Selamlar Sevgililerim,
Sizi Sevgi ve Işık'la selamlıyorum.
Bu gerçekten tüm insanlık için hayırlı bir zaman. Hepinize ilerlemeniz için fırsat veriliyor. Bu bireysel bir karar zamanı olduğundan, nasıl ilerleyeceğinizi seçerken, size dilediğiniz kadar hızlı ya da yavaş ilerlemeniz için izin veriliyor.
Artık herkesin aynı yolu takip etmesine gerek yok. Bu birçoğunuzun çok dehşete düşmesine sebep oluyor, çünkü geçmişte sürü zihniyeti kural olmuştur. Bugün ve bu zamanda durum böyle değil. Artık bireyler, kendi yollarını seçmeliler ve kendi yollarında ilerlerken kendilerine sadık kalmalılar. Eğer seçtiğiniz yol, şimdiye kadar yürüdüğünüz yol ve diğerlerininin sizden yürümenizi beklediği yol ile çelişiyorsa, bu, büyük ayrılık ve yalnızlık duygularına sebep olabilir. Ancak, herkes kendi yolunda olacak ve bu yüzden, kim olduğunuzu onurlandırmanız çok önemli. Kendi ilahi misyonunuz var ve bu ilahi misyonu yerine getimek için, çağrıldığınızı hissettiğinizi yapmanız önemlidir. Kendi yolunuz sizi şimdiye kadar yürüdüğünüze benzer bir yola çıkarabilir ya da tamamen farklı bir yöne hareket edebilirsiniz. Önemli olan, ilerlerken, kalbinizde ve ruhunuzda olanı onurlandırmanızdır. Sizi yolunuzdan caydırmaya çalışacaklar için, kendi merkezinizde, güçlü ve sakin kalmanız gerektiğini idrak edin. Onlar size yanlış yolda olduğunuzu ve farklı yönde hareket etmeniz gerektiğini anlatmaya çalışacaklardır.
Kendimle konuşuyorum. Kendimle mi konuşuyorum, onunla mı konuşuyorum? O Kim? Ben miyim? Ben olan beni gözlemleyen bu öteki ben kim? Gerçek ben kimim? Bu dünyada işim ne? Bütün bu yaşamın anlamı ne? Nereden geldim, nereye gidiyorum? Kendim olarak mı yaşıyorum yoksa bana ezberletilmiş, programlandığım bir hayatı mı yaşıyorum? Kendimi tanımak için uzun bir yoldayım.
30 Eylül 2011 Cuma
27 Eylül 2011 Salı
Yükseliş Semptomları ile Nasıl Başa Çıkalım?
Bugünlerde; yükselen enerjiler ve artık dualitenin çöküşünün yaklaşması ile üst üste gelen olaylar dizisi bizi daha da zorluyor, temizlik yapmamız, bilinçaltımızda kalmış son karanlıkları aydınlatmamız için itekledikçe itekliyor. Bu yüzden zorlanıyor, kötü günler geçiriyor, bedenlerinizin bir çok yerinde acı, ağrı hissediyor, ufak tefek hatta ciddi rahatsızlıklarla boğuşuyorsanız; anlayın ki evren sizi değişime, temizliğe zorlamakta. Olan olaylarla, yaşanan acılarla başa çıkmanın en doğru yolu onları kabul edip yola devam etmek. İnanın reddetmek, sıkılmak, acıya tutunmak o enerjinin hayatınızdaki varlığını büyütecektir. O yüzden kendinizi biraz olaylardan dışarı çıkarmayı, düşüncelerinizi, dikkatinizi başka yerlere kanalize etmeyi denemelisiniz.
Yapılacak en iyi şeylerden biri bedeninizi dinlemek. Ama gerçekten dinlemek ve ihtiyacı olan şeye izin vermek. Bizim 2012 grubunda bu konuda çok farklı yöntemlerden bahsedildi; ben de birazını sizinle paylaşmak istedim. Umarım faydası olur.
Yöntemlerden biri:
- Nasıl hissettiğinizi gözlemleyin, onu tanımlayın.
- Zihninize; bu duygunun derininde yatan; önceden yaşadığınız benzer bir düşünce, resim, his yollamasını isteyin. Aklınıza ilk gelen şeye tutunun.
- Aklınıza gelen bu duyguyu, resimi yaşayın, yargılamadan, reddetmeden tamamını hissedin.
- Bunu hissettiğiniz şeyler için bir kaç kere yapmanız gerekebilir.
Eğer bu süreci dürüstçe uygulayabilirseniz, aynı duyguyu yeniden yaşamamak için ve içinizde patlamaya hazır bir volkan gibi bekleyen bu duyguyu, bu sorunu kapatabilir ve bir daha sizi rahatsız etmesini tamamen engelleyebilirsiniz.
Bu bir korku olabilir, bir rahatsızlık, bir reddediş, kendinize yapıştırdığınız bir yafta, söylediğiniz bir yalan, bir suçluluk duygusu, bir hayal kırıklığı... Hepsi patlamaya hazır bir volkan gibi bekler ve genelde en zayıf anınızda sizi vurur. Bütün mesele sorunun kökenine inmek, ilk oluştuğu ana gitmek. O anı değiştirdiğinizde, sorun da değişecektir. O an söyleyemediğiniz şeyi söyleyin, o an veremediğiniz tepkiyi verin, o an kendinizi nasıl kandırdıysanız bunu değiştirin. İnanın büyük faydası olacak.
Bir yöntem daha anlatacağım:
Rahatsızlık yaşadığınız anda (fiziksel ya da duygusal fark etmez) yere dümdüz yatın. Derin, kontrollü bir şekilde ve mümkünse tüm bedeninizle nefes alın. Yani diyafram nefesi alın, tüm karnınıza, sonra yukarı çıkın, olabildiğince nefesinizi tüm bedeninize yayın (başta bu çok zor olabilir, pes etmeyin, temizlik her zaman biraz zahmetli ama sonucu çok güzel). Bedeninizi tamamen rahat bırakın. Tamamen serbest. Hiç bir şekilde bedeninizi kontrol etmeyin, bırakın ne yapmak istiyorsa onu yapsın. Yargılamayın, zorlamayın, analiz etmeyin. Niye böyle döndüm, niye böyle yattım demeyin, yüreğinizden, ta içinizden ne geliyorsa ona izin verin. Gayet basit, sadece bedeninizi bırakın ne yöne, ne şekilde istiyorsa o şekilde hareket etsin. Belki başınız ileri geri hareket etmek istiyor, bırakın etsin, belki bacaklarınız kasılıyor, sarsılıyor, titriyor, bırakın titresinler. Belki de fetüs pozisyonuna gelip, inleyip ağlamak istiyor. Rahat bırakın kendinizi ve yapmasına izin verin. Bütün bunlar yaşansın, ta ki artık bedeniniz güçsüz düşüp, hiç hareket edesi olmayana kadar. Genelde en az 10 dakika kadar devam edebilir, belki de daha uzun süre, ondan sonra rahatlama olacaktır. Siz bilinçli nefes almaya devam edin. İçinizden hep "artık bana hizmet etmeyen, en yüksek hayrıma hizmet etmeyen her şeyi bırakmaya niyet ediyorum" diye niyetizini geçirin.
Son olarak müziğin çok etkili olduğunu söylemek istiyorum. Dinlendirici, şifalandırıcı müzikler çok iyi gelecektir. Bizim "ney"imiz gerçekten çok işe yarıyor. Tom Kenyon'un web sitesinde ücretsiz indirilebilecek çok güzel meditasyonlar, müzikler var, satın alınabilecekler de oldukça ucuz. Hatta Youtube'da da çok güzel mantralar bulabilirsiniz. Mesela om-mani-padme-hum da çok işe yarayan bir mantra ve Youtube'da çok güzel versiyonları var.
Bu aralar moraliniz bozuk, başınız ağrıyor, mideniz rahatsız, dizleriniz acıyor olabilir. Sırtınızda 50 kilo yük varmış gibi hissedebilirsiniz. Yaşamınızdaki tüm sorunlar peş peşe geliyormuş gibi olabilir. Lütfen Sakin Olun! Sadece artık onları kabul etmeniz ve temizlemeniz gerekiyor. Artık bunları aşma zamanı...
Sevgiyle ve ışıkla...
Yapılacak en iyi şeylerden biri bedeninizi dinlemek. Ama gerçekten dinlemek ve ihtiyacı olan şeye izin vermek. Bizim 2012 grubunda bu konuda çok farklı yöntemlerden bahsedildi; ben de birazını sizinle paylaşmak istedim. Umarım faydası olur.
Yöntemlerden biri:
- Nasıl hissettiğinizi gözlemleyin, onu tanımlayın.
- Zihninize; bu duygunun derininde yatan; önceden yaşadığınız benzer bir düşünce, resim, his yollamasını isteyin. Aklınıza ilk gelen şeye tutunun.
- Aklınıza gelen bu duyguyu, resimi yaşayın, yargılamadan, reddetmeden tamamını hissedin.
- Bunu hissettiğiniz şeyler için bir kaç kere yapmanız gerekebilir.
Eğer bu süreci dürüstçe uygulayabilirseniz, aynı duyguyu yeniden yaşamamak için ve içinizde patlamaya hazır bir volkan gibi bekleyen bu duyguyu, bu sorunu kapatabilir ve bir daha sizi rahatsız etmesini tamamen engelleyebilirsiniz.
Bu bir korku olabilir, bir rahatsızlık, bir reddediş, kendinize yapıştırdığınız bir yafta, söylediğiniz bir yalan, bir suçluluk duygusu, bir hayal kırıklığı... Hepsi patlamaya hazır bir volkan gibi bekler ve genelde en zayıf anınızda sizi vurur. Bütün mesele sorunun kökenine inmek, ilk oluştuğu ana gitmek. O anı değiştirdiğinizde, sorun da değişecektir. O an söyleyemediğiniz şeyi söyleyin, o an veremediğiniz tepkiyi verin, o an kendinizi nasıl kandırdıysanız bunu değiştirin. İnanın büyük faydası olacak.
Bir yöntem daha anlatacağım:
Rahatsızlık yaşadığınız anda (fiziksel ya da duygusal fark etmez) yere dümdüz yatın. Derin, kontrollü bir şekilde ve mümkünse tüm bedeninizle nefes alın. Yani diyafram nefesi alın, tüm karnınıza, sonra yukarı çıkın, olabildiğince nefesinizi tüm bedeninize yayın (başta bu çok zor olabilir, pes etmeyin, temizlik her zaman biraz zahmetli ama sonucu çok güzel). Bedeninizi tamamen rahat bırakın. Tamamen serbest. Hiç bir şekilde bedeninizi kontrol etmeyin, bırakın ne yapmak istiyorsa onu yapsın. Yargılamayın, zorlamayın, analiz etmeyin. Niye böyle döndüm, niye böyle yattım demeyin, yüreğinizden, ta içinizden ne geliyorsa ona izin verin. Gayet basit, sadece bedeninizi bırakın ne yöne, ne şekilde istiyorsa o şekilde hareket etsin. Belki başınız ileri geri hareket etmek istiyor, bırakın etsin, belki bacaklarınız kasılıyor, sarsılıyor, titriyor, bırakın titresinler. Belki de fetüs pozisyonuna gelip, inleyip ağlamak istiyor. Rahat bırakın kendinizi ve yapmasına izin verin. Bütün bunlar yaşansın, ta ki artık bedeniniz güçsüz düşüp, hiç hareket edesi olmayana kadar. Genelde en az 10 dakika kadar devam edebilir, belki de daha uzun süre, ondan sonra rahatlama olacaktır. Siz bilinçli nefes almaya devam edin. İçinizden hep "artık bana hizmet etmeyen, en yüksek hayrıma hizmet etmeyen her şeyi bırakmaya niyet ediyorum" diye niyetizini geçirin.
Son olarak müziğin çok etkili olduğunu söylemek istiyorum. Dinlendirici, şifalandırıcı müzikler çok iyi gelecektir. Bizim "ney"imiz gerçekten çok işe yarıyor. Tom Kenyon'un web sitesinde ücretsiz indirilebilecek çok güzel meditasyonlar, müzikler var, satın alınabilecekler de oldukça ucuz. Hatta Youtube'da da çok güzel mantralar bulabilirsiniz. Mesela om-mani-padme-hum da çok işe yarayan bir mantra ve Youtube'da çok güzel versiyonları var.
Bu aralar moraliniz bozuk, başınız ağrıyor, mideniz rahatsız, dizleriniz acıyor olabilir. Sırtınızda 50 kilo yük varmış gibi hissedebilirsiniz. Yaşamınızdaki tüm sorunlar peş peşe geliyormuş gibi olabilir. Lütfen Sakin Olun! Sadece artık onları kabul etmeniz ve temizlemeniz gerekiyor. Artık bunları aşma zamanı...
Sevgiyle ve ışıkla...
24 Eylül 2011 Cumartesi
22 Eylül 2011 Perşembe
19 Eylül 2011 Pazartesi
"HEPİMİZE KABUL GEREK... KABUL... HER NE VARSA, HER NE İSE KABUL...
'Eğer bir şeyi baskılarsan bütün karakterinde o oranda baskılanır. Eğer ağlayamazsan gülemezsin. Eğer gülemezsen ağlayamazsın. Eğer kızamazsan şefkatli olamazsın. Eğer nazik olamazsan kızamazsın. Yaşamda bir şey kesindir. Eğer bir şeye izin veriyorsan, başka bir şeyede aynı oranda izin vermen gerekir. Sadece bir işi yapamazsın. 'Ben gözyaşlarımı engelliyorum ama derinden güleceğim'... Bu imkansızdır.' Osho"
'Eğer bir şeyi baskılarsan bütün karakterinde o oranda baskılanır. Eğer ağlayamazsan gülemezsin. Eğer gülemezsen ağlayamazsın. Eğer kızamazsan şefkatli olamazsın. Eğer nazik olamazsan kızamazsın. Yaşamda bir şey kesindir. Eğer bir şeye izin veriyorsan, başka bir şeyede aynı oranda izin vermen gerekir. Sadece bir işi yapamazsın. 'Ben gözyaşlarımı engelliyorum ama derinden güleceğim'... Bu imkansızdır.' Osho"
14 Eylül 2011 Çarşamba
Dünya Bir Sahnedir...
Tanrı dedi ki:
Dünyanın kafanızdaki resmi, dünyaya yönelik intibanız size aittir. Nesnel, objektif bir dünya mevcut değildir. Öznel, subjektif dünya ise sizin için mevcuttur. Tüm mesele, sizin var saydığınız bir realitede bir düşüncenin kendisini tezahür ettirmesidir; hepsi bu.
Ama bu konudan yeter yani. Ne hakkında konuşalım şimdi peki?
"Ama Tanrım..." dediğinizi işitiyorum.
Ben de size dünya hayatının bir hikayeyi okumanıza benzediğini söyleyeyim. Bu hikaye bir masal dahi olabilir. Onun tamı tamına gerçeği yansıtmadığını, doğru olmadığını bilirsiniz. Ağaçlarda altından yapılmış elmalar mı asılıdır ki? Gecenin ortasında dans eden on tane prenses mi vardır? Sevdiği prens yukarı tırmansın diye saçlarını içinde hapsolduğu kuleden aşağı sarkıtan bir Rapunzel mi vardır gerçekten? Rumpelstilskin diye bir karakter ve onu zekasıyla alt eden bir prenses mi vardır? Kalbinize ve zihninize nüfuz eden bu karakterler nerededir? Birer düşünceden başka nedir ki onlar?
Ama yine de bu hikayeler sizi nasıl etkiler değil mi? Hikayedeki bilince nasıl da vurulursunuz, onun çağrışım yapan hakikatlerinden nasıl etkilenirsiniz. Gülersiniz. Ağlarsınız. Okuduğunuz ya da size anlatılan hikayelere inanırsınız. Aynı şekilde parmaklarınızın dokunduklarına, gözlerinizin gördüklerine de inanırsınız.
Dünyanın kafanızdaki resmi, dünyaya yönelik intibanız size aittir. Nesnel, objektif bir dünya mevcut değildir. Öznel, subjektif dünya ise sizin için mevcuttur. Tüm mesele, sizin var saydığınız bir realitede bir düşüncenin kendisini tezahür ettirmesidir; hepsi bu.
Ama bu konudan yeter yani. Ne hakkında konuşalım şimdi peki?
"Ama Tanrım..." dediğinizi işitiyorum.
Ben de size dünya hayatının bir hikayeyi okumanıza benzediğini söyleyeyim. Bu hikaye bir masal dahi olabilir. Onun tamı tamına gerçeği yansıtmadığını, doğru olmadığını bilirsiniz. Ağaçlarda altından yapılmış elmalar mı asılıdır ki? Gecenin ortasında dans eden on tane prenses mi vardır? Sevdiği prens yukarı tırmansın diye saçlarını içinde hapsolduğu kuleden aşağı sarkıtan bir Rapunzel mi vardır gerçekten? Rumpelstilskin diye bir karakter ve onu zekasıyla alt eden bir prenses mi vardır? Kalbinize ve zihninize nüfuz eden bu karakterler nerededir? Birer düşünceden başka nedir ki onlar?
Ama yine de bu hikayeler sizi nasıl etkiler değil mi? Hikayedeki bilince nasıl da vurulursunuz, onun çağrışım yapan hakikatlerinden nasıl etkilenirsiniz. Gülersiniz. Ağlarsınız. Okuduğunuz ya da size anlatılan hikayelere inanırsınız. Aynı şekilde parmaklarınızın dokunduklarına, gözlerinizin gördüklerine de inanırsınız.
11 Eylül 2011 Pazar
31 Ağustos 2011 Çarşamba
Ruhun Sesi Çağırıyor - Başmelek Mikail'in Eylül 2011 Mesajı
Sevgili üstatlar, Tanrı Bilincinin Işık Hücreleri fiziksel yapınıza çok daha derin nüfuz ederken, DNA’nızı çevreleyen Işık zarları çözünmeye başlıyor. Bu Alt – Evrenin parçası olarak, DNA ipliklerinin aktivasyonunun bir seferde ikişerli olarak gerçekleşmesi için bu, Adem/Havva Kadmon Işık Beden mavikopyasına programlandı. DNA iplikleri farklı boyut seviyelerine uyumludur. Şu anda fiziksel bedeninizde mevcut ve aktif olan iki iplik birinci, ikinci ve üçüncü boyut seviyelerine uyumludur. Daha önce söylediğimiz gibi, sizler düşük boyutların yoğunluğuna battıkça, DNA iplikleriniz ikişer ikişer Işık zarlarıyla örtüldü ve Sizler Işığın yüksek boyutlarına geri gidiş yolculuğunuza başlamaya hazır oluncaya kadar ihtiyaç olarak saklandı.
Birinci, ikinci ve üçüncü boyutlar: DNA’nın İki İpliği
Dördüncü ve beşinci boyutlar: DNA’nın Dört İpliği
Altıncı ve yedinci boyutlar: DNA’nın Altı İpliği
Sekizinci ve dokuzuncu boyutlar: DNA’nın Sekiz İpliği
Onuncu ve onbirinci boyutlar: DNA’nın On İpliği
Onikinci boyut: DNA’nın On İki İpliği
Birinci, ikinci ve üçüncü boyutlar: DNA’nın İki İpliği
Dördüncü ve beşinci boyutlar: DNA’nın Dört İpliği
Altıncı ve yedinci boyutlar: DNA’nın Altı İpliği
Sekizinci ve dokuzuncu boyutlar: DNA’nın Sekiz İpliği
Onuncu ve onbirinci boyutlar: DNA’nın On İpliği
Onikinci boyut: DNA’nın On İki İpliği
Kontrol / Control
Başkalarını kontrol etmeye çalışmak, onlara hükmetmeye, hizaya getirmeye çalışmak daha fazla kontrolü hayatınıza çekmekten öte bir işe yaramayacaktır. Başka insanların davranış biçimlerini etkileyerek, istediğiniz hale getirmeye çalışarak kendinizi iyi hissetme içgüdüsü aslında gayet anlaşılabilir bir şey. Ama şunu da anlamalısınız ki onları hizaya getiremeyeceğiniz gibi, onlar gibi bir çok insanı da hayatınıza çekeceksiniz. İstediğiniz noktaya asla kontrol ile ya da istemediğiniz şeyleri/insanları hayatınızdan çıkararak ulaşamazsınız.
Attempting to Control Others Attracts More to Be Controlled... It is easy to understand how you would come to the conclusion that your path to feeling good is through influencing or controlling the behavior of others. But as you attempt to control them (through influence or coercion), you discover that not only can you not contain them - but your attention to them brings more like them into your experience. You simply cannot get to where you want to be by controlling or eliminating the unwanted.
Attempting to Control Others Attracts More to Be Controlled... It is easy to understand how you would come to the conclusion that your path to feeling good is through influencing or controlling the behavior of others. But as you attempt to control them (through influence or coercion), you discover that not only can you not contain them - but your attention to them brings more like them into your experience. You simply cannot get to where you want to be by controlling or eliminating the unwanted.
24 Ağustos 2011 Çarşamba
Hiçbir şey beni durduramaz! Çok kararlıyım! Sorunları avantajlara çeviririm! Diğer insanların hiçbir şans görmediği durumlarda bile çözümler bulurum! İstediğim her şeyi başarabileceğimi biliyorum ve olumsuz herhangi bir şeyin beni engellemesine veya yolumda durmasına izin vermeyi reddediyorum ! Tüm olumsuz kişi olay ve durumları reddediyorum.
Duanın Sırrı
Herhangi bir şey istemeyin. Asla. İsteğiniz önceden yanıtlandığı için teşekkür edin. Duanın tezahür edici gücü sadece Kutsal Anda, Şimdide gerçekleşir. Eğer gelecekteki bir şey için dua ederseniz, o gelecekte olacaktır. Ve şimdi bir şeyler istemek, hala çaresizlik yerinden, yoksunluğu kabul etme yerinden işlemektir. Bir şeyler istemek ona sahip olmadığınız anlamına gelir. Ve sizin de ...tanrı olduğunuzu size söylüyorum kardeşlerim. Yaşamınızda dualarınızı tezahür ettirmek için gereksinim duyduğunuz her şeye sahipsiniz. Ve duanın besleyicisi duanızın zaten önceden yanıtlandığı imanında, mutlak güvenindedir. Hatırlayın, geçmiş ve geleceğin eşzamanlı olarak var olduğu bir Evrende, kalbinizin tüm arzularını zaten tezahür ettirdiğiniz bir gelecek zaten önceden mevcuttur. Tüm yaptığınız zaten önceden var olanı şimdiki realitenize çağırmaktır. Zihinden değil, asla egodan değil, daima kalpten dua edin. Duanızı hissedin. Onu koklayın, tadına varın, dokunun, işitin – onu gerçek yapın. Ve son olarak, duanızın tezahürü için teşekkür ettiğinizde ve onu gerçek yaptığınızda, o zaman ona eklenti yapmadan/bağlanmadan salıverin, ayrıntıları ele alması için Evrene bırakın. Duanızı, sizin görebileceğinizden daha fazlasını gören ormanın yükseklerindeki kartala verin. Ve daima şükran ve alçakgönüllülük yerinden dua edin, çünkü güç sizin içinizde olsa bile, o ayrıca sizin dışınızdadır da, ve eylemleriniz ve dualarınız başkalarını etkiler. Duanız, sadece sizin için değil, herkesin en yüksek hayrına yanıtlandığı için teşekkür edin. Sonra gücün çok daha derin deposuna ulaşırsınız.
DUANIN SIRRI – 2
Tanrı’dan bir armağan olarak kabul ettiğiniz şey için sözel olarak teşekkür edin – iki insan arasındaki genel bir diyalog ve yüksek sesle yapılmalı.
Tüm durumlarda yüksek sesle dua etmek daha iyidir.
Dua özel olarak hitap edildiği sürece, bireysel dua zihinden yapılabilir. Eğer Tanrı’ya ise, onu Tanrı’ya hitap edin.
Aradığınız şey, önceden tezahür etmiştir, verilen şey için teşekkür edin.
DUANIN SIRRI – 2
Tanrı’dan bir armağan olarak kabul ettiğiniz şey için sözel olarak teşekkür edin – iki insan arasındaki genel bir diyalog ve yüksek sesle yapılmalı.
Tüm durumlarda yüksek sesle dua etmek daha iyidir.
Dua özel olarak hitap edildiği sürece, bireysel dua zihinden yapılabilir. Eğer Tanrı’ya ise, onu Tanrı’ya hitap edin.
Aradığınız şey, önceden tezahür etmiştir, verilen şey için teşekkür edin.
12 Ağustos 2011 Cuma
Acı sana mutluluğun veremeyeceği bir çok şey sunar...
Acı sana mutluluğun veremeyeceği birçok şey sunar. Aslında mutluluk birçok şeyi elinden alır. Mutluluk, şimdiye kadar her ne elde etmişsen, her kim olmuşsan hepsini elinden alır; mutluluk seni yok eder! Acı egonu besler, mutluluk ise kısaca egosuz olma halidir.
Sorun burada yatıyor, tam bu noktada düğümleniyor. Mutlu olmak insanlara bu yüzden bu kadar zor geliyor. Bu yüzden dünyada milyonlarca insa...n sefalet içinde yaşamayı seçiyor. Bu sana çok ama çok billurlaşmış bir ego kazandırır. Acı çekiyorsan varsın. Mutluysan, yoksun. Acı içindeyken billurlaşma, mutluluk içindeyken buharlaşma.
Bu anlaşıldığında her şey son derece berraklaşacaktır. Acı seni özel yapar. Mutluluk ise evrensel bir olgudur ve özel hiçbir tarafı yoktur. Ağaçlar mutludur, hayvanlar, kuşlar mutludur. Varoluş, insan dışında tümüyle mutludur. Acı çekmek insanı özel, sıradışı kılar.
Acı, insanların dikkatini çekmeni sağlar. Acı içinde olduğunda insanlar seninle ilgilenir, şefkat ve sevgi gösterir. Herkes sana bakmaya başlar. Kim acı çeken birini incitmek ister? Acı içindeki birini kim kıskanır, kim ona düşmanlık besler? Bu fazla gaddarca olurdu.
Acı çeken biri sevgi ve şefkat görür, ona bakılır. Acıya yapılan yatırım büyüktür. Karısı acı içinde olmadığında kocası onu unutuverir. Ama acı çekiyorsa onu ihmal edemez. Eğer koca acı çekiyorsa, tüm ailenin, karısı ve çocuklarının etrafını sarıp, onun için endişelenmesi onu son derece rahatlatır. Kişi böyle durumlarda yalnız olmadığını, bir ailesi, dostları olduğunu hisseder.
Hasta veya bunalımda olduğunda, acı içinde olduğunda dostların seni ziyaret etmeye, teselli edip, rahatlatmaya gelir. Mutlu olduğunda ise aynı dostlar seni kıskanmaya başlar. Gerçekten mutlu olduğunda, tüm dünyanın sana karşı cephe aldığını göreceksin.
Sorun burada yatıyor, tam bu noktada düğümleniyor. Mutlu olmak insanlara bu yüzden bu kadar zor geliyor. Bu yüzden dünyada milyonlarca insa...n sefalet içinde yaşamayı seçiyor. Bu sana çok ama çok billurlaşmış bir ego kazandırır. Acı çekiyorsan varsın. Mutluysan, yoksun. Acı içindeyken billurlaşma, mutluluk içindeyken buharlaşma.
Bu anlaşıldığında her şey son derece berraklaşacaktır. Acı seni özel yapar. Mutluluk ise evrensel bir olgudur ve özel hiçbir tarafı yoktur. Ağaçlar mutludur, hayvanlar, kuşlar mutludur. Varoluş, insan dışında tümüyle mutludur. Acı çekmek insanı özel, sıradışı kılar.
Acı, insanların dikkatini çekmeni sağlar. Acı içinde olduğunda insanlar seninle ilgilenir, şefkat ve sevgi gösterir. Herkes sana bakmaya başlar. Kim acı çeken birini incitmek ister? Acı içindeki birini kim kıskanır, kim ona düşmanlık besler? Bu fazla gaddarca olurdu.
Acı çeken biri sevgi ve şefkat görür, ona bakılır. Acıya yapılan yatırım büyüktür. Karısı acı içinde olmadığında kocası onu unutuverir. Ama acı çekiyorsa onu ihmal edemez. Eğer koca acı çekiyorsa, tüm ailenin, karısı ve çocuklarının etrafını sarıp, onun için endişelenmesi onu son derece rahatlatır. Kişi böyle durumlarda yalnız olmadığını, bir ailesi, dostları olduğunu hisseder.
Hasta veya bunalımda olduğunda, acı içinde olduğunda dostların seni ziyaret etmeye, teselli edip, rahatlatmaya gelir. Mutlu olduğunda ise aynı dostlar seni kıskanmaya başlar. Gerçekten mutlu olduğunda, tüm dünyanın sana karşı cephe aldığını göreceksin.
23 Temmuz 2011 Cumartesi
Kendini KABUL ettiğin AN güzelleşirsin . Kendi bedeninden keyif aldığında başkalarına da keyif verirsin. Pek çok insan SANA aşık olacaktır. Çünkü SEN kendine AŞIKSIN…
17 Temmuz 2011 Pazar
Hatırlatma
Dünyanın tadını çıkarmanın zamanı. Büyük değişim zamanlarındayız. Dünya nimetlerinin tadını çıkarmak ama her an onları bırakıp gidecekmiş gibi bağımlı olmamak, en özgür yaşamak için iyi bir formül.
Niceleri geldi, neler istediler,
Sonunda dünyayı bırakıp gittiler,
Sen hiç gitmeyecek gibisin, değil mi?
O gidenler de hep senin gibiydiler.
(Ömer Hayyam)
Sevgi ve Işıkla...
Niceleri geldi, neler istediler,
Sonunda dünyayı bırakıp gittiler,
Sen hiç gitmeyecek gibisin, değil mi?
O gidenler de hep senin gibiydiler.
(Ömer Hayyam)
Sevgi ve Işıkla...
9 Temmuz 2011 Cumartesi
2 Temmuz 2011 Cumartesi
Spiraller / Spirals
Bu videoyu görünce küçük çaplı bir şok yaşadım. Neden diyeceksiniz? Şöyle:
Biliyorsunuz geçen ay 3 tutulma üst üste gerçekleşti. Sandviç tutulmalar dedikleri 2 güneş tutulmasının arasında bir ay tutulması. Bu dönemleri gerçekten çok ama çok ağır geçirdim. Zorlayıcı bir dönemdi. Geçen hafta artık dayanacak gücüm kalmamış gibi hissettiğim bir anda, gece, meleklerimden rica ettim; "ne olur gelin, bu gece elimi tutun" dedim. Öylesine kayıp hissediyordum ki kendimi. Gerçek yuvama dönmek, artık bu rüyadan, bu hipnozdan uyanmak, gerçeği anlamak için büyük bir iştah içindeydim. "Ne olur" diye devam ettim, "gerçek yuvamdan bir parça gösterin bana, bir kısa an da olsa yeter, bir an oraya gideyim, çok zorlanıyorum, bu beni rahatlatacak sanki". O niyetle uyudum.
Rüyamda dev bir salyangoz kabuğunun içindeydim sanki. Spiral şeklinde basamakları olmayan bir merdivene benzer, üzeri kapalı bir yapıydı. Sanki inci rengi, kemik rengi. Yürümüyor, sanki uçuyordum. Uçmak da değil de, hafifçe havada ilerlemek, nasıl anlatsam, tüy olmak gibi.
Rüyayı tam olarak anlamlandıramadım. Ben bir salyangoz'dan gelmişim dedim uyanınca hatta. :)))
Kiesha Crowther'ın bu mesajını daha önce de seyretmiştim ama unutmuşum. Şimdi seyredince anlam kazandı. İşte buydu. Gördüğüm buydu. Tüm hayat, yaşamın başlangıcı ve tümü, tüm yaşayan varlıklar vs. onlarca farklı kültürde onlarca farklı şekilde yorumlanan spiral aslında bana şunun için gösterildi:
"Yuvayı başka yerde arama. Yuvan buradan başka yer değil".
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)