değişimi onların hareketlerini de değiştirir. Buna ilaveten kendi başına olan parçacıklara daha dikkatli bakıldığında, elektron diye birşeyin olmadığının farkına varırsınız. Bir elektron veya herhangi bir temel parçacık diğer şeylerle ilişki halinde olduğunda var olur. Diğer parçacıklar ve evrenin tümünde olduğu gibi. Maddenin oluşumuna baktığımızda, yaşadığımız dünyada bildiğimiz herşeyin yok olduğunu görürüz, mekan, zaman, objeler yok olur, yanlızca onların arasındaki ilişkiler vardır. Katı madde olarak kabul ettiklerimize, dikkatlice baktığımızda, katılıklarının azaldığını, daha belirgin görünmeye başladıklarını anlarız.
Bildiğimiz realiteler beynimizin ürettikleridir. Beyin her dakika milyonlarca sinyal alır, ve biz onları kendi dışımıza yansıyan, gerçek olarak isimlendirdiğimiz, halogramlar haline getiririz. Beynin korteksi de bir hologram kabul edilebilir ve 2 boyutlu hologramlar 3 boyutlu görüntüyü oluşturuyorsa, buradan devamla 3 boyutlu hologramlarda 4 boyutlu şekilde ortaya çıkacaktır. Hologram bir mecazdır. Bu bir hayalden başka bir hayale nasıl geçiş yapıldığına ilişkin, çelişkiler için bulduğumuz bir yöntemdir. Realiteyi tanımlamak için kullandığımız kelimeler, kavramsal fikirler, kafamızın içindeki fenomenlerdir, gerçekte orada değillerdir. Şimdiki görüntümüz, bizim rezidüel kişi imajı olarak adlandırdığımızdır, digital kişiliğimizin zihinsel projeksiyonudur.
Fizizksel bedenimiz dediğimiz organik varlığımız, bu dünyadaki yaşamını 5 duyu ile yönetir. Görme, duyma, koklama, tat alma, dokunma duyularımızın tamamı, birbirlerine benzer bir işleyişe sahiptirler. Dışarıda var olduğunu düşündüğümüz nesnelere ait, ses, koku, tat, görüntü, sertlik gibi özellikler, sinirlerimiz vasıtasıyla beyindeki duyu merkezlerine aktarılırlar. Beyne ulaşan bu etkilerin tamamı, elektrik sinyallerinden ibarettir. Biz insanlara doğumumuzla beraber, 5 duyumuzla algılayabildiğimiz şeylerin var oldukları, gözle görülmeyen şeylerin, gerçek olmadığı öğretilmiştir. Yaşamımızdaki herşey tamamen beş duyumuzun bize sunduğu algılardır. Bilimin de gösterdiği gibi, dışarıdaki nesnelerin kesin olarak var olduklarını ispatlamak mümkün değildir, bilim bize içinde yaşadığınız dünyanın, aslında beynimizde algılanan, bir hisler bütünü olduğunu ispatlayabilir. Yani beynimizde algıladığımız hislerin, kafamızın dışında bir varlığı olduğunu düşünmek için, bilimsel hiçbir delilimiz yoktur. Gerçek sadece beynimiz tarafından yorumlanan elektriksel sinyallerdir. Beynimiz bilgiyi alır ve ona şekil verir. Resmin orada olmasından ziyade beynin onu resim olarak yorumlamasıdır. Görme sırasında, şimdi okuduğunuz bu kitap sayfasından yansıyan ışık demetleri (fotonlar) gözün arka tarafındaki retinaya ulaşır ve burada bir dizi işlem sonucunda, gözünüzün retina hücreleri tarafından, elektrik sinyallerine çevrilirler. Gözdeki optik sinirler ile iletilen bu sinyaller, sayfanın tüm özellikleri hakkındaki bilgileri, beynin görme merkezine taşırlar. Burada yorumlanan sinyaller, anlamlı bir bütün haline getirilir, böylece sayfanın görüntüsü beynin içinde yeniden inşa edilir. Beyin bunu saniyenin 10 da 1 i gibi bir zaman içinde toparlar ve bir araya getirir, ve bu şudur diye size algılatır. Bu sinyaller, sinirler vasıtasıyla beynin görme merkezine iletilir. Ve biz de, birkaç santimetreküplük görme merkezinde eni, boyu, derinliği olan bir dünya algılarız. Göz sadece kendisine gelen ışığı, elektrik sinyaline çevirmekle görevlidir.
Zihninizde oluşan bu görüntünün gerçekleri yansıtıp yansıtmadığından veya maddesel bir karşılığı olup olmadığını bilemezsiniz. Dünyayı bir ışık demeti olarak algılıyoruz, bu yüzden de bu algılara bakarak maddeyi mutlak gerçek zannetmek büyük bir yanılgıdır. Beynimizin dışında renkler yoktur, ışık da yoktur. Sadece elektromanyetik dalgalar veya parçacıklar şeklinde hareket eden bir enerji vardır. Aynı şekilde sayfayı tutuğunuzda el derisindeki sinirler uyarıldığından, bu uyarılar elektriksel sinyaller halinde beyne gönderilirler. Beyindeki dokunma merkezine ulaşan bu mesajlar sertlik, yumuşaklık, sıcaklık, soğukluk gibi hisler olarak algılanır. Aynı durum diğer duyular için de geçerlidir. Ses havada basınç dalgaları oluşturur. Bu dalgalar iç kulakta bulunan tüycükleri uyarır, ve bu titreşimler elektriksel uyarılar şeklinde beyninizin ilgili merkezine gönderilir. Bu sinyallerin beyinde yorumlanması neticesinde ses duyduğunuz hissini yaşarsınız. Beynimizin dışındaki dünyada sadece titreşimler vardır. Bu titreşimler ise yalnızca kulaklarımız ve beynimiz tarafından sese dönüştürülür. Yani, işitecek bir kulak ve beyin olmadığı sürece, ses de yoktur. Koku algısı da aynı şekilde beyinde oluşur. Bir maddeden yayılan kimyasal moleküller, burundaki koku algılayıcılarını uyarır ve burun tarafından elektrik sinyali olarak, yorumlanmak üzere beyne iletilirler. Bizler sonsuz gerçeklik içinde, kendi gerçeğimizi yaratıyoruz ve, çoğumuz bunun farkında bile değiliz.
2 atom altı parçacığı aldığımızda, örneğin 2 elektron, bir tanesine yaptığınız etki ne kadar uzakta olursa olsun, diğerini de etkiler. Madde için bir araya geldikden sonra, ayrılsalar bile enerjileri orada olup, onları bağlamaktadır.Zamanda yeteri kadar geri gidersek, genişleyen evrendeki bütün parçacıklar ve maddeler, bir leblebi büyüklüğü kadar olan tek bir parçacığın içinde idi, bilimin bugün bize söylediği ve iddia ettiği budur. Bugün tüm evreni tek bir leblebi tanesi büyüklüğüne getirebilseydiniz, hepimizin tüm evreni yaratan, aynı parçacığın parçaları olduğumuzu anlardınız. O parçacıklar şimdi ayrı olsa ve genişleseler bile, gerçek budur ve, biz hepimiz enerji olarak hala birbirimize bağlıyız.
Öyleyse, bir atom ve onun elektronu, evren içi evren objelerdir. Bu da demektir ki, kuantum teorisi tarafından açıklanan parelel evren gerçeği, her büyüklükteki objeyi insanlara, yıldızlara, galaksilere, herşeye ve bu sadece paralel elektronlar teorisi değil de Paralel Evren Teorisi olarak isimlendirdiğimizin açıklamasıdır. Çünkü sonuçta bizler de atomlardan meydana geldik. Ve aynı teori atomların farklı evrenlerde, birden fazla yerde varolduğunu söylerken, bizlerin de bir zihin halinden birden fazla yerde, ve bunun gibi farklı evrenlerde olduğumuzu söylemektedir.
Bu şu manaya gelmektedir elektronlar arasında ayrılık olmadığı gibi İnsanlar arasında da ayrılık yoktur. Herşey birbiri ile bağlantılıdır. En büyük sır bireyselliğin bir illüzyon olduğudur. İllüzyon zihinlerimizin nasıl algıladığıdır. herkesin illizyonu kendi zihninden gelir. Tüm maddeler, belli titreşimlere sıkıştırılmış enerjilerdir, hepimiz kendini öznesel olarak deneyimleyen tek bir bilinciz, ölüm yok, çünkü hayat yanlızca bir rüya ve biz kendimizin hayaliyiz. İllüzyonun kaynağını dışarılarda aramak yanlızca zaman kaybıdır çünkü sizin illüzyonunuz yanlızca sizin içinizdedir, sizin zihninizin içindedir. Sonsuzluk ise zihnimizin ve varlığımızın sınırıdır.
Kalın sağlıcakla,ışıklı günler hepinize... Petek Kitamura
Bir atom parçacığı yanlızca belirli bir yerde varmış gibi gözükür. Ama bilinçli bir gözlemci ölçümlerle, atomum her yerde olduğunu görebilirir. Aslında ölçüm veya gözlem, evreni anlamak için bir anahtar görevi görürler. Yanlızca bilinçli varlıklar gözlemci olabilir, öyleyse biz realiteye çok sıkı bağlarla bağlıyız. Sayamayacağımız kadar çok sayıda küçük kütleli enerji, ışık, fotonlar ve elektronlar, kuantum mekaniğine göre, hiç var olmayan hayali 3 boyutlu dünyamızı meydana getiriyorlar. Ne zaman parçacıklara bakmaya çalışırsak, belirli bir düzeyin ötesinden, gözlem yerinin değişimi onların hareketlerini de değiştirir. Buna ilaveten kendi başına olan parçacıklara daha dikkatli bakıldığında, elektron diye birşeyin olmadığının farkına varırsınız. Bir elektron veya herhangi bir temel parçacık diğer şeylerle ilişki halinde olduğunda var olur. Diğer parçacıklar ve evrenin tümünde olduğu gibi. Maddenin oluşumuna baktığımızda, yaşadığımız dünyada bildiğimiz herşeyin yok olduğunu görürüz, mekan, zaman, objeler yok olur, yanlızca onların arasındaki ilişkiler vardır. Katı madde olarak kabul ettiklerimize, dikkatlice baktığımızda, katılıklarının azaldığını, daha belirgin görünmeye başladıklarını anlarız.
Bildiğimiz realiteler beynimizin ürettikleridir. Beyin her dakika milyonlarca sinyal alır, ve biz onları kendi dışımıza yansıyan, gerçek olarak isimlendirdiğimiz, halogramlar haline getiririz. Beynin korteksi de bir hologram kabul edilebilir ve 2 boyutlu hologramlar 3 boyutlu görüntüyü oluşturuyorsa, buradan devamla 3 boyutlu hologramlarda 4 boyutlu şekilde ortaya çıkacaktır. Hologram bir mecazdır. Bu bir hayalden başka bir hayale nasıl geçiş yapıldığına ilişkin, çelişkiler için bulduğumuz bir yöntemdir. Realiteyi tanımlamak için kullandığımız kelimeler, kavramsal fikirler, kafamızın içindeki fenomenlerdir, gerçekte orada değillerdir. Şimdiki görüntümüz, bizim rezidüel kişi imajı olarak adlandırdığımızdır, digital kişiliğimizin zihinsel projeksiyonudur.
Fizizksel bedenimiz dediğimiz organik varlığımız, bu dünyadaki yaşamını 5 duyu ile yönetir. Görme, duyma, koklama, tat alma, dokunma duyularımızın tamamı, birbirlerine benzer bir işleyişe sahiptirler. Dışarıda var olduğunu düşündüğümüz nesnelere ait, ses, koku, tat, görüntü, sertlik gibi özellikler, sinirlerimiz vasıtasıyla beyindeki duyu merkezlerine aktarılırlar. Beyne ulaşan bu etkilerin tamamı, elektrik sinyallerinden ibarettir. Biz insanlara doğumumuzla beraber, 5 duyumuzla algılayabildiğimiz şeylerin var oldukları, gözle görülmeyen şeylerin, gerçek olmadığı öğretilmiştir. Yaşamımızdaki herşey tamamen beş duyumuzun bize sunduğu algılardır. Bilimin de gösterdiği gibi, dışarıdaki nesnelerin kesin olarak var olduklarını ispatlamak mümkün değildir, bilim bize içinde yaşadığınız dünyanın, aslında beynimizde algılanan, bir hisler bütünü olduğunu ispatlayabilir. Yani beynimizde algıladığımız hislerin, kafamızın dışında bir varlığı olduğunu düşünmek için, bilimsel hiçbir delilimiz yoktur. Gerçek sadece beynimiz tarafından yorumlanan elektriksel sinyallerdir. Beynimiz bilgiyi alır ve ona şekil verir. Resmin orada olmasından ziyade beynin onu resim olarak yorumlamasıdır. Görme sırasında, şimdi okuduğunuz bu kitap sayfasından yansıyan ışık demetleri (fotonlar) gözün arka tarafındaki retinaya ulaşır ve burada bir dizi işlem sonucunda, gözünüzün retina hücreleri tarafından, elektrik sinyallerine çevrilirler. Gözdeki optik sinirler ile iletilen bu sinyaller, sayfanın tüm özellikleri hakkındaki bilgileri, beynin görme merkezine taşırlar. Burada yorumlanan sinyaller, anlamlı bir bütün haline getirilir, böylece sayfanın görüntüsü beynin içinde yeniden inşa edilir. Beyin bunu saniyenin 10 da 1 i gibi bir zaman içinde toparlar ve bir araya getirir, ve bu şudur diye size algılatır. Bu sinyaller, sinirler vasıtasıyla beynin görme merkezine iletilir. Ve biz de, birkaç santimetreküplük görme merkezinde eni, boyu, derinliği olan bir dünya algılarız. Göz sadece kendisine gelen ışığı, elektrik sinyaline çevirmekle görevlidir.
Zihninizde oluşan bu görüntünün gerçekleri yansıtıp yansıtmadığından veya maddesel bir karşılığı olup olmadığını bilemezsiniz. Dünyayı bir ışık demeti olarak algılıyoruz, bu yüzden de bu algılara bakarak maddeyi mutlak gerçek zannetmek büyük bir yanılgıdır. Beynimizin dışında renkler yoktur, ışık da yoktur. Sadece elektromanyetik dalgalar veya parçacıklar şeklinde hareket eden bir enerji vardır. Aynı şekilde sayfayı tutuğunuzda el derisindeki sinirler uyarıldığından, bu uyarılar elektriksel sinyaller halinde beyne gönderilirler. Beyindeki dokunma merkezine ulaşan bu mesajlar sertlik, yumuşaklık, sıcaklık, soğukluk gibi hisler olarak algılanır. Aynı durum diğer duyular için de geçerlidir. Ses havada basınç dalgaları oluşturur. Bu dalgalar iç kulakta bulunan tüycükleri uyarır, ve bu titreşimler elektriksel uyarılar şeklinde beyninizin ilgili merkezine gönderilir. Bu sinyallerin beyinde yorumlanması neticesinde ses duyduğunuz hissini yaşarsınız. Beynimizin dışındaki dünyada sadece titreşimler vardır. Bu titreşimler ise yalnızca kulaklarımız ve beynimiz tarafından sese dönüştürülür. Yani, işitecek bir kulak ve beyin olmadığı sürece, ses de yoktur. Koku algısı da aynı şekilde beyinde oluşur. Bir maddeden yayılan kimyasal moleküller, burundaki koku algılayıcılarını uyarır ve burun tarafından elektrik sinyali olarak, yorumlanmak üzere beyne iletilirler. Bizler sonsuz gerçeklik içinde, kendi gerçeğimizi yaratıyoruz ve, çoğumuz bunun farkında bile değiliz.
2 atom altı parçacığı aldığımızda, örneğin 2 elektron, bir tanesine yaptığınız etki ne kadar uzakta olursa olsun, diğerini de etkiler. Madde için bir araya geldikden sonra, ayrılsalar bile enerjileri orada olup, onları bağlamaktadır.Zamanda yeteri kadar geri gidersek, genişleyen evrendeki bütün parçacıklar ve maddeler, bir leblebi büyüklüğü kadar olan tek bir parçacığın içinde idi, bilimin bugün bize söylediği ve iddia ettiği budur. Bugün tüm evreni tek bir leblebi tanesi büyüklüğüne getirebilseydiniz, hepimizin tüm evreni yaratan, aynı parçacığın parçaları olduğumuzu anlardınız. O parçacıklar şimdi ayrı olsa ve genişleseler bile, gerçek budur ve, biz hepimiz enerji olarak hala birbirimize bağlıyız.
Öyleyse, bir atom ve onun elektronu, evren içi evren objelerdir. Bu da demektir ki, kuantum teorisi tarafından açıklanan parelel evren gerçeği, her büyüklükteki objeyi insanlara, yıldızlara, galaksilere, herşeye ve bu sadece paralel elektronlar teorisi değil de Paralel Evren Teorisi olarak isimlendirdiğimizin açıklamasıdır. Çünkü sonuçta bizler de atomlardan meydana geldik. Ve aynı teori atomların farklı evrenlerde, birden fazla yerde varolduğunu söylerken, bizlerin de bir zihin halinden birden fazla yerde, ve bunun gibi farklı evrenlerde olduğumuzu söylemektedir.
Bu şu manaya gelmektedir elektronlar arasında ayrılık olmadığı gibi İnsanlar arasında da ayrılık yoktur. Herşey birbiri ile bağlantılıdır. En büyük sır bireyselliğin bir illüzyon olduğudur. İllüzyon zihinlerimizin nasıl algıladığıdır. herkesin illizyonu kendi zihninden gelir. Tüm maddeler, belli titreşimlere sıkıştırılmış enerjilerdir, hepimiz kendini öznesel olarak deneyimleyen tek bir bilinciz, ölüm yok, çünkü hayat yanlızca bir rüya ve biz kendimizin hayaliyiz. İllüzyonun kaynağını dışarılarda aramak yanlızca zaman kaybıdır çünkü sizin illüzyonunuz yanlızca sizin içinizdedir, sizin zihninizin içindedir. Sonsuzluk ise zihnimizin ve varlığımızın sınırıdır.
Kalın sağlıcakla,ışıklı günler hepinize... Petek Kitamura
18 Eylül 2010 Cumartesi
Gözler Kalbin Aynasıdır...
Benim gibi doğuştan hipermetrop olan ve 9 numaraya kadar çıkan göz bozukluğunun acısını son bir kaç yıl öncesine kadar derinden hisseden biri için muhteşem bir paylaşım. İlgilenenler mutlaka okumalı...
Bundan sonra ilk hedefim her gün 1 saat ile başlayarak lens olmadan görmeyi seçmek artık.
Şükürler olsun...
(Yazı için aşağıya tıklayın lütfen)
GÖZLER KALBİN AYNASIDIR
Bundan sonra ilk hedefim her gün 1 saat ile başlayarak lens olmadan görmeyi seçmek artık.
Şükürler olsun...
(Yazı için aşağıya tıklayın lütfen)
GÖZLER KALBİN AYNASIDIR
16 Eylül 2010 Perşembe
P'taah-Pleiades Mesajları 1 adlı kitaptan...
"...Ne kadar büyük bir arayış içinde olursanız, ne kadar acele ve telaş içinde olursanız, ilerleme o kadar yavaş olur. Yapmanız gereken (tek) şey, yaşamın akışına uymaktır. Bu "OLMAK" tır. Her şeyin en büyük uyumlayıcısı, kahkahalarla gülmektir. Daha çok oynayın, daha çok gülün. Bu bir "Yaplar" ve "Yapma" lar meselesi değildir. "Doğru" ve... "yanlış", "İyi" ve "Kötü" diye bir şey yoktur. Ve gerçekte, "Yanlış" karar diye (de) bir şey yoktur. Her şey bir öğrenme sürecidir ve sizin burada oluşunuzun nedeni de budur.
......
Yargılama yok, sevgili Varlıklar. Yukarılarda, yaptıklarınızın kaydını tutan bir "Tanrı" yoktur. (Beşer) İnsanlık, bulutlar arasında oturan bir "Yaşlı Adam" şeklindeki bir Tanrı kavramı ile büyümüştür. Ve siz büyüdüğünüz ve Akli olarak bu Mitolojiyi dışladığınız zaman bile-kalben hala hepiniz- bulutlarda oturan Tanrının sizi gözetim altında tuttuğunu düşünürsünüz. Pekala sevgili dostlar, ben tüm Gökyüzünü araştırdım, baktım, baktım ve böyle bir Tanrı bulamadım."TANRI HERŞEY" dir, o aynı zamanda "SİZ" siniz. (Ve) Gerçekte (de) siz "O" sunuz...."
Sevgili dostumuz Süleyman Kaya'ya teşekkürlerle...
......
Yargılama yok, sevgili Varlıklar. Yukarılarda, yaptıklarınızın kaydını tutan bir "Tanrı" yoktur. (Beşer) İnsanlık, bulutlar arasında oturan bir "Yaşlı Adam" şeklindeki bir Tanrı kavramı ile büyümüştür. Ve siz büyüdüğünüz ve Akli olarak bu Mitolojiyi dışladığınız zaman bile-kalben hala hepiniz- bulutlarda oturan Tanrının sizi gözetim altında tuttuğunu düşünürsünüz. Pekala sevgili dostlar, ben tüm Gökyüzünü araştırdım, baktım, baktım ve böyle bir Tanrı bulamadım."TANRI HERŞEY" dir, o aynı zamanda "SİZ" siniz. (Ve) Gerçekte (de) siz "O" sunuz...."
Sevgili dostumuz Süleyman Kaya'ya teşekkürlerle...
7 Eylül 2010 Salı
İçinizdeki Kristal Saray ve Amenti Salonlarını Açmak
Bir Hathor Gezegen Mesajı
Tom Kenyon Kanalıyla
Not: Bu Hathor mesajı İçinizdeki Kristal Saray ve Amenti Salonlarını Açmak adı verilen güçlü bir enerji meditasyonunun talimatlarını içeriyor. Bu meditasyonu dilediğiniz her zaman büyük kişisel faydalar için kullanabilirsiniz. Ancak, bu enerjisel işlemin talimatları 31 Ekim 2010 tarihinde gerçekleşecek olan Hathor Dünya Aktivasyon Meditasyonuna katılmayı seçenler için bu zamanda yayınlanmaktadır. O tarihte Seattle, Washington’da bu meditasyonu yapmak için bir grup toplanacak. Bu bilgi tüm workshoba katılamayacak olan, ama tüm dünyadan başkalarıyla birlikte meditasyona katılmak isteyenler içindir.
İçinizdeki Kristal Saray ve Amenti Salonlarını Açmak
Aktarmak üzere olduğumuz meditasyon ile, içinizdeki doğuştan gelen yaratıcılığın yüksek seviyelerine erişebilirsiniz ve Yüksek Zihniniz olarak ifade ettiğimiz şeye ulaşabilirsiniz. Yüksek Zihin, şu anda zaman ve mekanın kısıtlamaları içinde deneyimlediğiniz farkındalığınızın kısıtlamalarının ötesine uzanan bilincinizin bir veçhesidir. Bu Yüksek Zihin – bilincinizin bu boyutlararası veçhesi – yoğun ilham, bilgelik, içgörü ve yaratıcılığın potansiyel kaynağıdır.
İçinizdeki Kristal Saray, yapısının bir kısmının doğası kristalin olduğundan, epifiz bezini ifade eder. Bu küçük kalsit kristalleri, ışığın yüksek alemlerine karşılık verebilen piezoelektrik özelliklere sahiptir. Epifiz bezinizdeki bu kristal potansiyelleri aktive ederek, Yüksek Zihninize bir portal açarsınız. Bu size ve insanlığa, yaratıcılık, içgörü ve kişisel ve kollektif problemler için çözümlerin akışını getirebilir.
Meditasyonun üç aşaması vardır.
Tom Kenyon Kanalıyla
Not: Bu Hathor mesajı İçinizdeki Kristal Saray ve Amenti Salonlarını Açmak adı verilen güçlü bir enerji meditasyonunun talimatlarını içeriyor. Bu meditasyonu dilediğiniz her zaman büyük kişisel faydalar için kullanabilirsiniz. Ancak, bu enerjisel işlemin talimatları 31 Ekim 2010 tarihinde gerçekleşecek olan Hathor Dünya Aktivasyon Meditasyonuna katılmayı seçenler için bu zamanda yayınlanmaktadır. O tarihte Seattle, Washington’da bu meditasyonu yapmak için bir grup toplanacak. Bu bilgi tüm workshoba katılamayacak olan, ama tüm dünyadan başkalarıyla birlikte meditasyona katılmak isteyenler içindir.
İçinizdeki Kristal Saray ve Amenti Salonlarını Açmak
Aktarmak üzere olduğumuz meditasyon ile, içinizdeki doğuştan gelen yaratıcılığın yüksek seviyelerine erişebilirsiniz ve Yüksek Zihniniz olarak ifade ettiğimiz şeye ulaşabilirsiniz. Yüksek Zihin, şu anda zaman ve mekanın kısıtlamaları içinde deneyimlediğiniz farkındalığınızın kısıtlamalarının ötesine uzanan bilincinizin bir veçhesidir. Bu Yüksek Zihin – bilincinizin bu boyutlararası veçhesi – yoğun ilham, bilgelik, içgörü ve yaratıcılığın potansiyel kaynağıdır.
İçinizdeki Kristal Saray, yapısının bir kısmının doğası kristalin olduğundan, epifiz bezini ifade eder. Bu küçük kalsit kristalleri, ışığın yüksek alemlerine karşılık verebilen piezoelektrik özelliklere sahiptir. Epifiz bezinizdeki bu kristal potansiyelleri aktive ederek, Yüksek Zihninize bir portal açarsınız. Bu size ve insanlığa, yaratıcılık, içgörü ve kişisel ve kollektif problemler için çözümlerin akışını getirebilir.
Meditasyonun üç aşaması vardır.
2 Eylül 2010 Perşembe
Başmelek Mikail'den Eylül Mesajı...
Basmelek Mikail'den Mesaj LM-9-2010
"ISIGINIZI PARILDATIN * VIZYONUNUZU PAYLASIN"
Ronna Herman vasitasiyla aktarilmistir
Sevgili ustatlar, bu hizlanmis donusum ve kaotik degisim zamanlari sirasinda, dunyanin irklari, dinleri ve kulturleri arasinda farkli gruplar olustu. Bu iki gruplasma yuksek alemlerde bizim gorus noktamizdan cok ayirt edilebilirdir. Gelecege inanci olanlar ve kendileri ve baskalari icin dunyayi daha iyi bir yer haline getirmek icin olasi her sekilde caba sarfedenlerin aura alanlari Isik ile isildiyor, bu isildama surekli genisleyen cemberler ile disariya dogru genisliyor, etraflarindaki her seyi ve herkesi etkiliyor. Bircogunuz Dunya uzerinde demirlemek icin bir kaynak arayan Ilahi Isik akisi icin guc transformatorleri (donusturuculeri) ve koruyuculari oldunuz. Bircok kez soyledigimiz gibi, guclu, donusturucu, tam spektrum Isik Dunya ve insanligin alt boyutlarin yogun/genis spektrumlu dualitesinden, yuksek dorduncu ve besinci boyutlarin Hafifligine ve genis ozgurlugune basarili sekilde gecisi icin gereksinim duydugu Kutsal Ates enerjisidir.
"ISIGINIZI PARILDATIN * VIZYONUNUZU PAYLASIN"
Ronna Herman vasitasiyla aktarilmistir
Sevgili ustatlar, bu hizlanmis donusum ve kaotik degisim zamanlari sirasinda, dunyanin irklari, dinleri ve kulturleri arasinda farkli gruplar olustu. Bu iki gruplasma yuksek alemlerde bizim gorus noktamizdan cok ayirt edilebilirdir. Gelecege inanci olanlar ve kendileri ve baskalari icin dunyayi daha iyi bir yer haline getirmek icin olasi her sekilde caba sarfedenlerin aura alanlari Isik ile isildiyor, bu isildama surekli genisleyen cemberler ile disariya dogru genisliyor, etraflarindaki her seyi ve herkesi etkiliyor. Bircogunuz Dunya uzerinde demirlemek icin bir kaynak arayan Ilahi Isik akisi icin guc transformatorleri (donusturuculeri) ve koruyuculari oldunuz. Bircok kez soyledigimiz gibi, guclu, donusturucu, tam spektrum Isik Dunya ve insanligin alt boyutlarin yogun/genis spektrumlu dualitesinden, yuksek dorduncu ve besinci boyutlarin Hafifligine ve genis ozgurlugune basarili sekilde gecisi icin gereksinim duydugu Kutsal Ates enerjisidir.
30 Ağustos 2010 Pazartesi
Yeniden Doğuş veya Reenkarnasyon
(Petek Kitamura'dan)
Fransızca kökenli bir kelime olan reenkarnasyon, ölümden sonra ruhun tekrar bedenlenerek bir, ya da birçok çok kez, yeniden dünyaya gelmesi demektir.
İnsanlar binlerce yıldır, ölüm herşeyin sonu mu, yoksa yeni bir hayatın baslangıcımı sorusuna tam olarak cevap verememişlerdir. Ölenlerin ruhları evrimlerini tamamlayıncaya kadar, dünyaya defalarca gidip gelir. Bedeni kabuk olarak kabul eden ruhlar, dünyaya her gelişlerinde değişik kabuğa bürünürler. Daha sonraki hayatlarında yaşayacakları, geçmis hayatları tarafından belirlenir. Yani ruh, neyi ekerse onu biçer. Karman adlı ögretiye göre, herkesin şimdiki yaşamındaki davranışlarının sonucu, sonraki yaşamında ortaya çıkar. Karma felsefesi geçmiste yaptığımız eylemlerin, gelecekteki iyi ya da kötü sonuçları doğuracağını anlatır.
İnsanlar, ruhen daha da ilerlemek, ruhsal görgü ve deneyimlerini arttırmak için, evrenin her yerinde tekrar tekrar doğarlar. Ruh bütün evrenlere dağılmış olan Tanrı kanunlarını, insan bedenini kullanarak araştırır ve öğrenmeye çalışır. Ruh değişik bedenler kullanarak, her dünyaya gelişinde yeni şeyler öğrenir, biraz daha bilgi ve tecrübe kazanarak tekamül eder. Ruhların geriye gidişi yoktur, yani insan her seferinde daha da tekamül etmiş bir insan olarak doğar. Ruh, her seferinde dünya sahnesinde yeni bir rol oynar, ve işi bitince bir müddet dinlenmek için çekilir. Reenkarnasyon, tekamül aracı olan evrensel ilahi bir yasadır. Her insan yeniden dünyaya gelişinde, daha önce yaşadığı durumların toplamının sonucuyla karşılaşır. Ancak bu sonuçlar kendi davranışlarının planı çerçevesinde hazırlanmış sonuçlardır, bunlardan insan tamamen kendisi sorumludur, kendi seçimlerinin sonuçlarını hazırlar ve yaşar. Bu yaşamda karşılaştığımız, sebepsiz sevdiğimiz ya da sevmediğimiz kişiler,kullandığımız ya da kullanamadığımız yeteneklerimiz, sebepsiz korkularımız, sorunlarımız, genellikle geçmiş hayatlarımızdan bugüne aktarılmış ve hala üzerimizde etkisini sürdüren sonuçlardır. Sebebini bilmediğimiz fobilerimiz, sevgilerimiz, korkularımız, ilişkilerimizde yaşadığımız sorunlar, geçmiş yaşamlarımızdan taşıdığımız izlerdir. Kapalı mekan korkusu olan birinin daha önceki hayatlarından birinde, karanlık küçük bir odaya hapsedilmiş, sudan korkan birinin daha önceki yaşamında, denizde boğulmus olması, olasılık dahilindedir. Yaşadığımız her olayda daha önce yaptığımız seçimlerin sonuçlarını görürüz. Ama gelecek günlerimizin gidişatını değiştirmemiz konusunda kısıtlanmayız. Ana hatlar hariç, herşey önceden belirlenmiş bir kalıp içinde oluşmaz yani. Karma yanlız geçmiş yaşamlarımız için değil, ama bu yaşamımız için de her zaman iş başındadır. Karma bizim bir parçamızdır, ondan kaçış yoktur ama onu değiştirmek bizim elimizdedir.
Fransızca kökenli bir kelime olan reenkarnasyon, ölümden sonra ruhun tekrar bedenlenerek bir, ya da birçok çok kez, yeniden dünyaya gelmesi demektir.
İnsanlar binlerce yıldır, ölüm herşeyin sonu mu, yoksa yeni bir hayatın baslangıcımı sorusuna tam olarak cevap verememişlerdir. Ölenlerin ruhları evrimlerini tamamlayıncaya kadar, dünyaya defalarca gidip gelir. Bedeni kabuk olarak kabul eden ruhlar, dünyaya her gelişlerinde değişik kabuğa bürünürler. Daha sonraki hayatlarında yaşayacakları, geçmis hayatları tarafından belirlenir. Yani ruh, neyi ekerse onu biçer. Karman adlı ögretiye göre, herkesin şimdiki yaşamındaki davranışlarının sonucu, sonraki yaşamında ortaya çıkar. Karma felsefesi geçmiste yaptığımız eylemlerin, gelecekteki iyi ya da kötü sonuçları doğuracağını anlatır.
İnsanlar, ruhen daha da ilerlemek, ruhsal görgü ve deneyimlerini arttırmak için, evrenin her yerinde tekrar tekrar doğarlar. Ruh bütün evrenlere dağılmış olan Tanrı kanunlarını, insan bedenini kullanarak araştırır ve öğrenmeye çalışır. Ruh değişik bedenler kullanarak, her dünyaya gelişinde yeni şeyler öğrenir, biraz daha bilgi ve tecrübe kazanarak tekamül eder. Ruhların geriye gidişi yoktur, yani insan her seferinde daha da tekamül etmiş bir insan olarak doğar. Ruh, her seferinde dünya sahnesinde yeni bir rol oynar, ve işi bitince bir müddet dinlenmek için çekilir. Reenkarnasyon, tekamül aracı olan evrensel ilahi bir yasadır. Her insan yeniden dünyaya gelişinde, daha önce yaşadığı durumların toplamının sonucuyla karşılaşır. Ancak bu sonuçlar kendi davranışlarının planı çerçevesinde hazırlanmış sonuçlardır, bunlardan insan tamamen kendisi sorumludur, kendi seçimlerinin sonuçlarını hazırlar ve yaşar. Bu yaşamda karşılaştığımız, sebepsiz sevdiğimiz ya da sevmediğimiz kişiler,kullandığımız ya da kullanamadığımız yeteneklerimiz, sebepsiz korkularımız, sorunlarımız, genellikle geçmiş hayatlarımızdan bugüne aktarılmış ve hala üzerimizde etkisini sürdüren sonuçlardır. Sebebini bilmediğimiz fobilerimiz, sevgilerimiz, korkularımız, ilişkilerimizde yaşadığımız sorunlar, geçmiş yaşamlarımızdan taşıdığımız izlerdir. Kapalı mekan korkusu olan birinin daha önceki hayatlarından birinde, karanlık küçük bir odaya hapsedilmiş, sudan korkan birinin daha önceki yaşamında, denizde boğulmus olması, olasılık dahilindedir. Yaşadığımız her olayda daha önce yaptığımız seçimlerin sonuçlarını görürüz. Ama gelecek günlerimizin gidişatını değiştirmemiz konusunda kısıtlanmayız. Ana hatlar hariç, herşey önceden belirlenmiş bir kalıp içinde oluşmaz yani. Karma yanlız geçmiş yaşamlarımız için değil, ama bu yaşamımız için de her zaman iş başındadır. Karma bizim bir parçamızdır, ondan kaçış yoktur ama onu değiştirmek bizim elimizdedir.
Anlama Zamanı!
Değişim dönüşüm zamanlarındayız. Hepimizin yaşamında, en yüksek hayrımıza hizmet etmeyen ilişkiler, olaylar açığa çıkıyor, temizlenmek, dönüştürülmek üzere önümüze sürülüyor. Bu temizlik süreci; gerekli, zevkli ve mutluluk verici olduğu kadar acı verici, zorlayıcı ve yaralayıcı olabiliyor. Bu zorlayıcılık bazen insana pes etme duygusunu verse de yaşadıklarımızı gözlemlemek, sevgiyle içinden geçmek, kabul etmek ve dönüştürmek en güzeli ve hatta tek seçenek gibi görünüyor. Artık en yüksek hayrımıza hizmet etmeyen, kendi kendimize dahi yalan söylediğimiz, acı bilincimizi beslemekten öteye gitmeyen ilişkilerimizi göz ardı etmek, üzerini kapatmak, yaşamımızdaki negatif durumları öteleye öteleye kendimizi (bize çok zevk veren ve herkese büyük bir zevkle anlattığımız) mağdur durumuna koymamız gibi bir lüksümüz yok. Bunu yapmaya çabaladığımızda daha da acı veren durumlar ortaya çıkacak ve bizi hareket etmeye, yapmamız gerekeni yapmaya zorlayacak.
Artık Çalışma Zamanı!
Bütün bu süreci üst benliğimiz, yaradılışımızın tanrısal yanı bizi hep ileri, ışığa doğru yürümeye zorlayan, yolu aydınlatan tarafı ile yapıyoruz. Tanrı diyelim, yüksek bilinç, ne dersek diyelim; o hep bizim en yüksek hayrımıza olanı bize göstermekte. Bu çılgınlığın durmasını istiyorsak bir durmalı ve kendimize “ben kimim, neden buradayım?” diye sormalı ve kalbimizin sesini dinlemeliyiz.
İyi haber ise; kaldıramayacağımız bir yük bize asla verilmez. “Her dağa kaldırabileceği kadar kar” durumu yani. Bu farkındalık sürecinden kolayca ve hızlıca geçebilmek için gerekli olan tüm bilgi, bütün araçlar bizde, tam da içimizde. Sadece nasıl yapıldığını unuttuk. Artık korku temelli bir egodan ibaret olmadığımız hatırlama zamanı geldi. Biz tanrının sevgi dolu çocuklarıyız ve şu anda görebildiğimiz çok çok ötesinde bir güç ile doluyuz.
HAYDİ!
(Patricia Diane Cota-Robles'dan esinlenilerek yazılmıştır)
Artık Çalışma Zamanı!
Bütün bu süreci üst benliğimiz, yaradılışımızın tanrısal yanı bizi hep ileri, ışığa doğru yürümeye zorlayan, yolu aydınlatan tarafı ile yapıyoruz. Tanrı diyelim, yüksek bilinç, ne dersek diyelim; o hep bizim en yüksek hayrımıza olanı bize göstermekte. Bu çılgınlığın durmasını istiyorsak bir durmalı ve kendimize “ben kimim, neden buradayım?” diye sormalı ve kalbimizin sesini dinlemeliyiz.
İyi haber ise; kaldıramayacağımız bir yük bize asla verilmez. “Her dağa kaldırabileceği kadar kar” durumu yani. Bu farkındalık sürecinden kolayca ve hızlıca geçebilmek için gerekli olan tüm bilgi, bütün araçlar bizde, tam da içimizde. Sadece nasıl yapıldığını unuttuk. Artık korku temelli bir egodan ibaret olmadığımız hatırlama zamanı geldi. Biz tanrının sevgi dolu çocuklarıyız ve şu anda görebildiğimiz çok çok ötesinde bir güç ile doluyuz.
HAYDİ!
(Patricia Diane Cota-Robles'dan esinlenilerek yazılmıştır)
27 Ağustos 2010 Cuma
Değişmek için ilk adım...
Hergün sabah kalkınca, gün içinde, birine kızınca, bir şeye alınınca, gönül koyunca, bıkınca, yorulunca, pes etmeye yaklaşınca, yeteer diye haykırmaya niyetlendiğinizde:
Seni seviyorum.
Senden bildiğim ve bilemediğim yaşamlarımdaki olanlar için sonsuz-sınırsız af diliyorum.
Lütfen beni şimdi sonsuz-sınırsız affet.
Teşekkür ediyorum ve öyledir.
demeyi bir deneyin...
Hatta ve hatta (ki ben genelde öyle yapıyorum)
"Seni seviyorum, özür dilerim, lütfen beni affet, teşekkür ederim" demek bile yetiyor. Bu, zaten Hooponopono yönteminin de temeli oluyor zannederim çünkü sadece kitabını okuduğum kadarını biliyorum...
Gerçekten yaşamınızda hızla bir şeyler değişmeye başlayacak...
Sevgiyle...
Seni seviyorum.
Senden bildiğim ve bilemediğim yaşamlarımdaki olanlar için sonsuz-sınırsız af diliyorum.
Lütfen beni şimdi sonsuz-sınırsız affet.
Teşekkür ediyorum ve öyledir.
demeyi bir deneyin...
Hatta ve hatta (ki ben genelde öyle yapıyorum)
"Seni seviyorum, özür dilerim, lütfen beni affet, teşekkür ederim" demek bile yetiyor. Bu, zaten Hooponopono yönteminin de temeli oluyor zannederim çünkü sadece kitabını okuduğum kadarını biliyorum...
Gerçekten yaşamınızda hızla bir şeyler değişmeye başlayacak...
Sevgiyle...
20 Ağustos 2010 Cuma
Kosmosun Kardeşliği Adına...
Kosmosda bizden başka düşünen var mı
var
bize benzer mi
bilmiyorum
belki bizden güzeldir
bizona benzer mesela ama çayırdan nazik
belki de akarsuyun şavkına benzer
belki çirkindir bizden
karıncaya benzer mesala ama tıraktörden iri
belki de kapı gıcırtısına benzer
belki ne güzeldir bizden ne de çirkin
belki tıpatıp bize benzer
ve yıldızlardan birinde
hangisinde bilmiyorum
yıldızlardan birinde konuşacak elçimiz
hangi dilde bilmiyorum
yıldızlardan birinde konuşacak elçimiz onunla
Tovariş* diyecek
söze bu sözle başlayacak biliyorum
Tovariş diyecek
ne üs kurmağa geldim yıldızına
ne petrol ne yemiş imtiyazı istemeğe
Kola-kola satacak da değilim
selamlamaya geldim seni yeryüzü umutları adına,
bedava ekmek ve bedava karanfil adına
mutlu emeklerle mutlu dinlenmeler adına
"Yarin yanağından gayrı her yerde her şeyde hep beraber"
diyebilmek adına
evlerin
yurtların
dünyaların
ve kosmosun kardeşliği adına
Nazım Hikmet / 13 Nisan 1961 / Paris...
*Tovariş: Rusça yoldaş demektir.
var
bize benzer mi
bilmiyorum
belki bizden güzeldir
bizona benzer mesela ama çayırdan nazik
belki de akarsuyun şavkına benzer
belki çirkindir bizden
karıncaya benzer mesala ama tıraktörden iri
belki de kapı gıcırtısına benzer
belki ne güzeldir bizden ne de çirkin
belki tıpatıp bize benzer
ve yıldızlardan birinde
hangisinde bilmiyorum
yıldızlardan birinde konuşacak elçimiz
hangi dilde bilmiyorum
yıldızlardan birinde konuşacak elçimiz onunla
Tovariş* diyecek
söze bu sözle başlayacak biliyorum
Tovariş diyecek
ne üs kurmağa geldim yıldızına
ne petrol ne yemiş imtiyazı istemeğe
Kola-kola satacak da değilim
selamlamaya geldim seni yeryüzü umutları adına,
bedava ekmek ve bedava karanfil adına
mutlu emeklerle mutlu dinlenmeler adına
"Yarin yanağından gayrı her yerde her şeyde hep beraber"
diyebilmek adına
evlerin
yurtların
dünyaların
ve kosmosun kardeşliği adına
Nazım Hikmet / 13 Nisan 1961 / Paris...
*Tovariş: Rusça yoldaş demektir.
13 Ağustos 2010 Cuma
Günah - Sevap...
Ramazan başladığından beri karşıma bu konu çıkıp duruyor. İnsanların neden oruç tutmayı ya da tutmamayı seçtiği ister istemez tartışılıyor, günlerdir günah sevap meselesi konuşuluyor, biz de korku ile günahlarını affettirmek için mi insanlar oruç tutmayı tercih ediyor acaba diye konuşuyorduk sabah, ben de "kime affettirmek ve niye affettirme ihtiyacı" konulu mini bir seminer veriyordum eşime bir yandan da araba kullanırken. :) Sonra iş yerime geldim, Ruh ve Madde'ye girdim (http://www.maddeveruh.org/) bir baktım aynı konu karşıma çıktı. Artık bu konu ile ilgili halen temizlemem gereken şeyler olduğunu anlamış, idrak etmiş durumdayım. Bu konu üzerinde düşünüp yazacağım ama bu arada yazıyı okumak isteyebilirsiniz, aslında benim demek istediklerimi güzelce anlatıyor zaten: http://www.maddeveruh.org/ruh-ve-madde/1/883/uriel---siz-bu-dunyanin-idrakisiniz.aspx
Bu arada bu fotoğraf da hakikaten konuyu çok güzel anlatıyor yani. :)))
Bu arada bu fotoğraf da hakikaten konuyu çok güzel anlatıyor yani. :)))
3 Ağustos 2010 Salı
Dişi-Erkek...
Birbirimize bakıyoruz... Ben sağ'ım, o sol. Ben alt 3 çakrayım o üst 3 çakra. O soğuk renkler ben sıcak. O güneş ben ay. O ateş, ben su. O hava ben toprak. O gökyüzü ben yeryüzü... O erkek, ben dişi...
Birbirimize bakıyoruz... Önce derin bir nefret. Bir "neden beni bırakıp gittin" kızgınlığı. Bir ayrılmışlık duygusu. Bir yabancılama mı demeli, tam tersi tanıma ve özlemini itiraf edememe mi?..
Kıyasıya bir kavga başlıyor. Birbirinin etinden et koparmacasına, çığlık çığlığa bağırmacasına, özellikle birbirinin cinsel organlarını parçalayarak, deşerek. Karşındaki ile değil aslında kendin ile bu kavga. Karşındaki de sensin çünkü. Birinci sebep bu. İkinci sebep ise aslında kendine olan nefretin, kendini eksik sayma, ayrılık için kendini suçlama. Eksikliğin, ayrılığın simgelerini yok edersem belki eksikliği de yok ederim duygusu. İkimiz "bir" iken tamdık, hangi aşamada ve neden ayrıldık, kim suçlu?
Büyük patlama soğuyor sonunda. Bütün o bağrışmalar, parçalamaya çalışmalar, yok etme çabası duruluyor. Acıyan gözlerle birbirine bakma aşamasına geçiliyor. Kızgınlık yerini sakinliğe, affetme isteğine bırakıyor. Hep öyle olmaz mı? Büyük kızgınlık büyük affetme isteği değil midir aslında?
Birbirimize yaklaşıyoruz, kalp çakralarımızdan çıkan pembe ışıklar birbirine karışıyor. Büyük bir iç rahatlığı, hesapların kapatılmasına dair, affetmeye dair, bağışlanmış olmaya dair, suçluluk hissinden kurtulmaya dair büyük bir rahatlama bu. Çakralar bir araya geliyor, bedenler birleşiyor. Sağ ve sol birleşiyor, tam oluyor...
Aslında bir'dik. Şimdi yine bir olduk işte.
Birbirimize bakıyoruz... Önce derin bir nefret. Bir "neden beni bırakıp gittin" kızgınlığı. Bir ayrılmışlık duygusu. Bir yabancılama mı demeli, tam tersi tanıma ve özlemini itiraf edememe mi?..
Kıyasıya bir kavga başlıyor. Birbirinin etinden et koparmacasına, çığlık çığlığa bağırmacasına, özellikle birbirinin cinsel organlarını parçalayarak, deşerek. Karşındaki ile değil aslında kendin ile bu kavga. Karşındaki de sensin çünkü. Birinci sebep bu. İkinci sebep ise aslında kendine olan nefretin, kendini eksik sayma, ayrılık için kendini suçlama. Eksikliğin, ayrılığın simgelerini yok edersem belki eksikliği de yok ederim duygusu. İkimiz "bir" iken tamdık, hangi aşamada ve neden ayrıldık, kim suçlu?
Büyük patlama soğuyor sonunda. Bütün o bağrışmalar, parçalamaya çalışmalar, yok etme çabası duruluyor. Acıyan gözlerle birbirine bakma aşamasına geçiliyor. Kızgınlık yerini sakinliğe, affetme isteğine bırakıyor. Hep öyle olmaz mı? Büyük kızgınlık büyük affetme isteği değil midir aslında?
Birbirimize yaklaşıyoruz, kalp çakralarımızdan çıkan pembe ışıklar birbirine karışıyor. Büyük bir iç rahatlığı, hesapların kapatılmasına dair, affetmeye dair, bağışlanmış olmaya dair, suçluluk hissinden kurtulmaya dair büyük bir rahatlama bu. Çakralar bir araya geliyor, bedenler birleşiyor. Sağ ve sol birleşiyor, tam oluyor...
Aslında bir'dik. Şimdi yine bir olduk işte.
30 Temmuz 2010 Cuma
29 Temmuz 2010 Perşembe
Ay'ı nefesimizle Su'dan yarattık...
Sahildeyiz...
Hepimiz...
Yüzlerce mi, binlerce mi? Bilmem. Çok kalabalık olduğumuzu biliyorum.
Bedenlerimiz yumuşak. Katı madde olmamışız hala. Dünya yumuşak. O da henüz katılaşmamış. Adeta şeffafız. Ateş, su, hava, yer; hepsi farklı. Hepsi akışkan, nasıl desem, jöle kıvamında. Ben de öyleyim. Bembeyaz, geçirgen ve anda. Zaman kavramı henüz oluşmamış, öyle bir bilincimiz yok daha.
Yatıyoruz. Metrelerce sahilde yanyana yatıyoruz, el ele. Hep birlikteyiz. El ele sanki tek parça gibiyiz. Doğum için buradayız. İlk adımını atmak için. İçimizde büyük bir istek, arzu, inanç var. Neşe değil, sanki meditatif bir ruh hali. Düşüncelerden, duygulardan, yorumlardan bağımsız. Saf bir kabul ve inanç var sadece.
Hep birlikte odaklanıyoruz, hep birlikte alabileceğimiz en derin nefesi alıyoruz, hep birlikte doğruluyoruz, hep birlikte nefes veriyoruz, deniz kalkıyor, havalanıyor, nefes vermeye devam ediyoruz, deniz dev bir kütle halinde göğe yükseliyor, nefese devam ediyoruz, kütle yuvarlaklaşıyor ve fırlayıp yerine doğru gidiyor...
Biz, ben, hep birlikte içimizdeki dişi yanla ay'ı yaratıyoruz!
27 Temmuz 2010 Salı
Kendimi Bulduğum Sahil...
Kendimi bulmak için çıktığım bu yolda hergün bir mucize oluyor, hergün bir şeyler keşfediyor, biraz daha şaşırıyor, biraz daha mutlu oluyor ve yürekten şükrediyorum. Bundan bir 10 yıl önce olsa, bunları söyleyen birini duysam ciddi bir küfür ederdim sanırım. :) Şükürler olsun ki şimdi bulunduğum yerdeyim, bu andayım. Tam olmam gerektiği yerde...
Geçen hafta, zannederim Perşembe akşamıydı, biraz meditasyon yapmak ve aslında tam yapamadığım 17-18 Temmuz enerjilerine yönelik bir çalışma yapmak için kanepeye uzandım. Her hafta yaptığımız transformal nefes çalışmalarında onlarca mucizeye şahit olduğumdan artık her meditasyona 1-2 dakikalık nefes ile başlıyorum ve çok iyi geliyor, düşüncelerden uzaklaşmak ve kendimi bulmak için süper bir yöntem bence. Müzik olarak da tamamen tesadüfen yoğun dalga seslerinin olduğu bir müzik seçmişim. Çok da bilinçli olmadan kendimi bir anda bir sahilde buldum, o dalga sesleri gerçek, ben gerçek, deniz gerçek, ayağıma değen dalgalar gerçek, tam karşımda batan güneş gerçek. Nasıl anlatsam, sanki yüreğim açılmış, genişlemiş (aynen böyle, gerçekten) genişlemiş de hem benmişim, hem o'ymuşum, hem oradaymışım, hem de buradaymışım...
Sonra sahilde yürürken küçücük bir kız geldi. Baktım, ben'im. Benim küçüklüğüm elbette. Elimde bir balon koşuyorum, suları sıçratarak eğleniyorum. Yine gözlerim kapalı, yine kendimi korumadayım, yine görmeye korkuyorum ama o anda görmeye de ihtiyacım yok aslında. Kendimi çok güvende hissediyorum. Olmam gereken yerdeyim. İçimdeki çocuk da neşeli ben de. Herşey olması gerektiği gibi...
Bu arada, ben kendime bakıyorum, yani asıl ben'e. Yani, bir arayıştayım, bunun da gayet farkındayım. Gözüm çevrede. İşte o sırada ben geliyorum. Ben. Kocaman altın ve beyaz rengi bir ışık halinde. Önce yüzü var. Sonra yiyorum zılgıtı: "Bir surat koymak zorunda mısın mutlaka?" gibi bir şey söylüyor. Kendimi rahat bırakıyorum ben de. Bakıyorum. Işık büyüyor, büyüyor, büyüyor...
Ben o'yum. O ben'im. Üçümüz tek bir ruha ait 3 farklı varoluş olarak oradayız. Güneş aynı sıcaklığında. Farkediyorum ki o küçük çocuğu iyileştirmek oradayız biz. Annem, babam, büyük babaannem, anneannem de oradalar, hepsi ışık varlıklar olarak yanımızda. Hep birlikte ona ne kadar sevildiğini söylemek, onu ikna etmek için...
Uzun bir terapi sonrası, çocuk ben gökyüzüne kaldırıyor başını, bakmaya başlıyor. Gözlerini açıyor!
Asıl ben diyor ki: Bak! Artık bakıyor, henüz görmeye başlamadı belki ama bakıyor işte. Bu ne kadar büyük bir gelişme biliyor musun?
İçim huzur dolu. İçimde bir genişlik, derinlik, doygunluk var...
Şükürler olsun. Ne diyeyim?..
Geçen hafta, zannederim Perşembe akşamıydı, biraz meditasyon yapmak ve aslında tam yapamadığım 17-18 Temmuz enerjilerine yönelik bir çalışma yapmak için kanepeye uzandım. Her hafta yaptığımız transformal nefes çalışmalarında onlarca mucizeye şahit olduğumdan artık her meditasyona 1-2 dakikalık nefes ile başlıyorum ve çok iyi geliyor, düşüncelerden uzaklaşmak ve kendimi bulmak için süper bir yöntem bence. Müzik olarak da tamamen tesadüfen yoğun dalga seslerinin olduğu bir müzik seçmişim. Çok da bilinçli olmadan kendimi bir anda bir sahilde buldum, o dalga sesleri gerçek, ben gerçek, deniz gerçek, ayağıma değen dalgalar gerçek, tam karşımda batan güneş gerçek. Nasıl anlatsam, sanki yüreğim açılmış, genişlemiş (aynen böyle, gerçekten) genişlemiş de hem benmişim, hem o'ymuşum, hem oradaymışım, hem de buradaymışım...
Sonra sahilde yürürken küçücük bir kız geldi. Baktım, ben'im. Benim küçüklüğüm elbette. Elimde bir balon koşuyorum, suları sıçratarak eğleniyorum. Yine gözlerim kapalı, yine kendimi korumadayım, yine görmeye korkuyorum ama o anda görmeye de ihtiyacım yok aslında. Kendimi çok güvende hissediyorum. Olmam gereken yerdeyim. İçimdeki çocuk da neşeli ben de. Herşey olması gerektiği gibi...
Bu arada, ben kendime bakıyorum, yani asıl ben'e. Yani, bir arayıştayım, bunun da gayet farkındayım. Gözüm çevrede. İşte o sırada ben geliyorum. Ben. Kocaman altın ve beyaz rengi bir ışık halinde. Önce yüzü var. Sonra yiyorum zılgıtı: "Bir surat koymak zorunda mısın mutlaka?" gibi bir şey söylüyor. Kendimi rahat bırakıyorum ben de. Bakıyorum. Işık büyüyor, büyüyor, büyüyor...
Ben o'yum. O ben'im. Üçümüz tek bir ruha ait 3 farklı varoluş olarak oradayız. Güneş aynı sıcaklığında. Farkediyorum ki o küçük çocuğu iyileştirmek oradayız biz. Annem, babam, büyük babaannem, anneannem de oradalar, hepsi ışık varlıklar olarak yanımızda. Hep birlikte ona ne kadar sevildiğini söylemek, onu ikna etmek için...
Uzun bir terapi sonrası, çocuk ben gökyüzüne kaldırıyor başını, bakmaya başlıyor. Gözlerini açıyor!
Asıl ben diyor ki: Bak! Artık bakıyor, henüz görmeye başlamadı belki ama bakıyor işte. Bu ne kadar büyük bir gelişme biliyor musun?
İçim huzur dolu. İçimde bir genişlik, derinlik, doygunluk var...
Şükürler olsun. Ne diyeyim?..
Kilo...
Son 1,5 yılda çok ciddi kilo almış biri olarak bu kilo meselesini araştırıyor, neden üzerimde bu kadar yükü taşıdığımı anlamaya çalışıyordum ki "Ask Eden" (Eden'a sor! anlamında) diye bir sitede (hem site hem blog aslında) bu konu ile ilgili beni tatmin eden bazı açıklamalara rastladım. Şöyle diyor:
Kilo almanın farklı aşamaları ve nedenleri olabilir. Bedenimiz, her zaman için, yakın gelecekte ciddi bir enerji kaybı yaşayacağını hissettiği zaman ya da bundan korktuğu zaman fazla kilo toplamaya başlar. Bazı durumlarda kişi enerjisini korkunç bir şekilde harcar, kötü kullanırsa beden onun yapmadığını yani enerjisini efektif kullanma işini gerektiğinde harcamak üzere kilo biriktirerek yapmaya çalışır. (Biz fiziksel bedeni katı madde zannediyor, onun da enerji olduğunu henüz tam olarak kavrayamıyoruz malum) Yeni anne baba olmuş ebeveynlerde bu durum sık görülür çünkü beden bilir ki yakın gelecekte bebekle ilgilenmek için ciddi bir enerji gereksinimi olacaktır. Korku kilo almanın en önemli nedenlerinden biri olup kişi kilo vermeye başlarken aynı zamanda buna neden olan derindeki korkuyu da temizlemelidir yoksa kilolar aynen geri dönecektir. Korku bitmedikçe kilo da bitmez.
Kilo almanın farklı aşamaları ve nedenleri olabilir. Bedenimiz, her zaman için, yakın gelecekte ciddi bir enerji kaybı yaşayacağını hissettiği zaman ya da bundan korktuğu zaman fazla kilo toplamaya başlar. Bazı durumlarda kişi enerjisini korkunç bir şekilde harcar, kötü kullanırsa beden onun yapmadığını yani enerjisini efektif kullanma işini gerektiğinde harcamak üzere kilo biriktirerek yapmaya çalışır. (Biz fiziksel bedeni katı madde zannediyor, onun da enerji olduğunu henüz tam olarak kavrayamıyoruz malum) Yeni anne baba olmuş ebeveynlerde bu durum sık görülür çünkü beden bilir ki yakın gelecekte bebekle ilgilenmek için ciddi bir enerji gereksinimi olacaktır. Korku kilo almanın en önemli nedenlerinden biri olup kişi kilo vermeye başlarken aynı zamanda buna neden olan derindeki korkuyu da temizlemelidir yoksa kilolar aynen geri dönecektir. Korku bitmedikçe kilo da bitmez.
12 Temmuz 2010 Pazartesi
Canan Yolaç'ın Habertürk Ropörtajı
Canan Hoca'yı gerçekten çok seviyorum. Geçtiğimiz Cumartesi günü Habertürk'de yayınlanan röportajı da meseleyi çok güzel özetlemiş, o yüzden paylaşayım dedim.
9 Temmuz 2010 Cuma
Çok bilinen bir anektod ama çok severim...
Cherokee kabilesinin yaşlılarından biri hayat, aşk ve evlilik üzerine konuşurken... şunları söylüyor:
"İçimizde iki kurt var ve bunların arasında da korkunç bir savaş.
Kurtlardan biri; korkuyu, öfkeyi, kıskançlığı, pişmanlığı, açgözlülüğü, aşağılık duygusunu, yalanları, üstünlük taslamayı ve benciliği temsil ediyor.
Diğeri ise; zevki, huzuru, sevgiyi, umudu, paylaşmayı, cömertliği, dinginligi, alçak gönüllülüğü, nezaketi, yardımseverliliği, dostluğu, anlayışı, merhameti ve inanci temsil ediyor."
Gençlerden biri "hangi kurt kazanacak?" diye soruyor.
Yaşlı adam kısaca cevap veriyor:
"Hangisini beslersen o!"
"İçimizde iki kurt var ve bunların arasında da korkunç bir savaş.
Kurtlardan biri; korkuyu, öfkeyi, kıskançlığı, pişmanlığı, açgözlülüğü, aşağılık duygusunu, yalanları, üstünlük taslamayı ve benciliği temsil ediyor.
Diğeri ise; zevki, huzuru, sevgiyi, umudu, paylaşmayı, cömertliği, dinginligi, alçak gönüllülüğü, nezaketi, yardımseverliliği, dostluğu, anlayışı, merhameti ve inanci temsil ediyor."
Gençlerden biri "hangi kurt kazanacak?" diye soruyor.
Yaşlı adam kısaca cevap veriyor:
"Hangisini beslersen o!"
Kendini Sevmek için Dua - Don Miguel Ruiz
Bugün, Evrenin Yaratıcısı, kendimizi olduğumuz gibi, yargılamadan kabul etmemize yardım etmeni istiyoruz. Tüm duygularımızla, umutlarımızla ve hayallerimizle zihnimizi, kişiliğimizi, varlığımızın eşsizliğini kabul etmemize yardım et.
Bedenimizi tüm güzelliği ve mükemmelliği ile olduğu gibi kabul etmemize yardım et. Kendimize duyduğumuz sevgi o kadar güçlü olsun ki, bir daha asla kendimizi reddetmeyelim veya mutluluğumuzu, özgürlüğümüzü ve sevgimizi sabote etmeyelim. Bu andan itibaren her eylem, her reaksiyon, her düşünce, her duygu sevgiye dayalı olsun.
Yaradan, yaşamımızın tüm rüyası korku ve dramadan sevgi ve sevince dönüşene dek, kendimize olan sevgimizi artırmaya yardım et. Kendimize duyduğumuz sevginin gücü, inanmaya programlandığımız tüm yalanları, yeterince iyi veya yeterince güçlü ya da yeterince zeki olmadığımız, yapamayacağımız yalanlarını yıkmaya yeterli olsun.
Kendimize olan sevgimizin gücü, yaşamımızı başka insanların fikirlerine göre yaşamaya gereksinimimiz olmayacak kadar güçlü olsun. Yapmamız gereken seçimleri yapmak için tamamen kendimize güvenelim. Kendimize olan sevgiyle, artık yaşamımızda herhangi sorumluluk ile veya herhangi problemlerle karşılaşmaktan korkmayız ve onlar ortaya çıkarken çözeriz. Neyi başarmak istiyorsak, kendimize olan sevginin gücüyle yapalım.
Bugünden başlayarak, bize karşı herhangi bir durum oluşturmayacak kadar kendimizi sevmemize yardımcı ol. Yaşamımızı kendimiz olarak yaşayabiliriz.
Başka insanların bizi kabul etmelerine veya ne kadar iyi olduğumuzu söylemelerine artık gereksinimimiz yok, çünkü ne ve kim olduğumuzu biliyoruz. Kendimizi sevmenin gücüyle, aynaya baktığımız her seferinde gördüğümüzden zevk alalım. Yüzümüzde, içsel ve dışsal güzelliğimizi zenginleştiren büyük bir gülümseme olsun.
Kendimize yoğun sevgi hissetmemize yardım et, her zaman kendi varlığımızdan haz alalım. Kendimizi yargılamadan sevelim, çünkü yargıladığımız zaman, suçlama ve suçluluk taşırız, cezalandırmaya gereksinimimiz olur ve senin sevginin perspektifini kaybederiz. Bu anda kendimizi bağışlamak için irademizi güçlendir.
Zihinlerimizi duygusal zehirden ve kendini – yargılamadan temizle ki, tam bir huzur ve sevgi içinde yaşayabilelim. Kendimize olan sevgimiz yaşamımızın rüyasını değiştiren güç olsun. Kalplerimizde bu yeni güç ile, sahip olduğumuz her ilişkiyi dönüştürelim. Başkaları ile olan anlaşmazlıklarımızdan özürleşmemize yardımcı ol.
Zamanımızı sevdiklerimizle paylaşmak için mutlu olalım ve onları zihnimizde hissettiğimiz herhangi haksızlıklar için bağışlamamıza yardım et. Kendimizi sevmemize yardım et ki, yaşamımızda bizi inciten herkesi bağışlayalım. Ailemizi ve arkadaşlarımızı koşulsuzca sevmemiz için ve ilişkilerimizi en pozitif ve sevgi dolu şekilde değiştirmemiz için bize cesaret ver. İlişkilerimizde yeni iletişim kanalları yaratmamıza yardım et ki, kontrol, güç savaşı olmasın, kazanan veya kaybeden olmasın. Birlikte sevgi, sevinç ve uyum için bir ekip olarak çalışalım.
Ailemiz ve arkadaşlarımız ile ilişkilerimiz saygı ve sevince dayansın, artık onlara nasıl olacaklarını ve nasıl düşüneceklerini söylemeye gereksinimimiz olmasın. Romantik ilişkilerimiz en olağanüstü ilişkiler olsun. Başkalarını oldukları gibi, yargılamadan kabul etmemize yardım et, çünkü onları reddettiğimiz zaman, kendimizi reddederiz. Kendimizi reddettiğimiz zaman, seni reddederiz.
Bugün yeni bir başlangıç. Bugün yaşamımıza kendimizi sevmenin gücü ile başlamamıza yardımcı ol.Yaşamımızdan zevk almamıza, ilişkilerimizden haz almamıza, yaşamı keşfetmemize, riskler almamıza, canlı olmamıza ve artık sevgi korkusunda yaşamamamıza yardım et.
Kalbimizi doğuştan hakkımız olan sevgiye açalım. Minnettarlığın, Cömertliğin ve Sevginin Üstatları olmamıza yardım et, ki tüm yarattıklarından ebediyen zevk alabilelim.
Amin - OMmmmmmmmmmm
Bedenimizi tüm güzelliği ve mükemmelliği ile olduğu gibi kabul etmemize yardım et. Kendimize duyduğumuz sevgi o kadar güçlü olsun ki, bir daha asla kendimizi reddetmeyelim veya mutluluğumuzu, özgürlüğümüzü ve sevgimizi sabote etmeyelim. Bu andan itibaren her eylem, her reaksiyon, her düşünce, her duygu sevgiye dayalı olsun.
Yaradan, yaşamımızın tüm rüyası korku ve dramadan sevgi ve sevince dönüşene dek, kendimize olan sevgimizi artırmaya yardım et. Kendimize duyduğumuz sevginin gücü, inanmaya programlandığımız tüm yalanları, yeterince iyi veya yeterince güçlü ya da yeterince zeki olmadığımız, yapamayacağımız yalanlarını yıkmaya yeterli olsun.
Kendimize olan sevgimizin gücü, yaşamımızı başka insanların fikirlerine göre yaşamaya gereksinimimiz olmayacak kadar güçlü olsun. Yapmamız gereken seçimleri yapmak için tamamen kendimize güvenelim. Kendimize olan sevgiyle, artık yaşamımızda herhangi sorumluluk ile veya herhangi problemlerle karşılaşmaktan korkmayız ve onlar ortaya çıkarken çözeriz. Neyi başarmak istiyorsak, kendimize olan sevginin gücüyle yapalım.
Bugünden başlayarak, bize karşı herhangi bir durum oluşturmayacak kadar kendimizi sevmemize yardımcı ol. Yaşamımızı kendimiz olarak yaşayabiliriz.
Başka insanların bizi kabul etmelerine veya ne kadar iyi olduğumuzu söylemelerine artık gereksinimimiz yok, çünkü ne ve kim olduğumuzu biliyoruz. Kendimizi sevmenin gücüyle, aynaya baktığımız her seferinde gördüğümüzden zevk alalım. Yüzümüzde, içsel ve dışsal güzelliğimizi zenginleştiren büyük bir gülümseme olsun.
Kendimize yoğun sevgi hissetmemize yardım et, her zaman kendi varlığımızdan haz alalım. Kendimizi yargılamadan sevelim, çünkü yargıladığımız zaman, suçlama ve suçluluk taşırız, cezalandırmaya gereksinimimiz olur ve senin sevginin perspektifini kaybederiz. Bu anda kendimizi bağışlamak için irademizi güçlendir.
Zihinlerimizi duygusal zehirden ve kendini – yargılamadan temizle ki, tam bir huzur ve sevgi içinde yaşayabilelim. Kendimize olan sevgimiz yaşamımızın rüyasını değiştiren güç olsun. Kalplerimizde bu yeni güç ile, sahip olduğumuz her ilişkiyi dönüştürelim. Başkaları ile olan anlaşmazlıklarımızdan özürleşmemize yardımcı ol.
Zamanımızı sevdiklerimizle paylaşmak için mutlu olalım ve onları zihnimizde hissettiğimiz herhangi haksızlıklar için bağışlamamıza yardım et. Kendimizi sevmemize yardım et ki, yaşamımızda bizi inciten herkesi bağışlayalım. Ailemizi ve arkadaşlarımızı koşulsuzca sevmemiz için ve ilişkilerimizi en pozitif ve sevgi dolu şekilde değiştirmemiz için bize cesaret ver. İlişkilerimizde yeni iletişim kanalları yaratmamıza yardım et ki, kontrol, güç savaşı olmasın, kazanan veya kaybeden olmasın. Birlikte sevgi, sevinç ve uyum için bir ekip olarak çalışalım.
Ailemiz ve arkadaşlarımız ile ilişkilerimiz saygı ve sevince dayansın, artık onlara nasıl olacaklarını ve nasıl düşüneceklerini söylemeye gereksinimimiz olmasın. Romantik ilişkilerimiz en olağanüstü ilişkiler olsun. Başkalarını oldukları gibi, yargılamadan kabul etmemize yardım et, çünkü onları reddettiğimiz zaman, kendimizi reddederiz. Kendimizi reddettiğimiz zaman, seni reddederiz.
Bugün yeni bir başlangıç. Bugün yaşamımıza kendimizi sevmenin gücü ile başlamamıza yardımcı ol.Yaşamımızdan zevk almamıza, ilişkilerimizden haz almamıza, yaşamı keşfetmemize, riskler almamıza, canlı olmamıza ve artık sevgi korkusunda yaşamamamıza yardım et.
Kalbimizi doğuştan hakkımız olan sevgiye açalım. Minnettarlığın, Cömertliğin ve Sevginin Üstatları olmamıza yardım et, ki tüm yarattıklarından ebediyen zevk alabilelim.
Amin - OMmmmmmmmmmm
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




