2 Mart 2011 Çarşamba

Koş, koş, koş... Hoopp! Duurr!

Bugün, yani bugün gerçekten tüm farkındalığımın test edildiği bir gün oldu. Sabaha gülerek başladım, akşam saati neredeyse ağlar durumda olduğum için kendime gülüyordum...

Sabah erken kalktım ki Tibet Ayinlerimi yapayım, 40 günlük bereket planımı okuyayım, sonracığıma efendim, duşumu alayım ki gerçekten yoğun olan bu güne erkenden başlayayım, herşeyi zamanında yetiştireyim, rahatlayayım. Ama o ne, sanki her şey bana karşı çalıştı. Önce doğalgaz bozulduğundan duş alamadım. Önemli bir toplantıya katılacağım, duş almadan, su olmadan güne başlanır mı? Bal gibi de başlanır. Sonra 15 dakikalık yolu 1 saat 15 dakikada gidebilir misin? Ay bal gibi gidersin, hem de şarkı söyleye söyleye. Bu sırada geç kalacaksın, yetişmeyecek, herşey alt üst olacak diye içinden vıdı vıdı konuşan arkadaşı teskin edebilmek hatta mümkünse çenesini kapatabilmek için arabanın içinde yüksek sesle "sakin ol, yavaş ol, zaman sadece senin bilincinin yarattığı bir şey, onu kontrol edebilirsin, onu yavaşlatabilirsin, her işte bir hayır var, tam şu anda burada olman gerekiyor, yavaş, yavaş, her şey yetişir, her şey yetişir" diye bıdı bıdı konuşur musun? Tabii ki konuşursun...

Nitekim yapmam gereken acil işleri halledip tam 10:55'te toplantı salonundan içeri girmiştim. 5 dakika da erken üstelik. Ama sabah yapmayı planladığım şeyler akşama kaldı. Olsun, kalsın. Ne olur yani?

Sonra o toplantıdan çıktım başka bir toplantıya (bizim iş hep toplantıdır böyle) oradan sabah halledemediğim noter ve muhtarlık işlerini halletmek için sokağa. Bugün çektirdiğim mor kazaklı (mor önemli burada) fotoğraflarımı aldım (bu arada oldum olası fotoğraflarda çok çirkin çıkarım derim, bugün fotoğraf çektirirken "ben özümün güzelliğini bu fotoğrafa yansıtıyorum" dedim hep içimden ama galiba biraz pratik gerek :) yine de fena çıkmamış doğrusu), doğru notere yollandım. Noterde baktım bin kişi kadar insan var. O şokla makineden kendime bir numara aldım, aaa süper, meğerse nüfus sureti ayrı numaraymış, hoop 1 kişi sonra sıra bana geldi. A, süper bitti, diye sevinirken, anaaa! vezne sırasıymış meğerse o bin kişinin beşyüzü falan. Neyse orada beklemeye giriştim, içimdeki ses "muhtar kapanacak, geç kalacaksın, geçççç kaallaaacaaaaksssıınnn!" diye beni kışkırtırken ben yine "herşey yetişir, sakin ol, herşey yetişir" diye mırıldanıyordum. Sonra bir 15 dakika kadar bekledikten ve muhtara geç kalma tehlike sınırına yaklaşmışken o demin benim işlemlerimi yapan gerçekten nazik ve güzel hanımefendi bana acıdı, "sizin işiniz çok kısa, verin ben halledivereyim" dedi. Şansa bakar mısınız? :)

O işi de hallettikten sonra, kendimden emin muhtara doğru arabayı sürdüm, annnaaa! bu kez de muhtar yerinde yok. Meğerse taşınmış. Sor allah sor, kimse yerini bilmiyor. 15-20 dakika kafası kesilmiş tavuk gibi dolandıktan sonra bir taksi durağı bulup sordum da sonunda muhtarlığa vasıl olabildim. Güzel muhtar hanımefendi işlemleri yaptırırken ben de kendisine adres değişikliği ile ilgili bir bildirim yapıp yapmadığını sordum ama vallahi cevabı hatırlamıyorum. Çok da umurumda olmadı doğrusu.

Sonuçta kargoya gidip evrakları verdim ve bütün işler yetişti.

Yani demem o ki: Bütün herşey yetişir, yetişmeyen iş de yetiştiği kadar yetişir. Zaman bizim yaratımımız, rahat olalım, sakin olalım. Kontrol etmeye çalıştıkça, vıdı vıdı kendimizi yedikçe gerçekten kalbimiz çarpıyor, stres bin çeşit hormon salgılayıp vücudumuzu harap ediyor...

Bu yüzden, ne yapıyoruz? Durmayı, yavaşlamayı öğreniyoruz, kendimizi akışa bırakıyor, herşeyin olması gerektiği şekilde olacağına güveniyoruz...

Sevgiyle ve ışıkla kalın...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme