12 Haziran 2011 Pazar

Doğa Beni Büyülüyor...

Her zaman böyleydi. Her zaman doğanın her bir küçük detayı beni çok etkilemiştir. Mükemmel düzen, mükemmel renkler, mükemmel bir tasarım. Ama son zamanlarda hem alışverişimiz, hem iletişimimiz arttığından olacak, büyüleniyorum adeta.

Bu sabah yağmur var İstanbul'da. Hani şarkıdaki gibi, gerçekten tam da öyle bir gün. İşyerime geldim, müşteriler yavaştan gelmeye başladı. Oyunu kullanan bir uğrayıp bakmak istiyor.

Çimenlere çıplak ayakla çıkasım, yağmurda ıslanasım geldi ama taktığım maske buna izin vermedi. Bakalım ne zaman aşacağım bu kalıbı, göreceğiz.

Bugün güzelim yağmur, terasımda açan çiçekler, karşı sitedeki bahçe katının önündeki begonviller derken iyice doğa ile büyülenmiş bir anımdayım. O yüzden resmen ilan etmek istedim. Ben bitkilerle ve hayvanlarla konuşabiliyorum. Vallahi nasıl oldu ben de bilemiyorum. Bir şamanlık aktivasyonu almıştım zamanında, o zamanlar gidip herhangi bir bitkiye bakıp sohbete girişme denemeleri yapıyordum ama karşı tarafdan bir cevap alamadığımdan bırakmıştım ipin ucunu. Ama artık, kendiliğinden oldu işte. Geçen sabah terasımda katmer katmer açan sardunyaların içinde kuru yaprakları ile duran bir ceylan gözüne "hadi artık" dedim. "Hadi artık yani. Evet zor bir kış geçirdin, evet ben çok ilgilenemedim seninle. Ama bak artık buradayım, artık bahar geldi, hadi aç artık, gözlerini açtığını görmek istiyorum". Buna benzer bir şeylerdi.

Allah sizin inandırsın, akşam eve bir geldim, bitkinin üzerinde onlarca açmaya hazır tomurcuk var, ertesi akşam bir geldim, manzara şu şekilde:


Doğa canlı. Doğa bizden. Doğa bizimle iletişim kurmaya hazır. Tüm unsurları ile bizi sevmeye hazır. Yeter ki biz buna hazır olalım.

Dünyada olduğum için, su için, yağmur için, tüm bitkiler, hayvanlar, güneş, ağaçlar, dağlar, akarsular, yaylalar, durgun denizler, okyanuslar, bütün bütün varlıklar için sonsuz ve içten teşekkürlerimi sunuyorum.

Bugün çok özel, çok güzel bir gün. Büyük değişimlerin günü. Bunu hissediyorum.

Bütünün hayrına, herkesin hayrına, benim hayrıma... Sevgi ve ışıkla...

1 yorum:

  1. Merhaba,
    Bu yazıyı okuyunca ister istemez şöyle bir 18 yıl öncesine gitti yüreğim.
    Öğretmen olarak Yozgat-Sorgun ilçesinde çalışıyordum ve yaz tatilinde Hatay'da annemlerdeydim.Annemin bahçesinde her yıl temmuz-ağustos aylarında açan bir zambak vardı.Sarı-kırmızı benekli.Çok severdim onu izlemeyi,onunla sohbet etmeyi.
    6 ağustosta nikahım kıyılacak ve çalıştığım yere dönecektim eşimle.Bir hafta vardı nikahıma ve evden ayrılışıma ama zambağımda tomurcuk bile yoktu.Her sabah yanına gidip konuşuyordum onunla: "Güzel kızım,bak son bir haftam kaldı,gidiyorum.Bana bir çiçek açmayacak çiçeğinden mahrum mu yollayacaksın?"diye.Çarşıydı,alışverişti her türlü telaş arasında geçti bir hafta.6 ağustos sabahı,annem telaşla seslendi:"Kalk bak kızına!" diye...Gözlerimi oğuşturup soluğu zambağımın yanıbaşında aldım.Bana öyle muhteşem bir ayrılık hediyesi açmıştı ki,gözlerim doldu(şimdi,yazarken bile,yeniden).Sevinç ve coşkuyla sarılıp öptüm çiçeğimi...
    Sevgiyle...

    YanıtlayınSil