20 Mart 2010 Cumartesi

20 Mart Ekinoksu için Meditasyon

Gaia'nın Yükseliş Izgaralarına Bağlanmak


Omurganız dik olarak oturun ve derin nefesler alıp verin. Kendinizi bedeninizde hissedin, tam burada, tam şimdi. Zihninizi, bedeninizi ve duygularınızı sakinleştirin.


Sizi koruması için Işığı ve Yüksek Benliğinizi çağırın. ‘Şimdi Kendime Işığı Çağırıyorum’ diyebilirsiniz. Işık üzerine meditasyon yapın.


Işığın içinde iken, kalbinizden galaksimizin kalbindeki Büyük Merkezi Güneşe bağlanın. Kalbinizden, aşağıya Dünya Anamızın kalbine bağlanın. Büyük Merkezi Güneşe ve Dünya Ana’nın kalbine 12 çakranız ile bağlanın ve bu yüksek ışıltılı enerjiyi kalbinize demirleyin.


Şimdi Yüksek Benliğinizin sizinle birleşmesini isteyin. Yüksek Benliğinizi bir Işık varlık olarak görün ve kendinizin bu yüksek veçhenizin bedeninizin hücrelerine yüklenmesine izin verin. Yüksek Benliğiniz ile birsiniz – sevgi ve Işık ile dolusunuz.


Başınızın içinde parlak altın bir ışık imgeleyerek üçüncü gözünüzü uyandırın. Bu ışığı kalp merkeziniz ile birleştirin. Kalbiniz ve üçüncü gözünüz arasındaki bu bağlantı vasıtasıyla Yüksek Benliğiniz ve Işık bedeniniz ile bağlantınızı kuvvetlendirirsiniz.


Şimdi, Dünya’nın yüzeyinin 1 – 1,2 metre üzerinde Gaia’nın yeni elektromanyetik ızgarasını gözünüzde canlandırın. Bu ızgarayı, kutsanmış gezegenimizin etrafında kristalin, altın bir ağ olarak görün. Solar Pleksusunuz vasıtasıyla bu ızgaranın altın enerjisine bağlandığınızı imgeleyin. Kendinizi bu ızgaranın bir parçası olarak görün ve bu sevgi ve Işık denizinde topraklandığınızı hissedin.


Izgara vasıtasıyla insanlara ve Gaia’nın kendisine bilgi ve enerji gönderebiliriz. Bu matrikse, bu ızgaraya sevgi, enerji gönderin. Kalbinizden ızgaraya sevgi akıtın, bu sevginin altın ağı ışıklandırdığını hissedin, bu altın ağ tam şimdi Dünya’daki tüm insanları BİRLİĞİN coşkulu deneyiminde birbirlerine bağlıyor.


Şimdi altın ızgaradan sevginizi Gaia’nın kalbine, derinlerine gönderin. Sevginizin ve minnettarlığınızın onun bedenine aktığını hissedin ve bu sevginin çoğalarak bedeninize geri döndüğünü hissedin.


Şimdi, sevginizi elektromanyetik ızgaradan Dünya’nın 100 km üzerindeki Mesih Bilinci ızgarasına gönderin. Tüm gezegenimizi çevreleyen On İki Yüzlü şeklin sevginizin ışığıyla parladığını hissedin.


Gaia’nın bedeninin derinlerindeki kristal yataklarından gökkuşağı enerji alanları ortaya çıkıyor. Gaia’nın bedeninden gelen gökkuşağı enerji alanları bu sevgi ve Işık matriksini birlikte yaratıyor.


Şu anda Yüksek Benliklerimize bağlıyız. Solar pleksus çakralarımız vasıtasıyla Gaia’nın yeni elektromanyetik ızgarasına bağlıyız ve kalplerimiz vasıtasıyla Dünyanın 100 km üzerindeki Mesih Bilinci Izgarasına bağlıyız. Biz Işık Savaşçıları, şimdi Dünyada Cenneti yaratıyoruz!


Namaste.


Kaynak: Norma Milanovich & Solara An Ra

(Çeviri: Saffet Güler - kosulsuz-sevgi'den)

17 Mart 2010 Çarşamba

Bilincin Sırrı

Bilinç hiç bir zaman yükselmez, bilinç sadece genişler. Evrende bulunan her enerji bir varlıktır. Gerçekte sizin gezegen dedikleriniz, güneş, ay, cansız tüm maddeler, algıladığınız ve gördüğünüz ve de bildiğiniz her ne varsa, istisnasız herşey, bir varlıktır. Bilinç; varlığın, yani enerjinin özünde bulunandır. Bilinç genişledikçe varlık büyür. Bu demektir ki...

Taş, kendini taş formunda var eden bir varlıktır, bu varlığın bilinci genişledikçe daha büyük bir varlık halini alir. Gezegen, kendini o formda var eden geniş bilinç varlığıdır. Evren bu şekilde tezahür eder. Bilinç genişledikçe, o varlık büyür. Dünyadaki tüm deney, bilinci genişletmek ile alakalıdır.

Dünya, kendi bilincini genişletmiş bir varlıktır. Dünyanın içinde tüm barındırdıkları, dünyanın altbilinçleridir. Sizin atomlarınız, hücreleriniz sizin alt bilinçlerinizdir ve siz de insan olarak, yüksek benliğinizin bir alt bilincisiniz. Yüksek benlik dünyada iken, insan bedenine bilinç genişledikçe iner. Siz; önce bireysel bilinçsinizdir, bilinciniz genişledikçe evrensel bilinç haline gelirsiniz. Sizin bilinciniz genişledikçe, alt bilinçleriniz de genişler böylece siz maddesel formdan, ışık forma genişlersiniz.

Dünya gezegeninin bir taştan ya da insandan hiçbir farkı yoktur sadece insan hücrelerini kapsarken, dünya içindeki tüm alt bilinçleri kapsayan genişlemiş bilinç varlığı haline gelmiştir. Bilinç ne kadar genişlerse alt bilinçleri ve sorumluluğu da o kadar genişlemektedir.

Sizin de insan olarak bilinciniz genişledikçe, siz de daha genişlemis bir varlık haline geçersiniz, ışık varlığı, belki de bir gezegen!!...

Sevgili varlığımın; dünyada kendi bilincini genişletmekten başka hiç bir amacı yoktur. Kendinden beslenmediğin sürece, sadece hapishanelerini değiştirebilirsin. Dünyada amaç tekamüldür aksi halde ölümler ve ayrılıklar var olmazdı. Tekamülde amaç hiç bir zaman ızdırap olmamıştır, olamaz.

Kendinden başka bir amacın olmamalı aksi halde sen beyninin oyunlarında kendini kaybedersin.

Kendinin tüm sorumluluğunu kendin almalısın aksi halde kendini hapishaneye kilitlemekten öteye gidemezsin.

Yaptığın hedeflediğin tüm eylem ve amaçlarda kendin için bilincin adına bir şey yoksa, sen var değilsin, kendini sevmekten korkmak, bu dünyada farkedilemeyen büyük bir korku hapishanesidir. Yaptığın eylem ya da amacların kendini sevmeyi içermeli aksi halde sen kendini alt bilincine kilitlersin, kimseden ve dış dünyadan sana gelecek hiç bir yardım yoktur, yardım sandıkların da, yardımlar da, çelme ve barikat sandıkların da, senin yalnızlık korkunu gizlemek için: kendine uydurduğun bir bahaneden başka bir şey değildir. Kendi tekamülünde sen varsın. Herşeyi yaratan sensin, dışsal yardım sandığın da illüzyondan ve kendi algıladığın acizliğini örtmekten başka bir şey değildir; sen sonsuz bir varlıkken ve herşeyi kozmik planda sen yaratıyorken, nasıl olur da sonsuz bir varlığın, illüzyonun desteklerine ihtiyacı olabilir?

Kendini çok küçümsemen, alt bilinçlerinde kısılıp kalmışlığın sebebidir.

Kendini farketmen dışında, ne sevgiye, ne yardıma, hiç bir şeye ihtiyacın yoktur, ihtiyaç duyduğun sadece sensin.

Unutma ki dış dünyadan beklediğin her şey, gecici olarak hayatına girecek ya da seni hayal kıriıklığına uğratacaktır. Öyle olmasa idi ayrılık ve ölüm varolmaz, deneyimlenmezdi.

Sebebi ise; evrenin sadece sana senin hiçbir şeye ihtiyacın olmadığı ve kendinden beslenmen gerektiğini anlatma çabasından başka birşey değildir.

Tüm beklentilerin kendini avutmak ve kendinden kaçmak için kurduğun hapishanelerden ibarettir. Ne sanıyorsun?

Bu dünyada yaşanan ikili aşk, öze olan aşkın yanında okyanusta damla kalır.

Bu dünyada kendine olan sevgi hissin, gerçek kendine sevginin yanında bir nokta kadardır.

Bu dünyada yaşadığın hayat, gercek hayatının yanında milyonda bir saniye kadar sadece.

Şimdi yaşadığın ve mutluluk sandığın anlık hisler, kendini sevdiğinde hissedeceğin sonsuz mutluluğun yanında çok yapaydır.

İnsanın en büyük hapishanesi, geleceğin güzellerini yaşamak yerine, eskinin çirkinleri ile oyalanma çabasıdır. Bu dünyadaki yaşamın her anında izlenen bir deneyimdir.

Kendini sevmekten korkan insan, dış dünyada başkalarına kaçıp sığınarak kendini labirentlere atar ve çıkış yolunu da bir türlü bulamaz çünkü çıkış yolu labirentte değildir, çıkış yolu insanin kendini oraya soktuğu yerdedir, çıkış yolu insanin kendisidir.

Kendini sevmekten korkan insan, kendini sevmeyi de başarabilir. Korku, sevginin de varolabileceğinin göstergesinden başka birşey değildir.

Ve hapishaneler sadece, özgürlüğünden orada olduğunun simgesidir.

İnsanın en büyük hapishanesi, geleceğin güzelliklerini yaşamak yerine, eskinin çirkinleri ile oyalanma çabasıdır.

Çıkış yolu sadece sensin.

enigmacrash 7 mart 2010 (Kryon Grubu'ndan)

Balıkçı Kral'ın Yarası

Aşağıdaki mesajlar "Kryon Grubu"na henüz düştü. Spiritüel konularla sürekli ilgilenenler iki kişiyi çok iyi biliyor; Süleyman Kaya ve Saffet Güler. Bu vesile ile her ikisine de sonsuz teşekkür etmek istedim. Bundan sonra kanal mesajlarına blogda daha fazla yer vermeyi düşünüyorum, daha fazla insana ulaşmasında küçük bir katkım olabilirse ne mutlu...


Kryon-David Brown Kanallığı ile

18.Şubat.2010 Durbanville, Cape Town

“Balıkçı Kral Yaralı”

Selamlar sevgililer, ben Manyetik Hizmetten Kryon,

Sizlerle bu gece, bu çok karanlık gecede birlikte olmak olağanüstü. Ve burada, Western Cape’de, Durbanville’deki bu tanıdık enerji ile tekrar, bir kez daha birlikte olmak harika.

Bu Gezegen üzerinde çok, bir çok değişiklikler oluyor; çok, bir çok değişiklikler. Sevginin, tamlığın, yeni bir Dünyasına giriyorsunuz, ki o, özgürlüğün, neşenin, sevginin ve sınırlarının olmadığını bilen bir Dünyaya değişiyor. Gelen, bütünüyle yeni bir Dünya var; çok fazla sevgi ile baskının özgür bırakıldığı bir Dünya. Her zaman bu kanallıklarda bu günün geleceğini size söyledik, ancak orada, kendi seçiminizin gerçeğini, kendinizin gerçeğini yaratacağınız bu gün, her gün daha da yakınlaşıyor.

Birçoğunuz, kendi kapasiteniz içinde iş görerek, kendi üzerinizde çalıştınız. Bunlar, değişimin asla kolay olmadığı ve yanı sıra çok fazla olduğu zor zamanlardır. Değişim, yeni enerji içinde olarak, yeni şeyleri ve yeni tarzları öğrenmek zorunda kalındığında her zaman zordur. Bu tarzların bazıları ikinci bir yaratılış gibi olacaktır. Tam şimdi, para nasıl tüketiliri bildiğiniz gibi, o da onun bilinmeyen bir sorununu yaratıyor. Fakat, saf sevginin dışındaki gerçekliğinizi yaratacağınız gelen bu Dünya için, içeride kendinizi değiştirirken para, çok daha kolay gelmeye başlayacak; ve dışarıda da gerçekliğiniz değişmeye başlayacaktır.

Duygusal ifadelerinizin inişli çıkışlı olabileceğinin farkına vardınız, fakat gelen zamanda bu çok fazla sürmeyecek, titreşim içinde aşamalı ve düzgün bir artış olacaktır. Bu Dünyada bir çok şey olmaktadır; Amerika ve Çin arasında vuku bulan büyük bir güç mücadelesi vardır ve Amerika Dünyanın bir bölümünü kaybedecektir. Özellikle Güney Afrika, Afrikanın içinden sıyrılıp, güçlü ve nüfuzlu bir millet olarak bu gücünü arttıracaktır. Latin Amerika ülkelerinden Brezilya, Latin Amerika ülkelerine liderlik ederek çok daha dayanıklı ve güçlü bir millet olacaktır. Yanı sıra Hindistan, bu Dünyayı neyin kontrol ettiği olan eril güç için, eril hükümranlık içindeki güç içinde yükselecektir. Daha fazla eril ve daha fazla dişili kontrol edebilirsiniz, fakat o, bu Gezegen üzerinde değişmek zorunda olan bir çok şey için, orada olmayı istediğiniz bir yer değildir.

Gezegenin yönettiği bu ifade değişime gidiyor ve Ruh bunu görüyor. Ve biz, bankerlerin serveti orantısız bir şekilde toplumdan alıp kendileri için tuttukları bu hiyerarşik toplumu görüyoruz. Bu, çok kısa bir süre daha olacak, fakat yavaş ve emin bir şekilde bunu engelleme ve düzeltmenin yeni enerjisi, sevginin enerjisi, bunun yerini almaya gelecek. Kendi üzerinizde daha fazla çalıştıkça, daha uysal ve nazik olacak ve aynı zamanda da hoşgörüsüzlük sınırlarınızı daha fazla onarmaya muktedir olacaksınız. Uysallık içinde olmak almaktır ve gerçekten neyi aradığınızı almaya başlayacaksınız. Sevmek ve sevilmek İnsan doğasıdır, fakat şu anda o herkes için iş görmüyor. İşin gerçeği, birçok İnsan gerçek sevgiyi asla deneyimlemiyor, birçok İnsan sevgiyi anlamıyor ve sevmek ve sevgiyi almak yada kendilerine sevgi vermek nasıldır bilmiyor. Bu değişiklik bu 2010 yılı içinde oluyor olacak ki bu şekilde sevgi insanlık için çoğalacak ve orada anlayış ve sevginin yeni bir düzeyinin doğuşu var olacaktır.

2012 yılı için çok fazla konuşma var ve 2012 yılında küresel enerjilerdeki bilinç kümeleri içine girmek için anlamlı değişiklikler var olacaktır, fakat en önemli değişiklik şimdi oluyor, onlar, Gezegen hareket ederken zaten oluyor. Yeni bir Dünyaya liderlik edecek, gelen bir çok Gezegensel değişiklik ve devrimci yeni bir Dünya var. Sizin ve Yeryüzünün enerjileri tamamiyle değişecek. Bu kanallıklarda daima söylediğimiz gibi sevgi tek yanıttır. Sevgi, herkesin gemisini yüzdürenin ne olduğudur. Okyanus olmadan yüzdürülecek bir gemi var olamaz. Okyanus sevgidir, su sevgidir ve bir kez daha kontrol altındaki sevginin akışına ulaşmaya başlayacak ve gerçek düşlerinizin yönü içine, gerçekten istediğiniz yöne doğru hareket etmesi için ona izin vereceksiniz ki o, eski Dünyanın sona ereceği ve yeni birisinin başlayacağı bir zamandır.

Size tavsiyenin bazı dünyalarını öneriyoruz ve o, madde dünyasının gitmesine izin vermektir. Madde dünyası ile çok ilgili olmayın. Bu yeni Gezegensel değişiklikler olurken, bir çok şeyin değişmesi için, çok daha fazla iç çalışma yapmaya dair, birazını harcayacağınız bir zaman geliyor. David, Güneş Sistemine ve tamamiyle, sizin bütün ailesel ilişkilerinizin nasıl olduğuna bağlı olan, nasıl bir iç Güneşsel sisteme sahip olduğunuz hakkında bir açıklama yaptı. Ailenizde, dış Dünya içinde var olan ve daha fazla var olacak olan daha fazla sevgi, huzur ve uyumu, yine aileniz vasıtasıyla yavaşça yaratmaya başlayacaksınız. Ailenizin, sahip olduğunuz kendinize en yakın şey olduğunu hatırlayın, aile üyelerinden yansıma çok nettir. Aile üyeleri içinde neyden hoşlanmıyorsunuz, o, itiraf etmek için iyi bir fikirdir ve onunla çalışın. Ve iç çalışmanız sırasında, size en yakın olan bu şeyler ile sizin aranızda akması için çok daha fazla sevgiye izin verin. Bu kolay değildir, o asla kolay olmamıştır, fakat o bunu yapmanın tam, gerçek yoludur, bu, siz bu Dünyaya gelmeden önce Ruhunuzun neyi seçtiğidir. Ailenizi siz seçersiniz ve onların içinde çalışmak için bu çok özel deneyimleri yine siz seçersiniz.

Kalp merkeziniz vasıtasıyla, bu odadaki her bir kişi ile bağlantı kurmak için kendinize izin verin ve izin verin sevgi aksın. Gözlerinizi kapatın ve içinize gidin, açılması için kalbinize izin veriyorsunuz. Bu çember içindeki herkese sevgi gönderiyorsunuz ve bu çemberdeki herkesten sevgi alıyorsunuz. Bu çember içindeki sevginin daha fazla büyümesine ve sevgi olmasına izin veriyorsunuz. Tanıdığınız Ruhsal rehberleriniz bu odaya, ayaklarınızın dibine geliyor ve onları ve Kryon enerjisini hissediyorsunuz. Bu Dünyaya neyi deneyimlemek için geldiğinizden ötürü, yakınınızdaki eksiksiz bir yabancının ne olabileceğini sever ve o kişi de dönüşüm içinde sizi severken, enerjilerin nasıl değişmeye başladığını hissedin. Sevginin ne olduğunu unutmak ve sevginin ne olduğunu hatırlamak uzun bir yolculuğun ardından geldi. Ayaklarınızın altında Dünya Ananın belirivermesi için kendinize izin verin. Dünya Ananın içindeki pembe, güzel kalbi görün. Kalbin çarptığını görün ve aynı zamanda da kendi kalbinizin çarptığını hissedin. Kendi kalbinizin çarptığını hissedin ve Dünya Ananın merkezindeki o güzel, pembe kalbin de çarptığını gözlemleyin. Dünya Ananın merkezindeki bu güzel, pembe kalbe inmek için kendinize izin verin ve bu pembe güzel kalbi ellerinizde tuttuğunuzu hissedin. Tuttuğunuzu, Dünya Ana tarafından kesinlikle sevildiğinizi ve kesinlikle güven ve emniyet içinde olduğunuzu hissedin.Her neyi hissediyorsanız izin verin gelsin, bırakın gitsin…gelen yeni enerjiler var, fakat ilk adım, tamamiyle Dünya Anaya bağlanmış olmak, onun sevgisini, korumasını, desteğini ve birliğini hissetmektir.Bütünüyle güvenli ve bütünüyle emniyetli tutmayı hissedin. Bedeninizde sevgi olmayan bu şeyleri hissettiğinizde, tam şimdi izin verin onlar gelsin ve izin verin onlar gitsin…sevgiyi, Dünya Ananın sevgisini hissedin ve bu grubun sevgisi bu gece şimdi burada ve Durbanville’dadır.

Dünya Ana tarafından tutuluyor olarak, bu boşluktan bir başkasına bağlanmak için kendinize izin verin. Şimdi, Büyük Merkezi Güneşin kalbinden bir bağlantıya izin verin ve Büyük Merkezi Güneşin kalbinde güzel yeşil bir ıhlamur kalp görün. Büyük Merkezi Güneş enerjisinin taç çakranızın, üçüncü gözünüzün, boğaz çakranızın ve kalbinizin, güneş sinir ağınızın ve ikinci çakranızın içine akmasına izin verin. Bu enerjiye küçük bir süre, ikinci çakranızı enerjilendirmesi için izin verin. Leğen kemikleriniz temeli içinde yaşayan iki yılanı, kundaliniyi uyandırması için ona izin verin. Tam şimdi bu enerjinin, kundalininizi enerjilendirdiğini ve bütün çakralarınızı temizleyerek hareket ettiğini hissediyorsunuz. Şayet konuşmaları için onlara bir şans tanırsanız, bu iki yılanın söyleyeceği çok şey vardır. Kundalininin bu ikiyılanına konuşması için izin verip onlar enerjilendirilmiş olurken, çok daha bilgelik ve bilgiye sahip olurlar. Enerjilendirilmiş olmak için kendinize izin verin. Kendinize karşı nazik olup, enerjilerin akması için izin veriyorsunuz. Gökyüzü Babanın enerjisine, Dünya Ananın kalbine bağlanarak, alta, ikinci çakranın içine hareket etmesi için izin verin. Tam şimdi, bu, yeni çağın, yeni Dünyanın sevgisi olduğu için, bu sevgiyi hissedin.

Eğer insanlık kendine karşı nazik davranmış olsaydı, siz bu enerjiye iki bin yıl önce sahip olmuş olabilirdiniz. Bu doğruluktur, bu sevgidir, bu neşedir. Bu gece size anlatacağımız bir öykü var ve bu öykü Balıkçı Kralın ve onun yarasının öyküsüdür. İsanın çarmıha gerilmesinden sonra, o ve ailesi Fransa ve İngiltereye gittiler ve onlar bu ülkelerin hükümdarlıkları ile birbirlerine bağlandılar. Bu bağlılıkların dışında yeni inançlar, Britanyada Baltık ve güney Fransada Cathar Hristiyanlığı oluştu. Baltık Hristiyanlığı, Roma Hristiyanlığı ile yer değiştirmesinden önce

Altıyüz yıl yaşadı, fakat güney Fransada bu enerji ve yeni inanç onikinci yüzyıla kadar sürdü. Orada İsanın gerçek torunları vardı, bu gerçek Hristiyanlıktı ve onların inancı, İsanın gerçek öğretisi içinde temellendirilmişti. Üçüncü yüzyılda, Britanyada Roma istilası vardı ve bu, Baltık Hristiyanlığını bozma teşebbüsüydü. Yavaş fakat emin bir şekilde bu Baltık Hristiyanlığı çözündürüldü ve yerine Roma Hristiyanlığı yerleştirildi. Bu, sevgi, bağlılık, özgürlük ve neşe üzerine temellendirilmiş kutsal bir topluluktu ve onlar birkaç yüz yıl daha yaşadı, ancak bu, Fransanın güneyinde, yarım milyon Cathara soykırım uygulaması yapılıncaya, Roma Katolik kilisesi Fransa kralı ile bir anlaşmaya varıncaya kadar az bir süre daha sürdü.

Bu öyküyü size anlatmamızın nedeni, batının bu Ruhsal sorunun içinde olmasındandır; iki bin yıl sonra bile hala gerçek İsa olan kendinizin bir görünüşü vardır ve sonrasında ise hala İsayı taklit etmeye gayret eden kendinizin bir başka görünüşü vardır. Gerçek İsa kazanmak zorundadır ve taklit edilen İsa uzağa gitmek zorundadır, o çözünmek zorundadır. Sizden neyi yapmanızı istediğimiz, içinizdeki gerçek Mesih bilincini bulmanız ve Ruhsal rehberlerinize, içinizdeki gerçek Mesih bilincini bulmaları için size rehberlik etmelerine izin vermenizdir. Kendinizin bu görünüşü oldukça kızgın, incinmiş ve yaralı olabilir. Kendinizin diğer bir tarafı, geçmişte böyle bir harabiyete neden olmuş eski Katolik Kilisesidir ve o sizin için, kendinizin bu iki görünüşünü gözlemlemektir. Bu ikisi birlikte yaşayamazlar, fakat onlar bir diğerini anlamak zorundadırlar. Bu, Catharlar ve Roma Katolikleri arasındaki çatışmanın üstesinden gelmek için, batı İnsanının yaptığı bir yolculuktur. İç benliğinizin bu iki görünüşünü oturup, gözlemlemek ve bu iki görünüş olmak zorundasınız.

Bu, küresel bir ölçekte yaralıyor, bu batı için bir bilinç kümesidir. Bu bir bütün olmanıza izin vermiyor. Sizden, içinizde akması için sorumluluk enerjilerine, Katolik bilincine ve gerçek Mesih bilincine ve sevgiye izin vermenizi istiyoruz. Orası, bu yaranın şifalanması olmak zorundadır ve siz, gerçek Kutsala, Kutsal Sevgiye bağlanmak zorundasınız. Batı Ruhu, şimdiki anda bu durum içindedir ve bu yara iyileşinceye, bütün safhalarda af etme oluncaya kadar da böyle kalacaktır. Af dilemeye izin verme içinde, bir taraftan diğer tarafa akması ve kendinizin bu iki görünüşünüze karşı gücenikliğinizi tutması ve kızgınlığınızı sebest bırakmak üzere geri dönmeye başlaması için, İzin verin af enerjisi Mesih bilincinizin her iki görünüşünün çevresinde aksın. Bu oda içindeki herkes, Catharlar ve Katolikler ya da Baltık Hristiyanları olarak, her iki yaşam süresine de sahip olmuşlardır. İbadetin bütün bu farklı görünüşlerini deneyimlediniz ve artık o gerçeğin içinde akma zamanıdır. Kendinizin bu farklı görünüşleri içinden enerjilerin akmasına izin verirken, küçük bir parça rahatsızlık hissedebilirsiniz. Tam şimdi, sevginin akması için izin verin, izin verin af dileme aksın.İzin verin o, her nerede gereksinim duyuluyorsa oraya gitsin. Af dileme, özür enerjisi sıklıkla bir çok kızgınlığı ve rahatsızlığı serbest bırakır ve çözünme içindeki bu safhada bir çok korku içeriği vardır. Siz, Dünyanın ve kendi Evreninizin üstadlarını kapsıyorsunuz ve bunlar denetim altına alınmış, bastırılmış, gemlenmiş ve eziyet altında tutulmuşlardır. İzin verin af enerjisi içinizden ve kendinizin farklı görünüşleri içinden aksın. Böylece negatif enerjileri serbest bırakacağınızı biliyorsunuz ve serbest bırakarak onu hissedin. Onun geldiğini duyumsayın; izin verin gelsin, bırakın gitsin…

Bu enerjileri serbest bırakırken, yeni bir Dünyaya, varoluşun ve bilincin yeni bir ifadesi içine adım atacaksınız. İçinden gelecek enerjiye, af enerjisine izin verin, ve kendinizin bütün görünüşlerine, onların birlikte yaşayabileceklerinden dolayı, umut içinde, bir başkasını affetmesi için izin verin. Bilinç kümelerini şifalandırdığınız için, her nerede gereksinim duyuluyorsa orada akması için af enerjisine izin verin, yeni bir Kutsal akışa, yeni bir bağlılığa, Kutsal olana bağlılığın daha yüksek bir düzeyine izin veriyorsunuz, ve bir yığın yarayı, batı İnsanı Ruhunun çevresini düzenleme içinde, bir yığın yarayı iyileştiriyorsunuz. Bu Dünyada gerçek sevgi var olabilir; huzur, sevgi, neşe ve hepsi için özgürlük. O, hepsi için güvenli bir Dünyadır, bütün İnsanlar bir bütün olabilir, bir olabilir. Herkes için yeteri kadar var, bütün İnsanlar bu Dünyada tekrar yürüdüğünde, tamamiyle farklı bir Dünya var olacak.

O, bu yarayla büyük bir acı çeken Batı içinde tam bunlar değildir, yanı sıra Doğu inançları da kendi sorunlarına sahiptir, bununla birlikte onların kendi bağlantısızlıkları ve fonksiyonsuzlukları da vardır. Bu nedenle, şimdi, Kutsal Kucaklama enerjisi aracılığı ile, bu kırılmış Hristiyanlık yüzünden ortaya çıkan travmayı şifalandırmak için izin verelim. O sizi, Kutsal olana tekrar bağlayacaktır. Kutsal Kucaklama enerjisi aracılığı ile izin verin, izin verin bu enerjiler sizin içinizden ve sizin Balıkçı Kral Yarası içinden aksın. Bu, yuvarlak masa çevresindeki şovalyeler ve Kral Arthur öyküsünün başladığı yerdir. Bu romantik ve telaşlandırıcı enerjilerin bedeninize ve Ruhunuza tekrar geri dönmesi için izin verin. Bu yara şifalanırken, saygı ve onur enerjilerini bedeninize geri getireceksiniz ve bu yeni enerjiler içinizden akmaya muktedir olacak. Ve karmaşa çözünmeye başlayacaktır.

Yaşadığınız bu Gezegen üzerinde bir gerçek, ya da bir milyon gerçek var olabilir, fakat sadece tek bir Kutsal vardır; ve kapsadığı bütün enerji bedeninize sevgiyi, bağlılığı ve özgürlüğü-Karanlığın yerine yerleşecek ışığı- getirir. Gelecek enerjiye, Kutsal Filtrenin bu enerjisine, kargaşanın içinden akması için izin verin.Kutsal Filtre, geçmişin bütün negatifliklerini süzecektir. O, onu ya değiştirecek ya da durduracaktır. O, geçmişe akan bütün iyi enerjileri durduracaktır.

Buraya, toprağa, Durbanville'deki bu döşemeye saf sevginin demirlenmesi için izin verin. İzin verin saf sevgi, kalbinizin içinden aksın, ona, Baltık Hristiyanları ve Katolikler, Cathar ve Katolik arasındaki yayımların çözünmesi için izin veriyorsunuz, tamamiyle çözünmüş olması için izin veriyorsunuz. Kutsal bağlantınıza daha dirençli ve güçlü olması için izin verin, ve gerçekten bağlanmış olmak ve en derinden sevilmek için kendinize izin verin. Hepiniz, kesinlikle, hiçbir neden olmaksızın seviliyorsunuz.

Bu gece, bu odada, Ruhun sizin için sahip olduğu sevgiyi duyumsayın ve bu sevgiyi hissedin. İzin verin, güzel, Kutsal olana bağlanarak sevgi kalbinize aksın. Işık olmak için kendinize izin verdiğinizde, bedeniniz ışıtacaktır ve bu ışık içinde siz, özgürlüğünüzü ve sevincinizi bulacaksınız. Yaşam için sevginizi bulacaksınız.

Sevgililer bu Kryonun imzasıdır, iyi olun, Tanrı sizi korusun ve kollasın, teşekkürler.

KRYON

http://www.kryon.org.za

Değerli dostlar,

Kryonun bu mesajı, sevgi varlığı İsanın yaşamının bir kesitine, çarpıcı bir ifşaatla damgasını vurması açısından çok önemsenebilecek, geçmişe ve hala geçmişin yıkıcı tahribatını devam ettiren "Dinsel" ekollere yalın bir "Yanıt" niteliği ile ses getirebilecektir...

Bu mesajda Kryon, İsanın çarmıha gerildikten sonra ölmediğini belki de ilk kez bu kadar açık bir şekilde ifade etmektedir.

Ve ikinci ifşaatı ise onun bir ailesi (çocuğu ve muhtemelen çocukları) olduğunu bildirmektedir.

Üçüncü ifşaat, onun ailesi ile birlikte Fransa ve İngiltere'ye gittiği, orada o zamanın Kralları ile güçlü bağlantılar kurarak yaşamını devam ettirdiği anlatılmaktadır.

Dördüncü olarak, İsanın torunlarının, soyunun Fransanın Güneyinde yer alan Cathar (Kathar) yerleşim bölgesinde gerçek İsa öğretisini 12 yüzyıla, yani İsadan sonra 1200 yıl kadar, soyun, Roma Katolik Kilisesinin, Fransa Kralı ile bir anlaşma yaparak bir soykırımla yok edilmesine kadar sürdüğü belirtilmektedir.

Catharlı "Hristiyanların", gerçek İsa inanırlarının neden öldürüldüğü ise aşağıda yer alan, Ansiklopedik araştırma sözcüklerinde ip uçlarını vermektedir...

"1209 yılında Avrupa'nın kuzeyinden güneye inen 30.000 şövalye, Fransa'nın güneyindeki Languedoc'a saldırmış, 15.000 Cathar'i öldürmüştür (Kryon bu sayının 500.000 olduğunu ve bunun tam bir soykırım olduğunu söylemektedir). Bazı tarihçilere göre bu olay Avrupa tarihine ilk "Soykırım" olarak geçer. Catharlar, İsa'yi Allah'in oglu değil, İnsan ve "Mesih" olarak görürler. Onlara göre Haç asla bir tapınma aracı olamaz ve Roma kilisesini şeytani ve sapkın olarak tanımlarlar. Catharlar, İsa'nin çarmıha gerilerek acı çektirilmiş ama öldürülmemiş olduğuna inanırlar ki bu durum İslamiyette de geçer. 1209'dan 1244 e kadar süren soykırım sonucu bu ırkın (İsa Soyunun) kökünün kurutulduğu rivayet edilir. Catharların tarihlerinde gizemli bir hazineden söz edilir. Tapınak şövalyeleri'nin büyük çoğunluğunun Catharlardan oluşması ve hazinenin mistik ve dini değeri olması, kimilerine göre "Kutsal kase" ile bağıntılıdır."

Bu kısa, ama özlü Tarihi ve Ansiklopedik araştırma, bugünün Hristiyanlık yapısının ve Kilisenin gerçeklerden neden bu kadar korkup onları sakladığının da yanıtını içinde barındırmaktadır. Kuşkusuz onlar, bu dini, "Hristiyanlığı" kendi tekelleri altına almış ve "Papalık", "Kardinallik" ve benzeri hiyerarşik yapılar ile, halkları kendi çıkarları doğrultusunda, Dünyayı yöneten gizli, ama bu gün artık aşikar olan güçler ile işbirliği içinde kullanabilecekleri bir düzen yaratmışlar, gerçeğin ortaya çıkarılmaması için de, bu güne kadar ellerinden geleni yapmış ve yapmaktadırlar...

Kryon bir çok defalar, Lübnandaki "Ölü Deniz Parşomenleri"nden söz etmiştir. Bu Parşomenler, İsa'nın asli kavmi, bir Yahudi topluluğu olan Esseniler tarafından tutulmuş ve yazılmış, o dönemin bütün tarihi olayları burada kayıt altına alınmıştır. Tapınak Şovalyeleri tarafından haçlı seferleri sırasında ele geçirilen bu yazıtlar, onlar tarafından uzun bir süre muhafaza edilememiş, Roma Katolik Kilisesinin onları "Şeytan" olarak nitelemesi ve birçoğunu öldürtmesi sonucu, bu Parşomenler ele geçirilerek Papalık Arşivlerine taşınmıştır.Bu Parşomenler Hristiyanlığın Papalık Arşivlerinde halen tutulmakta ancak, halen tam olarak içeriğinin ne olduğu da Kamuoyuna açıklanamamaktadır ki Kryon, bu açıklamalar yapıldığında bilinen Tarihi yeniden yazmak gerekebileceğini daha önceki oturumlarında ve kitaplarında anlatmıştır.

Ve Kryon burada, ilgili bu mesajda, işte bu nedenlerle, "Batı" olarak adlandırdığı bu Hristiyan Toplumu ile insanlığın diğer bölümlerinin bütünleşmesinin hayli zor olduğunu belirtmekte ve bu Tarihsel kıyımın, soykırımın, saklanan bu gerçeklerin onların Ruhsal benliğindeki en büyük "Yara", "Balıkçı Kralın Yarası", "İsanın Yarası" olduğunu bildirerek, onlar için de "Meditasyon" yaptırmakta ve istemektedir...

Kryon'un verdiği bu bilgiler Hristiyanlık Dünyası için oldukça sarsıcı ve onu kökten etkileyebilecek kadar derin ve etkilidir. Biliyoruz ki, içinde bulunduğumuz "Çağ", artık hiç bir gizli bilginin çok uzun bir süre daha saklanamayacağı bir çağdır. Bu çağ, yakınımızda, belki küçük bir adım ve el uzatış ile yakalayabileceğimiz kadar bize yakın duran gerçek "Aydınlanma Çağı"nın habercisidir. Bu ifşaatların ve benzeri "Gizli Bilgi" lerin, her türlü kaynakça ortaya çıkarılacağı, insanlarla paylaşılacağı ve artarak devam ettirileceği önümüzdeki günler için beklenilmelidir ki bunlar, "Aydınlanma Yolu"na bir parça daha ışık tutacak, yakın bir gelecekte insanların bütünlüğünü ve birliğini sağlayabilecektir...

Farkındalığın "Aydınlık" ışığında sevgi ve huzurla...

Süleyman Kaya (Kryon Grubu'ndan)

Kryon Neden İsrail'le Yakından İlgileniyor?

Kryon'un İsrail ile olan yakın ilgisine geçmeden önce onu bilmeyen okuyuculara kısaca Kryon'un kim olduğunu anlatıp, bilenlere ise kısa bir hatırlatma yapalım…

Metafizikle ilgilenen birçok okurun yakından tanıdığı bir isimdir Kryon. Ve Kryon kendisinin bir başka boyuttan, bir başka frekanstan bilgi aktaran hiç bedenlenmemiş bir “Ruhsal” varlık, Dünya İnsanının değer yargılarına göre de bir “Melek”, yani bir haberci olduğunu söyler.1986 yıllarında Amerika Birleşik Devletlerinde yaşayan ve ekonomik durumu oldukça iyi, bir “Ses Mühendisi” olan Lee Carroll ile, onun muhalefetine, kendisinin bir Pozitif bilimci olduğu ve bu tür şeylere inanmadığı itirazlarına rağmen onu, içinden gelen bir ses olarak hiçbir şekilde bırakmayıp onunla ilişki kurar, kendisini ve amacını anlatır. Ne var ki Lee, kendisini bir Pozitif Bilimci olarak tanıyan çevresinden bu olayı, onu “Deli” veya “Şizofren” olarak niteleyecekleri korkusu ile saklar. Ancak bu saklama en fazla birkaç yıl sürer ve sonunda Lee dayanamayarak pes eder, konuyu metafizikle alakadar olan çok yakın arkadaşlarına açar ve beraber yapılan birkaç celseden sonra Kryonun onlara verdiği birçok çarpıcı, halen tartışılan ve özellikle bir kısmı ilerde gerçekleşecek Bilimsel Bilgiler çerçevesi içinde, kendisini “Kryon” diye isimlendiren bu Ruhsal varlığa inanır ve güvenirler. Sonucunda, Kryon'un isteği ve aynı zamanda Kapak renk ve dizaynına kadar biçimlendirdiği ilk kitabının yayınlanmasına karar verilir (Ki, daha sonradan yayınlanacak diğer bütün kitapları da onun istediği biçimde dizayn edilir ve tarihlenir) ve bu kitabın adı “Bitiş Zamanı” dır. Bu kitap kısa zamanda ABD'de en çok satanlar listesine girer ve Türkiye'de yayınlanan diğer sekiz kitapla birlikte dokuz seri olarak raflardaki yerini alır.

Kryon genel olarak bir “Sevgi” varlığı olduğunu belirtmesine rağmen asal görevinin, üzerinde yaşadığımız Gezegenin “Manyetikleri”ni, yakın bir gelecekte oluşacak olan kaçınılmaz bir Gezegensel değişimin uygun bir şekilde biçimlendirilebilmesi amacıyla düzenlemek olduğunu anlatır mesajlarında ve bununla ilgili birçok çarpıcı bilimsel veriler verir. Yanısıra insan varlığının doğası, yaşamı ve varolan her şeyle ilgisine dair çok önemli evrensel bilgileri aktarır. İnsan DNA'sının 12 iplikçikten oluştuğunu ilk söyleyen odur ve insan genomunun, yani genetik haritasının çok yakın bir gelecekte, ki bu gün % 98 oranında keşfedilmiştir ve bilim artık 12 DNA iplikçiğinden bahsetmektedir, tamamiyle ortaya çıkarılacağını önceden haber veren odur. Evrendeki yaratılış dengesinin sağlanabilmesi için, bilimin hala gizemi ile teoriler ürettiği, boyutsal bir geçit olduğu ileri sürülen “Kara Delik” kavramının yanında bir “Ak Delik” olarak tabir edilebilecek bir başka denge unsurunun olduğunu ve bununda bilimce çok uzak olmayacak bir süreç içinde keşfedileceğini söyleyen odur. Ayrıca, evrenin bugünkü bilimce hala iddia edildiği gibi hiç de öyle yıldızlar ve galaksiler arası boşluklarla dolu olmadığını, aksine bütün evreni kaplayan, dünya üzerinde mevcut hiçbir araç ve gereçle görüntülenip tanımlanamayacak olan adeta yapışkan sayılabilecek prizmatik bir hücresel manyetik sistem ile dolu olduğunu ve bu sistem üzerindeki en küçük bir değişikliğin aynı anda evrenin diğer ucunda da vuku bulacağını, bu nedenle her şeyin birbiri ile bağlantılı ve alakalı olduğunu, bir “Bütün”ün parçası olduğunu , bunun, ilerde insanoğlunun bilimince de anlaşılacağını söyleyen de odur. Ve bunun gibi, bugün için hala keşfedilecek daha birçok şeyi bildiren ve anlatanlardan biri de odur…

Kuşkusuz bütün bunlar, yine Kryon'un da bahsettiği gibi evrenin “Akaşik” kayıtlarında, yani boyutsal kütüphanesinde başlangıçtan beri vardır. Dünya gezegeninde sadece bedenli olarak yaşayabildiğine inanan insanoğlu , bir gün gerçekte kendisinin ölümsüz bir enerji, bir RUH olduğunu ve gerçek kimliğini anladığında bütün bu kayıtlara ve bilgilere, hiçbir aracı olmadan ulaşabilecek, İsa nebinin dediği gibi olanaksız görünen bir çok şeyi, bedenli iken bile yapabildiğini anlayacaktır…

Kryon, karmik bir kavim olduğunu sık sık vurguladığı İsrail'lilerden bahseder. Eğer Nuh Tufanı'ndan sonra insanoğlunun seceresi iyi takip edilirse, ortadoğuda, tufandan sonra oluşan insan popülasyonunun Nuh'un çocuklarından yeniden oluştuğu anlaşılabilecektir. Bu soyun belirli bir kavimde belirginleşmesi ise M.Ö 2.200'lü yıllara dayanır. Sümer yazıtları deşifre edildiğinde, o zamanda yazıtlarda yer alan Sümerce Anunnakiler yani “gökten gelenler” tanrı olarak bu insanoğulları ile yakın ilişkiler geliştirmiştir. Ki bu olaylar Kryon'a bir celsede sorulduğunda o, Anunnakilerin bir zamanlar dünya gezegeni üzerinde yaptıklarından ötürü hala o karmanın etkilerini yaşadıklarını söylemiştir.

Sonrasında bu Tanrılardan kendisini “Yahveh” olarak tanıtan bir Tanrı, İsrailoğullarının Tanrısı ve yaşayan Tek Tanrı, kendisinden büyük ve başkaca hiçbir Tanrı olmadığını söyleyerek onları kendi kavmi olarak betimlemiş ve İslam Dini'nce de iyi bilinen İbrahim atayı Babil'den çıkararak bu kavmi oluşturmuş, İbrahim soyundan Yakub'a, bir olaydan ötürü “Tanrıyla Güreşen” anlamında “İsrail” adını vermiş ve bundan böyle bu adla çağırılacak olan, sert, inatçı ve zaman zaman Tanrı Yahvehe de karşı gelip, onu inkar ederek başka ilahlara tapıp “Günah” işleyen, sık sık Tanrı Yahveh tarafından sert bir biçimde cezalandırılan, İsrailoğulları diye anılacak ve sonrasında bölgelerinden dört bir yana sürülerek bu “Karma” larının kefaretini yaşayacak kadim bir kavim yaratılmıştır.

İşte Kryon, Dünya üzerinde hiç bir İnsan Topluluğuna nasip edilmemiş böylesi ağır yaşam deneyimleriyle karşılaşmış ve üstelik gerektiğinde çok acımasızca cezalar uygulayabilen, yaşayan Tek Tanrı Yahveh gibi bir Tanrının vesayetinde varlığını sürdüren bir topluluk olan İsrailoğulları için “Karmik” bir kavim demekte ve ”Bu Kavmin, İsrailin işleri nasıl giderse Dünya işleri de öyle gider” diye söylemektedir. Bu sözü güçlendiren olgu, o zamanlarda yaşanmış olayların, bu günün üç temel Dini inancının da yaratıcısı olmasından gelmektedir. Bu nedenle Kryon, kaynağın aynı olduğunu, her üç dinin de, Yahudilik, Hristiyanlık ve Müslümanlığın aynı kaynaktan beslenip aynı söylemleri söylemelerine, hatta bu söylemlerin bir çoğunun ”Evrensel Gerçek” olmasına rağmen çatışma içinde olduklarını anlatarak, bunun nedeninin sorgulanıp, işin özünün artık “İdrak” edilmesini istemektedir.

Kryon tarafından İsrailin burada, öncelikli ilgi alanında tutulması onların tarihten gelen o özel “Karmik” özellikleri nedeniyledir. Bu özelliklerin gizi yukarıdaki yazının satır aralarında, kısa bir analatik düşünce yapısı ile bulunabilecektir.

Tarihin derinliklerinden gelen karmik yaşam deneyimlerini “Ticaret” ile geliştirip büyüten bu günün İsrailinin, Dünya Gezegeninin belli başlı bütün üretim kaynaklarının üzerinde hakimiyet kurmuş, adeta inşa ettiği dev uluslarası ailesel şirketler aracılığı ve kuşkusuz paranın yadsınamaz gücü ile tüm Dünya hükümetleri üzerinde, adeta yıkılmaz, gizli bir güç oluşturduğu ifade edilmektedir. Ne yazık ki Amerika Birleşik Devletlerinin de bu gücün etkisinde olan en güçlü ülkelerden biri olduğu belirtilmektedir. Şimdi ise İsrailoğullarının, bu güçle oluşturdukları İsrail Devletinin, Tarihten gelen ve kendilerine Tanrı Yahveh tarafından söz verildiğini ileri sürdükleri topraklarda hak iddia ettiği ve bu hakkı eninde sonunda almak için elinden geleni yapacağı, bunu da, kamu oyunca “Büyük Orta Doğu” Projesi adıyla bilinen bir Proje vasıtası ile gerçekleştireceği ileri sürülmektedir. Ve bunun önündeki tek engelin ise bölgenin bir diğer tarihsel kavmi olan Müslüman kavimleri ve İslam devletleri olarak görüldüğü belirtilmektedir.Çünki onların da bu tarihi hakkın diğer tarafını temsil ettiği düşünülmektedir.Ama ne var ki İslam Devletleri, İsrailin bu büyük gücü karşısında oldukça çaresizdirler…

Birleşmiş Milletlerin, Dünya Gezegenindeki bütün Nükleer Silahların yasaklanması kararlarına hiçbir zaman İsrail Devletinin katılmadığı çeşitli basın, yayın organlarında yayınlanmıştır. Ve, ayrıca bu yayınlarca, İsrailin, Filistin ve Orta Doğu bölge ülkelerine, kendisince geçerli gördüğü nedenler ile yaptığı saldıralar neticesinde, onu kınayan bütün Birleşmiş Milletler kararlarını tanımadığı da bildirilmiştir. Ve yine bu gün İsrail Devletinin, tabiri caizse harıl harıl Nükleer silah üretmekte ve alabildiğine stoklamakta olduğu da bildirilmektedir. Peki ne için? Amerika Birleşik Devletleri Başkanlık tarihi incelendiğinde hangi başkanlarının bu silahlanma ve bölgesel yayılmaya karşı çıkıp dur dediği ve, bundan ötürü öldürüldüğü hiçbir zaman kanıtlanamamış bir söylenti olsa bile, daha bir çok barışçıl söylemlerin akabinde suikaste kurban giderek öldürüldükleri, çeşitli yayınlarda yapılacak küçük bir araştırma ile açıkça görülebileceği ifade edilmektedir. İsrail Devletinin şu andaki bu Nükleer silahlarının ise sadece Orta Doğu ülkelerini yok edecek boyutta değil, aynı zamanda da bütün Dünya yaşamını tehlikeye sokacak boyutta olduğu söylenmektedir . Ve İsrailin, her türlü karşı çıkışa rağmen, kendisini koruma iç güdüsü ile bir gün, ansızın bölgedeki en güçlü “Nükleer” tehlike olarak gördüğü bir İslam Devleti olan İran'a saldırabileceği ve onu Nükleer silahlarla vurabileceği ve bunun aksinin de olabileceği anlatılmaktadır. Bir gün İran'ın, kendisince haklı sabrı taşıp İsrail'e Nükleer bir saldırı yapabileceğinin de ihtimal dahilinde olduğu bildirilmektedir, ki bu her iki olasılık senaryosu konusunda Kryon'un uyarıları da bilinmektedir. Böylece, bundan sadece Orta Doğu Devletleri değil, bütün Dünya etkilenecektir, bu ise, en kısa ve öz tanımıyla yeni bir “Dünya Savaşı”nın başlaması demektir. Ki, eğer olursa, bu savaşın hiçbir zaman galibi olamayacak ama kaybeden bütün İnsanlık olacaktır…

İşte Kryon'un bilip de söylemediği şeylerin bir kısmının bunlar olduğu düşünülebilir. Onun için, bu savaşı başlatabilecek ve Orta Doğuda, Dünya yaşamını dahi sonlandırabilecek derecede güçlü silahlara sahip tek ülkenin İsrail olduğu iddia edilmiştir. Onun için Kryon, “İsrail nasıl giderse Dünya da öyle gider “ demiştir. Bundan daha açık bir anlatım olabilirmi? Onun için Kryon, bütün “Işık İşçileri”nin yardımını istemiş ve var güçleri ile bu ülkeye Sevgi, Barış ve Huzurun duygularını, titreşimlerini göndermelerini, bu ülke insanları ile “Kalp” lerini birleştirmelerini istemiştir. Bununla da yetinmeyip, “Kendinizi oraya demirleyin, zincirlerle bağlayın” demiştir. Onun için bu ülkeyi, sevgi için barış için “Meditasyonları n Odağı”, “Kalpler”in odağı olarak tarif etmiştir…

Sevgili Işık İşçileri, bir kez daha “Kalplerinizi”, sevginizi ve aydınlık farkındalığınızı bu ülkeye, bu ülkenin insanlarına, liderlerine, barış, sevgi, huzur ve mutluluk dolu bir Dünya için odaklayın… Bir kez daha Meditasyonları nızın odak noktası, bu ülke insanlarının, liderlerinin barış, sevgi ve huzur için “Aydınlık Farkındalığa” kavuşması olsun…

Sevgi, barış ve huzurla…

Süleyman Kaya (Kryon Grubu'ndan)

16 Mart 2010 Salı

Su gibi ol!

Bir an için, sen, su olduğunu düşün!

Su denli özel, su denli yararlı ve su denli çok, tükenmez…

İnanıyorum ki gerçekten de öylesin.

Ama ister çeşmelerden dökül, ister göklerden yağ, ister nehirler dolusu ak; dibi olmayan bir kovayı dolduramazsın. Yani seni dinlemeyenlere sesini duyuramazsın. Unutma daha çok bağırdığında daha çok dinlenmezsin, gürültünün parçası olursun yalnızca!…

Suyun yanında olanlar suyu en az içenlerdir. Çünkü ”Su nasılsa burada, gerek yok ki suyu kana kana içmeye” diye düşünürler.. Tıpkı, sesini sürekli duyanların seni dinlemedikleri gibi! Ormandaki hiçbir hayvan, ırmağın gürültüler koparan yerinden su içmeye çalışmadı şimdiye dek. Hepsi, hep sabahın en sakin anini bekledi; suyun durgun yerlerini bulabilmek için. Gittiler ve sakin sakin gereksinimlerini giderdiler. Onlar için en uygun olan kendi istedikleri zamandı. Sen hep bir su olduğunu düşün. Su gibi güzel, su gibi vazgeçilmez… Ve su gibi yasam kaynağı olduğunu düşün. Ama su gibi yaşatıcı ol. Su gibi yıkıcı, sürükleyici ve öldürücü değil!.. Suysan tarlalarını basma insanların, yuvalarını yıkma, ocaklarını söndürme; sana “felaket” denmesin! Suysan bir bardağa sığabil ki damarlara girebilesin!..

Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi yararlı, su gibi gerekli ve su gibi bitmez tükenmez olduğunu da unutma. Ayrıca su gibi sakin olabileceğin gibi, su gibi de “kıyametler” koparıcı olabileceğini unutma… Vadiler varken önünde ve ovalar varken, yayılabileceğin küçük ırmaklara ayırabiliyorsan kendini ve bardaklara bölebiliyorsan, yasam verirsin çevrene. Yoksa hep duyulmayan, dinlenmeyen, korkulan ve kaçılan olursun seller, afetler gibi. Tercih elindeydi hep ve hep “senin” ellerinde olacak… Ya tutmayı öğreneceksin dilini ya da hiç durmadan konuştuğun için, yalnızca bomboş ve anlamsız sesler çıkartan birisi olduğunu zannettireceksin çevrendeki insanlara!

Ama yapman gereken şu değil mi? Düşüneceksin ne zaman ne söyleyeceğini. Düşüneceksin kimin dinleyip dinlemediğini, kimin anlayıp anlamadığını. Düşüneceksin anlatmak istediklerinin ne kadarını anlatabildiğini… Hatta anlayanların anladıklarının da senin anlattıklarının ne kadarı olduğunu düşüneceksin… Konuşmak için en uygun zamanı bekleyecek, en az ama en uygun sözcükleri seçmeye çalışacaksın… Yolcuların, önceden aldıkları biletleri ceplerinde olduğu halde, saatlerini kontrol ederek, zaman yaklaştığında, vapurun kalkacağı iskelede hazır olmaları gibi, sen de fikrini bildireceğin kişinin ” kıyıya yanaşmasını” bekleyeceksin!.. Demeyeceksin ” Ben canim isteyince giderim iskeleye, vapur da o saniyede gelmek zorunda!..” Demeyeceksin ” Ben aklıma geleni geldiği biçimde söylerim. Karsımdaki de değil duymak değil dinlemek, anlattığımdan bile fazlasını anlamak zorunda..” Keşke öyle olsaydı. Keşke hakli olsaydın, ama maalesef değil… Ağzını açıp “Şelaleden dökülen suyu” içmeye çalışan bir tavsan gördün mü hiç?… Ya da önüne çıkan ağaçları bile sürükleyen bir selden susuzluk gidermeye uğrasan bir ceylan gördün mü? Kaplanlar bile içebilmek için suyun durulmasını bekler; beyni olan her canlı gibi!

Haydi… Sen simdi ” su olduğunu” düşün ve kendini ” su gibi ” hisset… Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi berrak, su gibi yararlı… Su gibi yaşam kaynağı ve su gibi bitmez tükenmez olduğunu anımsa… Ama yine su gibi ” küçük bir bardağın içine” sığdır ki kendini girebilmeyi öğren insanların damarlarına.

Yaşam ver… vazgeçilmez ol!

Mevlana'dan.

Paralel Evrenler

Bilimadamları artık paralel evrenlerin, hatta sayısız paralel evrenin var olduğunu ve bizim de o evrenlerden birinde yaşadığınızı düşünüyorlar.

Diğer evrenler; zaman, uzay ve maddelerden oluşuyor ki bazılarında siz de farklı bir formda yaşıyor olabilirsiniz. Yine ilginçtir, bilimadamları bu paralel evrenlerin bize olan uzaklıklarının bir milimetreden az olduğuna inanıyorlar. Aslında yerçekimi de bizim evrenimizle beraber varolan başka bir evrene dair küçük bir ip ucu.

Paralel evrenler yılarca belirsiz bir konu olarak kaldı. Bilimkurgu yazarları, var olabilecek farklı kainatlar üzerine yorum yapmaktan hoşlanıyorlardı. Bir keresinde Elvis Presley’in hala yaşıyor olabileceği ya da İngiliz İmparatorluğunun hala tüm gücüyle hüküm sürüyor olabileceğini söylediler. Muhafazakar bilim adamları ise tüm bunların absürd olduğunu ileri sürdüler. Oysa şimdi görülüyor ki bu iddia aslında çok da absürd değilmiş. Paralel evrenler var ve birçok bilimkurgu yazarının yazmaya cesaret edebileceğinden çok daha farklılar.

Çok Daha Büyük Boyutlar

Hepsi superstring teorisinin, hiperuzay ve kara delik olgularının bilimadamlarının varolan evreni tanımlamaya yetecek üç boyutun yeterli olmadığını anlamalarına neden olmasıyla başladı. Aslında tam 11 boyut olduğu düşüncesinde bazı bilimadamları. Araştırmayı bitirdiklerinde evrenimizin sallandıkça yer değiştiren sayısız baloncuğun arasında duran bir baloncuk olduğu sonucuna varmışlardı.

Bir düşünün: ya iki “baloncuk evren” birbirine çarparsa? Cambridge Üniversitesi’ nden Prof.Neil Turok, Pennsylvania Üniversitesi’ nden Prof.Burt Ovrut ve Princeton Üniversitesi’ nden Prof.Paul Steinhardt bunun yaşandığına inanıyorlar. Peki ya sonuç? Büyük bir big bang ve sonunda yeni bir evrenin- bizim evrenimizin- oluşumu. Bu fikir tüm bilim dünyasını şaşırttığı gibi uzlaşımsal big bang teorisini de baş aşağı çevirdi. Demek ki big bang yani büyük patlama herşeyin başlangıcı değil. Bundan önce de zaman ve uzay vardı. Aslında big bangler her an olabilmekte.

Paranormal

“Paranormal”, uzayda aynı boşluğu dolduran fakat normal şartlar altında birbirleri ile etkileşimi olmadığı varsayılan “paralel dünya veya evren”lere denir. Her evren sadece kendisine göreceli olacak şekilde gerçektir. Ne zaman bu evrenler arası ayrım karmaşası olur ve iki evren arası bir etkileşim gerçekleşirse, buna “paranormal olay” denir. “Hayaletler”, “ruhlar”, “cinler”, “zamanda bükülmeler” ve diğer doğa üstü olayların tamamı, paralel evrenlerden birisinin diğeri içerisinde geçici olarak “gerçek” olmasına bağlanabilir. Peki böyle bir şey gerçekten olabilir mi? Cevap olağandışı görünse de: “Evet”tir.

Bilindiği gibi atomu oluşturan atomaltı parçacıklar , “Dalga özelliği” içeren zerrelerine kadar parçalanabilir. Öyleyse her madde dalgalardan oluşur. Bu dalgaların frekans, genleşme, kutuplaşma, vs… gibi çeşitli karakteristik özellikleri vardır. Kuantum fiziğinin, maddenin atom altı boyutunun tuhaf karakterini inceleyen birkaç modeli vardır. Bunlardan birisi de “Paralel Evrenler Teorisidir.” Diğer teorilere göre daha fazla açıklama getirmiş olsa da, az anlaşılır olması günümüz bilim adamlarınca geçerli model kabul edilmesini engellemiştir. Bilim adamları günümüzde tercihlerini “Copenhag Teorisi”nden yana kullanmalarına rağmen, aralarında paralel evrenlerin de bulunduğu diğer teorilerle eşit geçerliliği olduğunu itiraf ederler.

Dalga boyları aynı maddelerin özniteliklerinin de aynı olduğunu görmek için müspet bilimin çerçeveye bakış açısını biraz genişletmek yeterli olacaktır. Aynı özelliklere sahip dalga boyları birbirlerine göreceli olacak şekilde gerçektir. Diğerlerinden farklı özelliklere sahip dalga boyları olması halinde (Mesela frekans) üstteki durum geçerli olmayacaktır.

Aynı dalga boylarından meydana gelen maddeler evrenleri oluşturur. Diğer dalgalar birbirlerinde etkilenmezler ve farklı frekanslara sahip radyo dalgaları gibi havada birbirleri ile karışmadan varlıklarını sürdürürler. Öyleyse pek çok evren aynı boşlukta var olabilmektedir.
Maddenin doğal dalgasındaki bir iniş çıkış onu diğer evrenlere yaklaştırabileceği gibi kısmen eşleşebilir de. Bu durumda, evrenlerden biri diğeri için gerçek olabilir. Eğer evrende yaşayanlar da bu gerçeklik içinde yer alırsa, hayalet ve ruhlar için bir açıklama getirilebilir.

Eğer ruhlar ve öteki varlıklar diğer evrenin birer parçası iseler, ya evrenler arasındaki frekansı değiştirme metodları geliştirmiş ya da bir kısa bir süre için de olsa bizim evrenimizin bir parçası olmanın yolunu bulmuşlardır. Eğer bu etkileşim tam olarak gerçekleşirse en az herkes kadar somut olurlar, bu etkileşim mükemmelin biraz altında olursa saydamlık söz konusu olabilir; genel izlenim de bu yöndedir. Daha düşük uyumlar yine evrenler arası etkileşim ile sonuçlanabilir fakat bu sonuç gözle görülemeyecek düzeydedir.

Zamanda yolculuk

“Zaman” belki de dalga boylarındaki frekansların sürekli ve istikrarlı bir değişimidir. Öyleyse “zaman” da paralel evrenler değişimi ile açıklanabilir. Bu da geçen her dakikanın kendisi için paralel bir evren oluşturduğu anlamına gelir. Aslında tüm paralel evrenler farklı zaman dilimleri içerisindeki bu evrendir. Öyleyse zaman akışı vücudumuzu oluşturan maddelerin dalga boylarındaki sürekli ve istikrarlı değişimin sonucudur ve daima bizim bir evrenden başka bir evrene geçmemize neden olur.

O zaman bu kurama göre, ruhani dünyalar bir değişim içerisinde olan paralel evrenlerdir. Bu oluşum zamanda yolculuğa da olanak tanımaktadır. Tek yapılması gereken kişinin bünyesini oluşturan maddelerin dalga boyunu değiştirmenin bir yolunu bulmaktır. Eğer bu değişim gerçekleştirilebilirse, şu anki zamandan başka bir zamana yolculuk söz konusu olabilir. Paralel evrenler arası geçiş dizgesindeki aksaklıklar zamanda bükülmenin etkilerini açıklar. O halde hayalet, yüce varlıklar, tren, cin vs… gördüklerini iddia eden kişiler aslında geçici olarak başka bir süreç içerisinde yer almışlardır.

bu yazıyı, www.siriusufo.org'dan aldım.

14 Mart 2010 Pazar

4 saatlik bir eğitime gittim, hayatım değişti...

Aile Dizimi'ne gideceğim deyip duruyorum, 2 yıla yakın bir zaman olmuştu. Sonunda geçen hafta sonu Bilgi Paylaşım'da Canan Yolaç ile Aile Dizimi'ne katılmaya karar verdim, uzun zamandır kendisinin eğitimlerini takip ediyordum, ha bugün ha yarın derken gittim işte...

Ben yaşamımda bu kadar etkilendiğim başka bir eğitime katılmadım diyebilirim. Bununla karşılaştırabileceğim tek şey Reiki 3. seviye inisiyasyonu anı idir benim için yani o kadar, öyle diyeyim...

Canan Yolaç, bence Aile Dizimi'ne girişmek için muhteşem bir hoca. Olağanüstü pozitif, sakin, otoriter, yumuşak, güzel... Her şeyi bir arada toplayan muhteşem bir insan. En son gelen mailde şöyle diyordu Canan Yolaç:

"Gücünü insan ruhunun derinliklerinden alan bu yöntem, etkili ve kalıcı sonuçlara kısa sürede ulaşma özelliğine sahip. "Aile Dizimi" geçmişten süre gelen, içinize attığınız, bastırdığınız ya da farkında olmadığınız bir çok bağlayıcı olgunun, duygunun su üstüne çıktığı alanda etkili bir terapi yöntemi. Uygulanan bu yöntem, kişinin kendi yaşadıklarından yola çıkarak geçmişe doğru bir yolculuk yapmasını sağlıyor. Geçmişte yaşanmış olayların, sırların, aşkların, ölmüş çocukların, kürtajların, kazaların, kısaca bilmediği, görmediği olayların kişiyi nasıl etkilemiş olabileceğini net bir şekilde görmesini sağlıyor"

Bunun dışında Aile Dizimi yapan hocalar var elbette. En önemlisi Mehmet Zararsızoğlu. 80'li yıllarda Bert Hellinger tarafından uygulanmaya başlanan yöntemin de yetkili eğitmeni. Hatta geçen hafta Ayşe Arman'ın Hürriyet Gazetesi'nde kendisi ile ropörtajı vardı, internetten kolayca okunabilir.

Bu konu ile ilgili daha detaylı yazacağım. Şimdilik, gerçekten araştırmaya hatta katılmaya değer diyeyim...

Tibet'in Gençlik Pınarı

Blogdaki Okuma Listesi'nde, en alttaki Tibet'in Gençlik Pınarı adlı kitap, Tibet'e uzun bir yolculuk yapan batılı bir kaşif, kendine yaptığı yolculuk ve orada rahiplerden öğrendiği 5 mucizevi hareket ile ilgili. Bu, aslında yoga hareketleri olan 5 mucize hareket insanı cidden gençleştiren, aktif, dinamik, canlı kılan bir etkiye sahip. Denemek ve sürekli yapmak, hatta canınız isterse günde 2 set yapmak mümkün...

Hareketlere başlangıçta 1 hafta boyunca 3'er tane yaparak başlanıyor. Her hafta 2'şer artırarak her gün 21'er tane yapana kadar artırmaya devam ediliyor ve her gün bu 5 hareketten 21'er kere yapılıyor. Bunu ömrünün sonuna kadar hergün yapmak hem bedenin hem ruhun şifası için çok faydalı. Ben, bu hareketleri yapmaya 355 kere falan başladım, bıraktım, başladım, bıraktım. Bir kere 21'er taneye geldim, 3-4 hafta boyunca da yaptım ama yine bir bahane üretip bıraktım. Bugün sabah yine başlamayı planlıyorum ve bu kez asla bırakmayacak şekilde. Bakalım yapabilecek miyim? :)

Aşağıda hareketlerle ilgili bazı yüzeysel bilgiler veriyorum. Elbette kitabı okumak en doğrusu çünkü burada benim yazdıklarım çok yüzeysel ve sığ bilgiler.

Dediğim gibi başlangıçta her hareketin 3 kere yapılması tavsiye ediliyor. Daha sonra her hafta tekrar sayısını 2 şer artırarak 21 tekrara ulaşana kadar artırmaya devam edin. Bu hareketleri yaparken nefes çok ama çok önemli. 1. hareket hariç hepsinde temel prensip "hareketi yaparken derin nefes al, ilk haline dönerken nefes ver" şeklinde. Spordaki genel nefes alış verişe biraz ters ama bir bildiği vardır herhalde öyle diyeyim çünkü bunu çok önemsiyorlar. Hatta transformal nefes hocaları bu nefes alış verişlerin mutlaka ağız iyice açık yapılması gerektiğini söylüyorlar ki beden olabildiğince fazla nefes alabilsin. Yalnız bunu yaparken dışarıya acaip sesler veriyorsunuz onu söyleyeyim: hııaaaaaaaaa... ıııııaaaaaaaaa... falan gibi sesleri duyup nooluyor yaaaa?! diye kızım geldi bir kere de. :))

Birinci hafta her hareketi 3'er kere dedik, 2.hafta her hareketi 5 kere, 3. hafta 7 kere, 4. hafta 9 kere ve bu şekilde artırmaya devam edin. Galiba 9 hafta sonra her hareketi 21 kez yapar duruma geleceksiniz.

Bu 5 hareketi tamamladıktan sonra ılık veya serin su ile duş almanız tavsiye ediliyor. Ancak asla soğuk su ile yıkanmayın.

Birinci Hareket

Faydaları: Dolaşımı geliştirerek varisli damarlar, osteoporoz ve baş ağrılarına iyi geliyor. Her gün yapmak tüm bedeni gençleştiren bir süreci başlatabilir.

Uygulanışı : Kollarınızı iki yana açıp avuç içleriniz yere bakacak şekilde saat yönünde dönün.

Nefes açısından bir kuralı yok, karın nefesi almak dışında tabii...




İkinci hareket

Faydaları: Tiroit bezi, böbreküstü bezleri, böbrekler, sindirim organları ve prostat ile rahmi de içine alacak şekilde cinsel organlar ve bezler üzerinde onarıcı bir etkisi var.

Arterit, osteoporoz, düzensiz regller, menopoz semptomları, sindirim ve bağırsak sorunları, sırt ağrısı, bacak ve boyunlardaki sertliğe iyi geliyor.

Uygulanışı:

  1. Sırtüstü yatarak ellerinizi vücudunuzun yanına koyun.
  2. Çenenizi göğsünüze doğru yaklaştırırken nefes almaya başlayın.
  3. Bacaklarınızı yere dik olacak şekilde kaldırırken dizlerinizin dik olmasına gayret edin ve nefes almaya devam edin.
  4. Nefes vererek eski halinize dönün.


Üçüncü Hareket

Faydaları: İkinci gibi üçüncü de tiroid bezlerini, böbreküstü bezlerini, böbrekleri, sindirim sistemi organlarını ve prostat ile rahmi de içine alarak cinsel organları gençleştiriyor.

Menopoza girmiş ve düzensiz veya tembel regl dönemleri geçirme eğilimindeki kadınlar için özellikle iyi.



Uygulanışı:

  1. Vücudunuzu dik tutarak dizlerinizin üzerinde durun. Ellerinizi kalçalarınızın altına dayayın.
  2. Çenenizi göğsünüze yaklaştırın.
  3. Nefes alırken başınızı yavaşça mümkün olduğu kadar geriye doğru eğin ve sırtınızı arkaya doğru esnetin.
  4. Nefes verirken eski halinize geri dönün.



Dördüncü Hareket

Faydaları: Tiroid bezi, sindirim sistemi, prostat ile rahmi de içine alacak şekilde cinsel organları ve bezleri dolaşım ve lenfatik akış üzerinde canlılık veren bir etkisi vardır.

Karın bölgesini, uylukları, kolları ve mouzları güçlendirir. Eğer sinüs tıkanıklığınız varsa bu hareketlerin burun deliklerinizi açtığını da fark edebilirsiniz.


Uygulanışı:

  1. Bacaklarınızı ileriye doğru uzatarak yere oturun. Ayaklarınız hafifçe aralık olsun ve ellerinizi yere koyun.
  2. Çenenizi göğsünüze doğru eğin.
  3. Nefes alırken başınızı mümkün olduğunca arkaya doğru eğin.
  4. Kollarınızı düz tutarak ayak tabanlarınızı ve ellerinizi yere basarken dizlerinizi kırın ve gövdenizi yere paralel olacak şekilde havaya kaldırın, bu sırada nefesinizi almaya devam edin.
  5. Adalelerinizi bir süre kasın ve ardından gevşetin.
  6. Nefes vererek eski halinize geri dönün.

Beşinci Hareket
Faydaları: Bağışıklık sistemi üzerinde olumlu etkisin olan dolaşım ve lenfatik akışın geliştirilmesine yardımcı olur. Derin soluk alıp vermeyi, enerji ve canlılığı uyarır.
Diğer hareketlerde olduğu gibi özellikle menopoz ve düzensiz regl dönemleri semptomlarını hafifletiyor.



Uygulanışı:

  1. Kollarınız dik ve bedeniniz aşağı sarkmış halde, kobra yılanı şeklinde durun. Avuçlarınızı yere koyun. Başınızı yumuşak bir şekilde mümkün olduğu kadar geriye yatırın.
  2. Nefes almaya başlayın, ayaklarınızı ve ellerinizi oynatmadan, kalçanızı yukarıya kaldırın ve vücudunuzla ters V şekli meydana getirin. Çenenizi göğsünüze doğru yaklaştırın.
  3. Nefes vererek eski halinize geri dönün.
İşte bu kadar basiiittt!!!

9 Mart 2010 Salı

Yüksek Bilinç Kılavuzu

Tamamen rafları karıştırırken, neredeyse tesadüfen (elbette tesadüfen değil) satın aldığım bu kitap ve içindeki 12 yola bayıldım. Çünkü herşeyi tek bir yerde özetliyor gibi. Yani yolları ezberleyip tüm yaşamını yollara göre, farkında olarak yaşadığında kendini değiştirmek işten bile değil. Kuralları aşağıya yazıyorum ama siz mutlaka alıp kitabı okuyun çünkü kuru kuru bu kuralları burada okumaktan çok daha fazlası kitapta var...

Koşulsuz Sevgi ve Birliğin Bilincine Giden On İki Yol

Kendimi, karşıma çıkan durumları zorla kontrol etmeme neden olan ve böylelikle huzurumu bozan, kendimi ve diğerlerini sevmeme engel olan güvenlik, duygu ve güç bağımlılıklarımdan özgür kılıyorum.

Bilincime hakim olan bağımlılıklarımın, değişen insan ve durumları olduğundan farklı algılamama neden olduğunu keşfediyorum.

Robotvari duygusal kalıplarımın etkisinden kurtulmak amacıyla yeniden programlamam gereken bağımlılıklarımın farkına varmak için tüm fırsatlara (acı da olsa) kapımı açıyorum.

Bilincimin ölü geçmişe ya da hayal edilen geleceğe dayalı istek ve beklentiler tarafından yönetilmesine izin vermediğim sürece burada ve şimdinin tadını çıkarmak için ihtiyacım olan herşeye sahip olduğumu biliyorum.

Kendi programım davranışlarıma şekil verdiği ve çevremdeki insanların tepkilerini etkilediği için yaşadığım herşeyin sorumluluğunu şimdi ve burada üstleniyorum.

Kendimi, burada ve şimdi herşeyimle tamamen kabul ediyor (duygu destekli bağımlılıklarım dahil olmak üzere) ve hissettiğim, düşündüğüm, söylediğim ve yaptığım herşeyi yüksek bilinç gelişimimin gerekli bir parçası olarak bilinçli bir şekilde yaşıyorum.

Gizliliğin her çeşidi beni insanlardan tecrit edeceği (birbirimizden ayrı olduğum illüzyonuna kaptıracağı) için en derin duygularımı içtenlikle tüm insanlara açıyorum.

Başkalarına karşı; kendi gelişimleri için ihtiyaçları olan mesajları veren kötü ve zor durumlarına (duygusal olarak) kendimi kaptırmadan, sorunları için sevgi dolu bir şefkat hissediyorum.

Uyumlu, sevgi dolu ve kendi merkezimde (negatif-pozitif duygular gibi aşırı uçlarda değil de, öz varlığın doğasına uygun bir biçimde dengede) olduğumda özgürce davranıyorum, fakat sinirli olduğumda mümkünse harekete geçmekten, kendimi sevgi ve yüksek bilincin ürünü bilgelikten yoksun bırakmaktan kaçıyorum.

Çevremdeki insanlarla bütünleşmemi sağlayacak enerjileri algılamak içn rasyonel düşüncenin durmak bilmeyen taramasını yavaşlatıyorum.

Yedi bilinç merkezinin hangisi kullandığımın her an farkındayım. Bilincimin tüm merkezlerini açtıkça enerjimin, algı gücümün, sevgimin ve iç huzurumun geliştiğini hissediyorum.

Kendim dahil herkesi, koşulsuz sevgi ve birliğin yüksek bilinç düzeyleri için doğuştan gelen hakkını aramak için burada bulunan, uyanan varlıkları olarak algılıyorum.

5 Mart 2010 Cuma

Zor Günler...

O kadar çok okudum ki son zamanlarda: "zor günler geliyor, önümüzdeki günler zor geçecek, arınma böyle oluyor, zor olacak, zor olacaaaak, zooorrr!".

Nitekim öyle oldu.

Son 3 ay, özellikle Aralık, Ocak, Şubat; anamızdan emdiğimiz süt burnumuzdan geldi. Her gece terler içinde uyanmalar, baş ağrıları, bunalımlar, karamsarlığa kapılmalar, hayatına kahretmeler, kendini başarısız hissetmeler (hayret halbuki bu bende hiç olmazdı!!!), kapıp koyvermeler, sinirli haller, durgun haller, perişan haller, ateşli haller...

Hangi birini söyleyeyim bilmem ki.

Bu aralar ise, kendimi baharda tomurcuklanan ağaçlar gibi hissediyorum. Sanırım kış aylarında tam da kış ruh haline kapılmışım. Oysa severim ben kış aylarını. Bu, benim melankoliyi de sevdiğim anlamına mı geliyor acaba? Herneyse, sonuçta bahar geliyor ve benim ruh halim de bahara dönmeye başladı. Ama bu son olsun artık, bitmesini seçiyorum, bir daha öyle ruh hallerine kapılıp gitmemeye niyet ediyorum ve devam ediyorum...

Başağrıları azaldı, gece uyanmaları devam ediyor ama güzel rüyalara uyanıyorum, bu iyi bir gelişme, sonra sabahları güneşi görmek muhteşem oluyor, her sabah değil ama sıklaşıyor elbette. Hele bir Mart ayı bitsin, ondan sonra güneşli sabahlar iyice artacaktır. Sinirim azaldı, arada yine bastırıyor, birilerini kesip biçmek, kanlar içinde bırakmak istemiyor değilim ama sevgili üstbenimle hemen gülüşüp vazgeçiyoruz bu testere 5'imsi projelerimden. Araba anahtarını daha az kaybediyor, kilo aldım diye nispeten az hayıflanıyor, çekirdek krizine birazcık daha az kapılıyorum. Terastaki sardunyalar hafiften kendilerine gelmeye başladı, toprağın içine kolundan tutup sokuşturuverdiğim pıtırcık minik sarı çiçekler açtı, güller zaten aldı başını kaçtı, hayallerim bütün her yeri yemyeşil yapmak üzerine bu yaz...

Bu aralar bakmayı değil görmeyi, duymayı değil dinlemeyi, dokunmayı değil hissetmeyi, çene çalmayı değil anlatmayı seviyorum. Bu aralar küçük diye gördüğüm şeylerin aslında ne kadar büyük olduğunu takdir etme günlerindeyim. Gören gözler, duyan kulaklar, çalışan bir el, yürüyen bacaklar ne güzel, ne olağanüstü tasarımlar, durup bir düşünmeyi seviyorum. Ağaçların tevekkülle yaşamını sürdürmesini seyrediyorum, onlara sarılmak sarılmak sarılmak istiyorum hep. Ayaklarımı suya değdirmek, rüzgarlara sırtımı vermek, doğanın içine kendimi yamamak istiyorum...

Gerçeğe kavuşma zamanım geldi, oyun artık bitsin istiyorum!