4 Mart 2013 Pazartesi

Yaşam Oyununun Şifresi

Birkaç gündür Zeynep Alan Sevil Güven'im " Kimse kusura bakmasın ama burada yazanların büyük çoğunluğu kendini Yaratıcı Kaynak'a şirk koşuyor. Herkes dünyada 'ben olsaydım bunu böyle yaratmazdım' dediği alanda ne yapacağını yazıyor ve Yaratıcı Kaynak dünyayı böyle zihninde tuttuğuna göre değişmesi gereken şeylerimiz var hala içimizde demektir." sözlerini düşünüyorum. Peki o zaman hiçbir şey yapmadan saksı gibi oturmak mı lazım diye algılıyor insan. Ne yaparsam yapayım değişim adına; bu, Yaratıcı Kaynak'a şirk koşmak oluyor çünkü. Derken az önce şunu farkettim, ya Yaratıcı Kaynak kendimizi keşfetmemiz adına bunları dünyaya yerleştirdiyse. Ya özellikle kapalı kapılar sürekli karşımıza bu yüzden çıkıyorsa ve biz sürekli zorlayarak açmaya çalıştığımız için sürekli daha da canımız yanıyorsa. Koşup koşup kapıya omuz atıyoruz veya hep birlikte yüklenelim arkadaşlar haydi yallah diyoruz ama değişen hiçbir şey olmuyor.

Sonra aklıma "Prince of Persia" oyununun 11. bölümü geldi yeniden, taa ortaokulda oynadığım. O bölümde karşınıza Prens'in kendisi gelir. Bu onun yansımasıdır ve ne yaparsanız yapın onu dövemezsiniz veya yenemezsiniz. O hep sizden daha iyidir, o sizin yansımanızdır çünkü. O bölümü geçmenin tek yolu vardır "boşluk" tuşuna basıp kılıcınızı yerinize sokmanız. Karşınızdaki yansıma da kılıcını yerine sokar. İki prens selamlaşır ve yol açılır.

Bizler "iyi" niyetli de olsak, cidden bir şeyleri beğenmeyerek, eleştirerek, saldırarak, kabullenmeyerek, karşı saldırılar yaparak; onu değiştirebileceğimizi zannediyoruz. Çünkü "haklıyız", "başaracağız" ve "kazanacağız". İnsanlık tarihi boyunca düsturumuz bu oldu ve birbirimizi daha “haklı” olma uğruna kesip biçtik hem madden, hem de manen. Peki soruyorum size: Kim haksız? Herkes kendine göre haklı değil mi dinlediğinizde. Ee doğru bu. Herkes “Hak”lı yani “Hak” benim yanımda iddiasında; bu yalan mı? “Hak”kın yanında olmadığı kimse var mı, herkes “Hak”kın parçasıyken. Ben karaciğerime katılıyorum, ama barsaklarım yanlış yapıyorlar, onların yanında değilim der misiniz konu bedeniniz olunca?

Bu noktada şu itirazda bulunabilirsiniz: Kardeşim toplumsal düzen böyle kurulmaz ama. Sen de “Hak”lısın birader. Şu andaki bilinçte bu böyle, bununla birlikte gelecek de şimdiki Anların yansımasıdır. Biz öncelikle kendi içimizde bu bilinci ilerletebilirsek, ortak bilince katkıda bulunuruz ve ortak bilincin yansıması da dünyaya daha farklı olur. Bunu yapabilmenin yolu da karşımızda kapalı duran bu kapının şifresini çözebilmekten geçiyor.

Şifre de öncelikle elimizdeki kılıcı indirmekten geçiyor. Çünkü bu kapı aynı zamanda bir ayna, hem de en kocamanından. Elinde kılıçla saldırdığınızda, o da size elinde kılıçla dalıyor. Toplu halde hücum ettiğinizde o da size toplu halde hücum eden bir kitle sunuyor. Ama ne zaman Ali Baba gibi karşısına çıkıp sihirli sözleri söylediğinizde ise işte o zaman size görmeniz gerekeni, yani Yaradan’ın size hangi mesajı iletmek için o kapıyı kapalı tuttuğunu size gösteriyor ve siz de o mesajı gözleriniz, yüreğiniz, ruhunuz, dalağınız, ciğeriniz ve bilumum parçanızla gördüğünüzde ise kapıyla bütünleşiyorsunuz önce tıpkı bilimkurgu filmlerindeki gibi ve bir anda bakıyorsunuz ki öbür taraftasınız. Bir kişi bile geçerse kapı önünde diğer bekleşenlere mesajı iletebiliyor, tabii onca gürültü arasında duyabilene veya kabul edebilene…

İşte Sevil’imin “Yaratıcı Kaynak dünyayı böyle zihninde tuttuğuna göre değişmesi gereken şeylerimiz var hala içimizde demektir." sözlerindeki değişim de böyle oluyor.

Bugüne kadar “ben kendimi değiştirmeliyim” deyip de kendinizi değiştirebildiniz mi? Ya da eşinizi, ya da çocuğunuzu… Gittiniz bir de kızdınız, kavga ettiniz onlarla ve en başta kendinizle. Esasında karşınızdaki devasa aynalı kapıyla kapışıp duruyordunuz siz ve az önce belirttiğim üzere o da bu şekilde açılmıyor. Önce kılıcınızı indirmeniz, sonra sihirli sözleri söylemeniz ve sonra da gelen yanıtı kabullenip bütünleşmeniz gerekiyor. İşte o zaman her anlamda çok daha öteleri keşfedebiliyoruz bu yolculukta…

Değiştiriyoruz demiyorum dikkat edin, keşfediyoruz. Çünkü bu bir keşif yolculuğu. Yaradan zaten muhteşem bir alan yaratmış bizlere ve bize de keşfedin, eğlenin, oynayın işte doya doya; ben de siz ne deneyimlerseniz, sizinle birlikte deneyimlemenin keyfini çıkartıyorum demiş. Biz ise oyunu beğenmiyoruz değiştireceğiz diye kapışıp duruyoruz sistemle. Halbuki Yaradan senin “beğenmediğin”i “değiştirmeyi” de koymuş sistemin içine. Sadece demiş ki sihirli sözleri söyle ve mesajı al… Bu sözler de ne mi?

“Şu anda görmeyi reddettiğim hangi parçamı keşfetmeli ve onunla kucaklaşmalıyım…”

Hepimize sevgiler “Hak”lı kardeşlerim… Kapılarımızın ötesini hep birlikte keşfedebilme dileğiyle…

Hasan “Sonsuz” Çeliktaş

www.derki.com
www.thewisemag.com
Genel Yayın Yönetmeni

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme