26 Kasım 2010 Cuma

Shambhala - 1

- Gel...
- Korkuyorum...
- Gel...
- Korkuyorum...
- Gel!
- Korkuyorum diyorum...
- Neden korkuyorsun tam olarak?
- ...
- ?
- Kendimden...
- Güzel. Bunu farketmen, telaffuz edebilmen ne güzel.
- Yanımdan hiç ayrılmayacaksın değil mi?
- Hepimiz buradayız. Hepimiz sana eşlik ediyoruz. Hepimiz her an senin yanında, eşlikçiniz.
- Tamam.
- Girişte kendinle yüzleşmen gerekecek. Kendine bakacaksın.
- Biliyorum. Korkum da bundan ya işte.
- Kendinin muhteşemliğini görmekten korkuyorsun, biliyorum.
- Muhteşem olma sorumluluğundan korkuyorum sanırım...
- Evet, hep doğru olma, hep mükemmel olma zorunluluğu hissediyorsun ama bu bir zorunluluk değil. Bu senin kendi doğan aslında. Sen zaten bu'sun. Bunu bir zorunluluk gibi görme "düşüncesi" seni felç ediyor. Oysa sadece "olman" yeterli. İyiyim, kötüyüm, insanlar beni sever, sevmez, akıllıyım, aptalım gibi yargılarını bir yana bırak ve "ol". Düşüncelerinle korkup kaçmayı seçebilirsin ya da sevip kabul edip kalmayı. Bu senin seçimin.
- ...
-
Geliyor musun?
- Geliyorum.......
- Derinden seviliyorsun, güvenebilirsin...
- Biliyorum. Teşekkür ederim. Seni seviyorum...
- Yürüyelim mi?
- Tamam... Bu yol ne kadar yumuşak. Yani, sert ama yumuşak.
- Sevgi yolu çünkü, herşey ve hiçbirşey. Sert ve yumuşak... ve herşey...
- Evet. Haklısın. Hiç böyle olacağını düşünmemiştim. Ben herşey deyince sadece güzel şeyleri düşünüyorum.
- Güzel, çirkin diye yargılamayı durdurabilirsin. O zaman herşey zaten tam "sen" olacak. Sen ise zaten mükemmelsin.
- Evet, deniyorum...
- Çabalamayı da durdurabilirsin.
- Herşeyi de durdurmak çok zor!
- Zorluğu da durdurabilirsin.
- Bağıracağım ama şimdi...
- Seni derinden seviyoruz ama...
- Biliyorum.
- Haydi gel. Yolun bittiği yerde seni bir sürpriz bekliyor.
- Bir ayna! Aynalar benim peşimi bırakmıyor nedense...
- Evet, kendine bakman için. Kendini tamamen görmen için.
- Şuraya bak, arkamda renk renk bir kuyruk var. Bu görüntü, hiç bana benzemiyor. Başımın çevresinde de renkler var, bedenim ışık gibi.
- İşte asıl seni görüyorsun, daha nasıl şüphe duyabilirsin ki, sen mükemmelsin.
- Bu gerçekten ben miyim?
- Bu sence bir ayna değil mi?
- Evet de...
- Ama bunun seni yanıltmak için konmuş bir görüntü olduğuna hükmettin.
- Of, ne kadar şüpheciyim, değil mi?
- Kendini görmeye alışık değilsin sadece. Binlerce yıl çirkin, yetersiz, başarısız, eksik olduğuna inandırıldın. Şimdi bütün bu inançlarını değiştiriyorsun, bu duyguların çok normal, bu duygularını sevebilirsin.
- Bu muhteşem varlık ben olabilir miyim gerçekten? Buna inanmak ne kadar zor!
- Kolay. Çok kolay. Herşey çok kolay. Kolay olmasını seçebilirsin.
- Kendimi beğenmek beni çok rahatsız ediyor ama... Kendimi kötü hissediyorum.
- Evet çünkü hiç bir konuda sorumluluk almak istemiyorsun. Alıyormuş gibi görünüyorsun ama aslında kaçıyorsun, o yükten çok korkuyorsun. Sinip saklanmak işine geliyor. Oysa bu yolun sonunda kendi dünyanı herşeyiyle kendinin yarattığını göreceksin. "Yanlış yapmaktan korkuyorsun!".
- Evet, bu kadar muhteşemsem başkaları çok şey bekleyecektir benden, herşeyi ben yapmak zorunda kalacağım.
- Şunu görebilirsin. Bu yolda herkes yürüyor. Herkes aynı derecede muhteşem. Herkesin yolu kendi yolu ama sonuç aynı. Herkes aynada benzer bir görüntü görüyor. Farklılıklar var ama bütün aynı.
- Doğru, bunu özümsemem gerek...
- Artık devam etmeye hazır mısın?..
- Sanırım burada biraz daha durup kendime bakmaya ve hazırlanmaya ihtiyacım var.
- Peki. O zaman biz burada, sevgimizin ışığı ile seni kucaklıyoruz ve bekliyoruz.
- Teşekkür ederim.

devamı daha sonra...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme