İnsanlara ve çevreye ani aşırı hassaslık. Daha önce sosyal ve aktif olan bir kişi aniden taşıtlara kapalı olan alışveriş bölgelerinde veya restoran gibi kalabalık çevrelerde bulunmaya dayanamadığını görür.
Psişik yetenek ve farkındalıkta artış. Bu, en sıkça başkalarının içsel düşüncelerini ve hislerini "işitmek" yeteneğinde tezahür eder. Eğer kişi, diğer herkesin de onun kendi düşüncelerini ve hislerini okuyabildiğini imgelerse, bu, telaşlandırıcı olabilir. Ayrıca, bazı çevrelerdeki veya insanlardaki negatif enerjiye aşırı hassaslık, daha önceden yakın olan bazı kişilere tolerans göstermekte yetersizlik olabilir.
Bu artan hassaslık panik ataklara veya endişe ataklarına götürebilir. Bunlar herhangi bir anda olabilir, kişi gece uyandığı zaman bile. çoğu zaman kişi bir neden aramasına rağmen atak için geçerli bir neden yoktur.
Kişi, uzun zaman periyotları boyunca, sadece oturarak ve hiçbir şey yapmayarak kendisini "bölgeden çıkmış" bulabilir. Bu, daha önce çok enerjik ve aktif olan kişiler için sinirlendirici olabilir. Bu, daha yüksek boyutlarda daha fazla zaman geçirmek ve 3. ve 4. boyutlarda daha az zaman geçirmek için sadece bilinçliliğin ayarlanmasıdır. Bununla ilgili olarak öncekinden daha uzun uyku ve dinlenme gerekir ve genel bir yavaşlama gerekli olur.
İnsan varlıkların tahribatı ile ilgili obsesif endişeler (kirlenme, kaynakların azlığı, yaratıklar, teknoloji vs). Bunun nedeni çok - boyutlu bilinçliliğin grup zihninin tüm seviyelerine erişebilmesidir, türlerin yaşamını sürdürmeleri ile ilgili korkuları ve endişeleri taşıyan bölümler dahil. kişi çoğu zaman kendi yasamda kalması ile ilgili olduğu için, onlar grup zihninin veya morfogenetik alanın bu bölümü ile rezonansa girmeye eğilim gösterir.
Nelerin Olduğunu anlamak için saplantılı bir ihtiyaç, zihni aşırı aktif hale getirir ve kişi zihnini kaybetmekten veya "yanıp tükeneceğinden" korkar. Ayrıca delirme ve gelecekte günlük yaşamı ile basa çıkamama korkusu olur. Tekrar, psikologlar ve doktorların çok az yardımcı olabildiği görülüyor.
Nedensiz depresyon veya kriz durumları. Bu çoğu zaman sadece, bilinçliliğin salıverilmesi gereken eski enerji tabakalarından temizlenmesidir. Deneyimi yeniden yasamaya veya "işleme tabi tutmaya" gerek yoktur, sadece bedenin enerjiyi salıvermesine izin verin. Sürece sabırlı olun ve onun geçeneğini bilin.
Bölünmüş uyku modelleri, çoğu zaman gece 3 kez uyanmak veya sadece saat 03'te uyanmak. Yine, bu sadece etkinliğin yeni döngülerine bilinçliliğin ayarlanmasıdır. Daha yüksek bilinçlilik çoğu zaman gece daha etkindir, çünkü daha alt boyutlar bu zamanda sessizdir.
Bedende garip elektriksel enerji dalgaları hissetmek. Kristal beden inanılmaz şekilde hassastır ve Güneş'e ait ve aya ait dalgaları, kozmik dalgaları, galaktik merkezden gelen enerjileri hisseder. çoğu zaman bu enerjiler, daha yüksek enerjileri taşıması için bedenin "hatlarının yeniden döşenmesi" işleminde yardımcı olurlar. Deneyim sonucu konuşarak, bunun nasıl rahatsız edici olabileceğini biliyorum. Ancak beden en sonunda bu enerji dalgaları ile baş etmeye alışır. Dolunay zamanı bunların daha yoğun olduğunu keşfedeceksiniz. Bu fenomenle baş etmenin bulduğum en iyi yolu dışarı çıkmak ve yalın ayak toprağın üzerinde durmak ve enerjinin bedeninizden geçip dünyaya aktığını imgelemektir.
Genellikle toksin gidermek ile ilgili olan fiziksel duyumların ve deneyimlerin tüm bir aralığı (dizisi / çeşidi). Kristal beden toksin tutmaz, her şeyin ondan akmasına izin verir. Gerçekte Kristal olmanın sonuç olarak ustalığı (hüneri) sadece her şeyin ondan geçmesine izin vermek ve hiçbir şeyi tutmamak. Çıkarmanın / ayırmanın mükemmel durumu. Ancak bu aşamada beden ister fiziksel olsun, ister duygusal veya zihinsel, yıllarca birikmiş "toksik" atığın salıverilmesine gereksinim duyar. Salıverme daima fiziksel beden vasıtası ile olur, bu aşırı yorgunluk, özellikle kalçalarda ve dizlerde eklem ağrıları, özellikle kafatasının dibinde baş ağrıları ve boyun ve omuz ağrıları olarak belirti gösterir.
Baş dönmesi ve "ferahlık". Bunun nedeni sizin bilinçliliğin "daha yüksek" durumlarında olmanızdır. Bu seviyelerde olmaya alışmaya ve ayni zamanda topraklanmış kalmaya gereksiniminiz var. Bu hisler Güneş patlamaları ve dolunay zamanı ile artmaya eğilim gösterir.
Artan iştah ve kilo alma. Bunun nedeni, bu işlemi güçlendirmek için bedenin çok fazla miktarda enerjiye ihtiyacı olmasıdır.
Perdenin ötesini görme yeteneği. Bu, bir realite olarak ruhların, devaların, E.T.lerin ve meleklerin farkında olmak ve onlarla iletişim kurmaktır. Eğer kişi bu tür diğer boyutlara ait farkındalığa alışık değilse çok korkutucu olabilir
CELİA FENN
Kendimle konuşuyorum. Kendimle mi konuşuyorum, onunla mı konuşuyorum? O Kim? Ben miyim? Ben olan beni gözlemleyen bu öteki ben kim? Gerçek ben kimim? Bu dünyada işim ne? Bütün bu yaşamın anlamı ne? Nereden geldim, nereye gidiyorum? Kendim olarak mı yaşıyorum yoksa bana ezberletilmiş, programlandığım bir hayatı mı yaşıyorum? Kendimi tanımak için uzun bir yoldayım.
15 Ekim 2010 Cuma
14 Ekim 2010 Perşembe
Büyük İpucu...
Ben, Kişisel Mükemmellik Yolcusu ..... .......... ( kendi adınızı yazıp kendinize uyarlayabilirsiniz )
Bugün, bu saat, şu an hayatımın dönüm noktası! Bugün yepyeni sevgi dolu mutlu bir hayata başlıyorum!
Geçmişimdeki tüm olumsuzlukları siliyorum! Gelecek ise seçim yapmamı bekliyor! İşte tam bu anda bilinçli bir şekilde yarınlarıma yön veriyorum!
Geçmişte yaptığım tüm hatalar için kendimi bağışlıyorum! Kendimi şu an huzurlu, mutlu, harika hissediyorum!
Enerji dolu, güçlü ve sağlıklıyım ve bunun tadını çıkarıyorum!
Bugün, bu saat, şu an hayatımın dönüm noktası! Bugün yepyeni sevgi dolu mutlu bir hayata başlıyorum!
Geçmişimdeki tüm olumsuzlukları siliyorum! Gelecek ise seçim yapmamı bekliyor! İşte tam bu anda bilinçli bir şekilde yarınlarıma yön veriyorum!
Geçmişte yaptığım tüm hatalar için kendimi bağışlıyorum! Kendimi şu an huzurlu, mutlu, harika hissediyorum!
Enerji dolu, güçlü ve sağlıklıyım ve bunun tadını çıkarıyorum!
Küçük İpucu...
Kendinize daima şu soruyu sorun, hatta bunu üzüntüden yıkılmış hissettiğinizde ya da sevinçten her şeyi unutup havalara uçtuğunuz zamanlarda dahi yapın, ama mutlaka yapın…
Sorun kendinize, düpedüz sorun:
“PEKİ ŞİMDİ NE YAPMALIYIM ?”
“YA ŞİMDİ NE YAPACAKSIN ?”
“ŞU DURUMDA NASIL DAVRANMALIYIM Kİ BANA İYİ HİSSETTİRSİN ?”
...“BENİM İÇİN EN DOĞRUSU HANGİSİ ?”
Sorun kendinize, düpedüz sorun:
“PEKİ ŞİMDİ NE YAPMALIYIM ?”
“YA ŞİMDİ NE YAPACAKSIN ?”
“ŞU DURUMDA NASIL DAVRANMALIYIM Kİ BANA İYİ HİSSETTİRSİN ?”
...“BENİM İÇİN EN DOĞRUSU HANGİSİ ?”
Akaşik Sistem - Kryon'dan...
11 Eylül 2010
Lee Carroll kanalıyla
Selamlar sevgililer, ben Manyetik Hizmetten Kryon’um. Üstatların bir deyişi var: “Benimle iyi, ruhumla iyi.” Onlar bunu ölümden önceki zamanlarda, hayal kırıklığı zamanlarında ve zorluk zamanlarında söylerlerdi. Bunun nedeni üstatların tek bir şeye ve tek bir realiteye odaklanmalarıydı – benliğin sevgisini yaratan içlerindeki Tanrı’nın sevgisine. Bunu daha önce söyledik. Bunu birçok kez ilettik. Hatta size bunun üstatlığın sırrı olduğunu söyledik. İçinizde hoşnut olduğunuz, Tanrının bulunduğu yere gidin ve yaşamınızla ne yapacağınızı öğrenirken, etrafınızda uygunluk içinde yavaşça gelişen diğer şeylerin hepsini bırakın. Nereye gideceğinize veya ne yapacağınıza önceden karar vermeyin.
Kısaca, çok kadim geçmişteki, yakın geçmişteki enerji ve değişmekte olan enerji arasındaki farkı özetleyen bir mesaj vereceğiz. Işıkişçisinin detaylarla nasıl başa çıktığının ve olayların nasıl değişmiş olduğunun niteliklerini vereceğiz. Bu gelecek [Buffalo, New york’da verildi]. Ama bugün değil.
Bugün size Gaia ve İnsanlık olan Akaşik sistemin derinliğini vermek istiyorum. Yapmak istediğim şey, görünürde karmaşık ve ezoterik olan, ama gerçekte yerküre ile ilişkinizi tanımlayan bir sistem ile ilişkinizi açıklamaktır. Arada bir, mesajdaki konuların kanıtlayamayacağınız şeyler olduğu bu tür mesajlar veriyorum ve bu mesaj sizinle ilgili.
Lee Carroll kanalıyla
Selamlar sevgililer, ben Manyetik Hizmetten Kryon’um. Üstatların bir deyişi var: “Benimle iyi, ruhumla iyi.” Onlar bunu ölümden önceki zamanlarda, hayal kırıklığı zamanlarında ve zorluk zamanlarında söylerlerdi. Bunun nedeni üstatların tek bir şeye ve tek bir realiteye odaklanmalarıydı – benliğin sevgisini yaratan içlerindeki Tanrı’nın sevgisine. Bunu daha önce söyledik. Bunu birçok kez ilettik. Hatta size bunun üstatlığın sırrı olduğunu söyledik. İçinizde hoşnut olduğunuz, Tanrının bulunduğu yere gidin ve yaşamınızla ne yapacağınızı öğrenirken, etrafınızda uygunluk içinde yavaşça gelişen diğer şeylerin hepsini bırakın. Nereye gideceğinize veya ne yapacağınıza önceden karar vermeyin.
Kısaca, çok kadim geçmişteki, yakın geçmişteki enerji ve değişmekte olan enerji arasındaki farkı özetleyen bir mesaj vereceğiz. Işıkişçisinin detaylarla nasıl başa çıktığının ve olayların nasıl değişmiş olduğunun niteliklerini vereceğiz. Bu gelecek [Buffalo, New york’da verildi]. Ama bugün değil.
Bugün size Gaia ve İnsanlık olan Akaşik sistemin derinliğini vermek istiyorum. Yapmak istediğim şey, görünürde karmaşık ve ezoterik olan, ama gerçekte yerküre ile ilişkinizi tanımlayan bir sistem ile ilişkinizi açıklamaktır. Arada bir, mesajdaki konuların kanıtlayamayacağınız şeyler olduğu bu tür mesajlar veriyorum ve bu mesaj sizinle ilgili.
Bugün... Hemen...
Hiç bir zaman geç kalmadınız, kaç kere yoldan dönmüş de olsanız, kaç kere döndürülmüş de olsanız, dünyanın bütün günahını taşıyor da olsanız, hayatınızdaki her şeyden kendinizi suçlu hissediyor da olsanız, kendinizin “Yüreğiniz” tarafından kabul edileceğine inanmıyor olsanız da siz yine de “kendinize-Yüreğinize” yürüyünüz.. Hiç kimse size inanmasa da SİZ kendinize inanınız. ( Mevlana )
13 Ekim 2010 Çarşamba
Spiritüel Farkındalık
Spiritüellik güçlü bir ilkedir. Spiritüelliği din ile karıştırmamak gerekir. Spiritüellik, yani ruhanilik, sizin Yaratıcı Kaynağınızla olan teke tek içsel ilişkinizdir. Din, tüzel bir varlık haline geldiğinden, dogma ve itaat, bireysel keşifler üzerinde öncelik kazanmıştır. Topluluklar, hepsi Tanrı adına olmak üzere, korku ağırlıklı olarak anlamsız ritüellere koşullandırıldılar. Örneğin; Buda'nın temel hedefi, dogma ve kurallar aşılamak değil, insanın kutsallığını hatırlamasına yardımcı olmaktı. Dinler, modern dünyaya değer katmak için, gerçekten güncellenmeli ve değişmelidir. Tüm ibadet yerleri ve kutsal mekânlar, kendini güç kazanmaya adamış bireylerden oluşan bir bilinç laboratuarı olabilmelidir. Böylece bireyler, geçmiş günlerin âlimlerini çalışmak yerine, öncelikli olarak âlim olma hedefine sahip olacaklardır.
"Siz, ruhsal deneyim yaşayan bir insan değil; insani deneyim yaşayan bir ruhsunuz." Siz, spiritüel bir varlık, Yaratıcı Kaynağın ve Gücün bireysel var oluşusunuz, sizin kimliğiniz budur. En büyük günah, kutsallığınızı sorgulamaktır. Ruh her zaman daha büyük bir ifadeye açılan varlıktır ve sizin burada bulunma amacınız, ruhsal bir varlık olarak genişlemek ve büyümektir. Ortalama bireylerin sıkça karşılaştığı durumlardan biri, kim oldukları ve dünyanın ne olduğuyla ilgili yanlış bir tanım ve odak noktası ile yaşıyor olduklarının farkına varmalarıdır.
Yaşamınızı sürdürebileceğiniz üç halka vardır. Gücün ilk halkası, gayri ihtiyari bir dünya ve içinde bulundurduğu tüm somut varlıklardır. Bu dünyada yaşamak doğal ve normal görünse de, ayakta kalmak inanılmaz bir güç gerektirir. Bu kadar kolay görünmesinin sebebi, doğduğunuz andan itibaren dünyayı gözlemlemeye koşullandırılmış olmanızdır. Dünyayı, ilginizle ayakta tutarsınız, ilginiz kayarsa, sizin bildiğiniz dünya da sarsılır.
Gücün ikinci halkası, Ruhun soyut dünyasıdır. Bu alışılmadık bilinç dünyasına insan, enerji çoğaltımıyla girmeyi öğrenir. İkinci halkanın diyarını keşfetmeniz için size yardımcı olacak pek çok uygulama vardır, ama bunu başarmak, inanılmaz bir odak ve disiplin gerektirir. Gücün üçüncü ve son halkası, iki dünyayı kaynaştırabilme becerisidir. Bu üçüncü safhaya eriştiğinizde, iradeniz ve isteğinizle ikisinde ya da herhangi birinde yaşayabilme becerisine sahipsiniz demektir.
Modern bilim şimdi, mistiklerin yüzyıllardır bildikleri şeyi onaylıyor. En büyük hata, sizin somut fiziksel bir varlık olduğunuz inancıdır. Fizikçiler, somut olarak görünen şeyin, tam olarak 99,99999 boşluk ya da Ruh olduğunu onaylıyor. Örneğin, bir zamanlar atomun katı olduğunu düşünmüştük. Şimdi, bir atomun bir futbol sahası genişliğinde büyütüldüğü takdirde, elektronların stadyumun etrafında uçuşan pirinç taneleri ile atomun çekirdeğinin bir pirinç tanesi olacağını biliyoruz. Anlaşılan o ki, geriye pek çok boş alan kalıyor.
Büyük ustalar kendilerini, daha büyük bir enerji alanında işlev yapan enerji alanları olarak görürler. Güç, toplayabildiğiniz, yoğunlaştırabildiniz ve artırabildiğiniz enerji miktarıyla ölçülür ve yapabildiğiniz seviye ve derece, sizin kişisel gücünüzü belirler. Enerjinizi, daha yüksek bir frekansa ve sürate ulaştırmak için, çok daha yüksek bilinç seviyelerine ihtiyaç olacaktır. Yüksek sonsuz benliğinizle direkt bir kişisel deneyim yaşamadan sonsuz olduğunuzu bilemezsiniz. Spiritüel gelişime en büyük katkı, bilincin alışılmadık hallerinin içinden geçmektir. Sadece bu şekilde sınırlı, fiziksel benliğinizle ayrışmaya başlarsınız. Kendinizi gücün ikinci halkasına dâhil etmeniz gerekir. Toplu bilinç ilerlemesi olarak gelişme umudu taşıyan her spiritüel yasa, önce ikinci halkayı benimsemelidir.
Spiritüel yasalar, kendi kimliklerini her şeyin başı ve sonu yerine, araştırma merkezleri; daha yüksek bir bilinç seviyesinin kişisel keşif ve tecrübesine odaklı bir laboratuar olarak görmelidir. Tüm önemli öğrenme yasaları gibi, spiritüel araştırma merkezleri, kendilerini gereksiz kılmaya çalışmalı. Özgürlüğü ve kendine dayanmayı öğretmeyen her yasa, hatalıdır. İnsanın sonsuz spiritüel kavramları korkuyla açıklaması, insanileştirmesi, sınırlı aklından geliyor. Gücün ikinci halkası, ruh dünyasına bir adımdır. Bu adım, tüm gelenek ve âlimlerin söylediği, daha üstün bir seviyedir.
Cennet kelimesi, anlamı "genişleme" ya da "genişlemek" olan, Yunanca "ouranos" kelimesinden gelir. Bu yüzden insan aklının bulutların üzerinde bir yere dönüştürdüğü cennet, aslında genişleme anlamıdır. Diğer bir deyişle, kendi kişisel bilinç ve gücünüzün evrimi ve genişlemesidir. İsa'nın söylediği şudur: "Cennetin krallığı içimizdedir" ve "Cennetin krallığı elimizdedir." Her iki ifade de, açıkça içsel gücünüze ulaşmanız gerektiğini ifade eder; Tanrı ruhtur ve bu ruh içimizdedir. Sizin temel kimliğiniz ruhtur; geldiğiniz yerden dolayı, bu formdan başka bir şey olamazsınız. Tüm bunların başlangıcı ruhtur ve sonuç olarak siz tüm kişi ve şeylerle birsiniz. Yaşamınızda daha fazlasına mı sahip olmayı seçiyorsunuz? Daha güçlü olmak mı istiyorsunuz? Öyleyse, kaynak içinizde ve ona erişmek için önce kendi kimliğinizin farkına varmalısınız. Siz, genişleme görevinde spiritüel bir enerji alanısınız. Spiritüel kimliğinizin farkına varın ve gücün ikinci halkasına adım atın. Sonrası size verilecektir.
(Nereden olduğunu bilmediğim bir alıntı, bilen varsa ve uyarırsa sevinirim. Sevgiyle kalın!)
"Siz, ruhsal deneyim yaşayan bir insan değil; insani deneyim yaşayan bir ruhsunuz." Siz, spiritüel bir varlık, Yaratıcı Kaynağın ve Gücün bireysel var oluşusunuz, sizin kimliğiniz budur. En büyük günah, kutsallığınızı sorgulamaktır. Ruh her zaman daha büyük bir ifadeye açılan varlıktır ve sizin burada bulunma amacınız, ruhsal bir varlık olarak genişlemek ve büyümektir. Ortalama bireylerin sıkça karşılaştığı durumlardan biri, kim oldukları ve dünyanın ne olduğuyla ilgili yanlış bir tanım ve odak noktası ile yaşıyor olduklarının farkına varmalarıdır.
Yaşamınızı sürdürebileceğiniz üç halka vardır. Gücün ilk halkası, gayri ihtiyari bir dünya ve içinde bulundurduğu tüm somut varlıklardır. Bu dünyada yaşamak doğal ve normal görünse de, ayakta kalmak inanılmaz bir güç gerektirir. Bu kadar kolay görünmesinin sebebi, doğduğunuz andan itibaren dünyayı gözlemlemeye koşullandırılmış olmanızdır. Dünyayı, ilginizle ayakta tutarsınız, ilginiz kayarsa, sizin bildiğiniz dünya da sarsılır.
Gücün ikinci halkası, Ruhun soyut dünyasıdır. Bu alışılmadık bilinç dünyasına insan, enerji çoğaltımıyla girmeyi öğrenir. İkinci halkanın diyarını keşfetmeniz için size yardımcı olacak pek çok uygulama vardır, ama bunu başarmak, inanılmaz bir odak ve disiplin gerektirir. Gücün üçüncü ve son halkası, iki dünyayı kaynaştırabilme becerisidir. Bu üçüncü safhaya eriştiğinizde, iradeniz ve isteğinizle ikisinde ya da herhangi birinde yaşayabilme becerisine sahipsiniz demektir.
Modern bilim şimdi, mistiklerin yüzyıllardır bildikleri şeyi onaylıyor. En büyük hata, sizin somut fiziksel bir varlık olduğunuz inancıdır. Fizikçiler, somut olarak görünen şeyin, tam olarak 99,99999 boşluk ya da Ruh olduğunu onaylıyor. Örneğin, bir zamanlar atomun katı olduğunu düşünmüştük. Şimdi, bir atomun bir futbol sahası genişliğinde büyütüldüğü takdirde, elektronların stadyumun etrafında uçuşan pirinç taneleri ile atomun çekirdeğinin bir pirinç tanesi olacağını biliyoruz. Anlaşılan o ki, geriye pek çok boş alan kalıyor.
Büyük ustalar kendilerini, daha büyük bir enerji alanında işlev yapan enerji alanları olarak görürler. Güç, toplayabildiğiniz, yoğunlaştırabildiniz ve artırabildiğiniz enerji miktarıyla ölçülür ve yapabildiğiniz seviye ve derece, sizin kişisel gücünüzü belirler. Enerjinizi, daha yüksek bir frekansa ve sürate ulaştırmak için, çok daha yüksek bilinç seviyelerine ihtiyaç olacaktır. Yüksek sonsuz benliğinizle direkt bir kişisel deneyim yaşamadan sonsuz olduğunuzu bilemezsiniz. Spiritüel gelişime en büyük katkı, bilincin alışılmadık hallerinin içinden geçmektir. Sadece bu şekilde sınırlı, fiziksel benliğinizle ayrışmaya başlarsınız. Kendinizi gücün ikinci halkasına dâhil etmeniz gerekir. Toplu bilinç ilerlemesi olarak gelişme umudu taşıyan her spiritüel yasa, önce ikinci halkayı benimsemelidir.
Spiritüel yasalar, kendi kimliklerini her şeyin başı ve sonu yerine, araştırma merkezleri; daha yüksek bir bilinç seviyesinin kişisel keşif ve tecrübesine odaklı bir laboratuar olarak görmelidir. Tüm önemli öğrenme yasaları gibi, spiritüel araştırma merkezleri, kendilerini gereksiz kılmaya çalışmalı. Özgürlüğü ve kendine dayanmayı öğretmeyen her yasa, hatalıdır. İnsanın sonsuz spiritüel kavramları korkuyla açıklaması, insanileştirmesi, sınırlı aklından geliyor. Gücün ikinci halkası, ruh dünyasına bir adımdır. Bu adım, tüm gelenek ve âlimlerin söylediği, daha üstün bir seviyedir.
Cennet kelimesi, anlamı "genişleme" ya da "genişlemek" olan, Yunanca "ouranos" kelimesinden gelir. Bu yüzden insan aklının bulutların üzerinde bir yere dönüştürdüğü cennet, aslında genişleme anlamıdır. Diğer bir deyişle, kendi kişisel bilinç ve gücünüzün evrimi ve genişlemesidir. İsa'nın söylediği şudur: "Cennetin krallığı içimizdedir" ve "Cennetin krallığı elimizdedir." Her iki ifade de, açıkça içsel gücünüze ulaşmanız gerektiğini ifade eder; Tanrı ruhtur ve bu ruh içimizdedir. Sizin temel kimliğiniz ruhtur; geldiğiniz yerden dolayı, bu formdan başka bir şey olamazsınız. Tüm bunların başlangıcı ruhtur ve sonuç olarak siz tüm kişi ve şeylerle birsiniz. Yaşamınızda daha fazlasına mı sahip olmayı seçiyorsunuz? Daha güçlü olmak mı istiyorsunuz? Öyleyse, kaynak içinizde ve ona erişmek için önce kendi kimliğinizin farkına varmalısınız. Siz, genişleme görevinde spiritüel bir enerji alanısınız. Spiritüel kimliğinizin farkına varın ve gücün ikinci halkasına adım atın. Sonrası size verilecektir.
(Nereden olduğunu bilmediğim bir alıntı, bilen varsa ve uyarırsa sevinirim. Sevgiyle kalın!)
12 Ekim 2010 Salı
Olumlamalar...
"Facebook'ta, Kişisel Gelişim ve Olumlamalar" Grubu'ndan alıntı...
Dil, Realitemizi oluşturan en önemli araçlarımızdan birisidir. 21 gün - 1 Ay aralığında yapılan pozitif olumlamalar, içsel egomuzun ve inanışlarımızın yerini alarak yaydığımız titreşimleri değiştirecek ve hayatımızda realiteye dönüşecektir. Ayrıca, bilinçaltınızda yeni ve yapıcı düşünce şablonu oluşturmanıza da yardım edecektir. İçinde bulunduğunuz maddi şartlar, sosyal şartlar, ailevi şartlar, ülke şartları ve ruh durumunuz ne olursa olsun içsel sesinizi değiştirdiğiniz anda yaşadığınız dünyanın değiştiğini görebileceksiniz. Bu anlamasının zor olduğunu biliyorum. Bu yüzden Çekim yasası ve Kuantum düşünce bölümlerimizde vakit geçirmenizi ve farkındalığınızı arttırmanızı öneriyorum.
Önemle belirtmek isterim ki Gün içinde söylediğiniz sözlerin, dinlediğiniz şarkıların, verdiğiniz tepkilerin hayatımıza direkt etkileri vardır.
"Biz adam olmayız"
"Çok şansızım"
"İlişkilerim hep aynı"
"Çok Sakarımdır"
İşte çoğu insan farkında olmadan klişeleşmiş bir takım sözcükler seçiyor. Söyledikleri bu cümleler gayri ciddi ve espri olsa bile bilinçaltları bunu bir emir olarak algılayıp realiteye dönüştürmek için çalışmaya başlıyor. Bilinçaltımızın bu mükemmel sadakatini maalesef olumsuz şeyleri hayatımıza çekmek için kullanıyoruz...
Yani sorunları olduğu için mi söz ettiklerini, yoksa sorunlardan söz ettikleri için mi sorunların içinde olduklarını bilmeden !
SÖZ, bir enerji paketçiği ve düşüncenin somutlaşmış şekli olarak hayatımızda çok dikkat çekici etkiler yapar. Çevremizi ve hayatımızı değiştirebiliriz.
Bunun en iyi yöntemi de BİLİNÇLİ OLUMLAMADIR
Olumlamalar, rastgele hazırlanamaz. Kelimesi kelimesine özenle seçilmelidir. "Olacak, yapacak", "istiyorum", "Her şeye rağmen" gibi kelimeler KULLANILMAMALIDIR
OLUMLAMA NASIL YAPILMAZ
SE-SA eki;
Eğer çok Param olursa Mutlu olurum
Bu kalıp sizin hiç bir zaman mutlu olma becerisine sahip olamadığınızın ifadesidir. Çünkü mutluluğun sonucu bir şarta bağlıdır.
MELİ-MALI
Güçlü Olmalıyım
Zorunluluk öğesidir. Şimdiki zamanda güçsüz olduğunuz gerçeğini bilinçaltınıza verirsiniz.
ECEK-ACAK
Her şey çok güzel Olacak
Bu kalıp sizin isteğinizi hep geleceğe erteleyecektir.
TERSİNE SÖYLEM
Korkmuyorum
"Güvendeyim" yerine "korkmuyorum" derseniz, korkuya odaklanırsınız ve bu çözüm değildir.
BELİRSİZLİK
İyi bir hayat istiyorum
Nasıl bir hayatın sizin için iyi olacağını belirtmediğiniz için belirsizlik ifadesi vardır.
:::: OLUMLAMA NASIL YAPILIR ::::
- Olumlama yapmak için ilk önce geçmiş düşüncelerimiz ele alınmalıdır. Bilmeliyiz ki; geçmişteki anılarımızın oluşturduğu çekirdek inançlarımızı kırmadan ileriye gitmemiz çok yavaş ve zor olacaktır. Geçmişimizde bizi üzen insanlar, kötü anılar, maddi zorluklar hep blokaj oluşturacaktır. BU YÜZDEN İLK OLARAK AFFETME OLUMLAMALARI YAPILMALIDIR. Hayatımız boyunca geçmişimizde bizi üzen ve küstüğümüz insanların hayatımızda blokaj oluşturduğunu biliyor musunuz ? Ne yaşarsanız yaşayın geçmişteki herkesi kalben affetmeniz gerekmektedir. Kabul bu çok zor olabilir. Ama 1 ay içinde Hayatınızdaki mucizelere hayret edeceksiniz
- Olumlamaların her ay 1 konu üzerinde ve aynı olumlama metni üzerinde yapılmalıdır. Çünkü bilinçli yaptığınız olumlamalar 21. gün sonunda bilinçaltınız tarafında kabul görür ve hayatınızda Gerçekleştirmek için çalışmalara başlar. Bir olumlamayı 3 gün yapıp bırakırsanız hiç bir fayda etmeyecektir. Ya da 2 farklı olumlama yaparsanız enerji kanalınızı dağıtırsınız.
- Olumlama sesli bir şekilde, yavaş tempoda, hissederek yapılmalıdır. Sabah ilk uyandığınızda ve gece yatmadan 2-3 er kere yapılan olumlamalar bilinçaltına daha fazla ulaşırlar. Kendinizle yaptığınız bu konuşmalar bir süre sonra içsel egonuzun size inandırdıklarını silecek ve yerine yenilerini koyacaktır. Bilinçaltına kodladığınız yeni söz ve düşünceler inançları yeniler ve çekim yasasını harekete geçirir.
- Olumlamaları Ses kaydı haline getirip gün içinde dinleyebilirsiniz. Yaptığınız ses kaydını uyurken, çalışırken, kitap okurken dinleyebilirsiniz. Ses rahatsız olmayacağınız seviyede normal düzeyde olabilir. Zaten dikkatiniz başka yerde olacağı için SUBLİMİNAL etkisi yapacak ve bilinç daha kolay kırılıp bilinçaltına ulaşacaktır. Sakın bilinçli olumlamaları bırakmayın. Sadece ses kaydı ve subliminal telkin dinlemek çekim yasasını dağınık çalıştıracaktır.
- Yine gün içinde belirli kalıpları tekrarlayabilirsiniz. Örneğin o ay içinde "Bolluk ve bereket" olumlaması yapmaktasınız. yaptığınız çalışmalarla beraber boş zamanlarınızda yada dışarıdayken sadece "bolluk, bereket, para" diyerek veya tekrar edilerek odaklanma sağlanabilir ve bu kesinlikle faydalıdır.
Bir süre sonra görmeye başlayacaksınız ki, çevrenizde size olumsuzluk veren kişiler gidecek, yerinde sizin düşüncelerinizi destekleyen insanlar gelecektir. Geçmişte istemeden yada isteyerek söylediğiniz olumsuz sözcükler yerini olumlu ve yapıcı sözcüklere bırakacaktır.
İnançlarınızı değiştirmek için bu 1 er aylık çalışmaları yapın. Sakın olumsuzluğa kapılmayın...
Çünkü işe yarıyor...
Dil, Realitemizi oluşturan en önemli araçlarımızdan birisidir. 21 gün - 1 Ay aralığında yapılan pozitif olumlamalar, içsel egomuzun ve inanışlarımızın yerini alarak yaydığımız titreşimleri değiştirecek ve hayatımızda realiteye dönüşecektir. Ayrıca, bilinçaltınızda yeni ve yapıcı düşünce şablonu oluşturmanıza da yardım edecektir. İçinde bulunduğunuz maddi şartlar, sosyal şartlar, ailevi şartlar, ülke şartları ve ruh durumunuz ne olursa olsun içsel sesinizi değiştirdiğiniz anda yaşadığınız dünyanın değiştiğini görebileceksiniz. Bu anlamasının zor olduğunu biliyorum. Bu yüzden Çekim yasası ve Kuantum düşünce bölümlerimizde vakit geçirmenizi ve farkındalığınızı arttırmanızı öneriyorum.
Önemle belirtmek isterim ki Gün içinde söylediğiniz sözlerin, dinlediğiniz şarkıların, verdiğiniz tepkilerin hayatımıza direkt etkileri vardır.
"Biz adam olmayız"
"Çok şansızım"
"İlişkilerim hep aynı"
"Çok Sakarımdır"
İşte çoğu insan farkında olmadan klişeleşmiş bir takım sözcükler seçiyor. Söyledikleri bu cümleler gayri ciddi ve espri olsa bile bilinçaltları bunu bir emir olarak algılayıp realiteye dönüştürmek için çalışmaya başlıyor. Bilinçaltımızın bu mükemmel sadakatini maalesef olumsuz şeyleri hayatımıza çekmek için kullanıyoruz...
Yani sorunları olduğu için mi söz ettiklerini, yoksa sorunlardan söz ettikleri için mi sorunların içinde olduklarını bilmeden !
SÖZ, bir enerji paketçiği ve düşüncenin somutlaşmış şekli olarak hayatımızda çok dikkat çekici etkiler yapar. Çevremizi ve hayatımızı değiştirebiliriz.
Bunun en iyi yöntemi de BİLİNÇLİ OLUMLAMADIR
Olumlamalar, rastgele hazırlanamaz. Kelimesi kelimesine özenle seçilmelidir. "Olacak, yapacak", "istiyorum", "Her şeye rağmen" gibi kelimeler KULLANILMAMALIDIR
OLUMLAMA NASIL YAPILMAZ
SE-SA eki;
Eğer çok Param olursa Mutlu olurum
Bu kalıp sizin hiç bir zaman mutlu olma becerisine sahip olamadığınızın ifadesidir. Çünkü mutluluğun sonucu bir şarta bağlıdır.
MELİ-MALI
Güçlü Olmalıyım
Zorunluluk öğesidir. Şimdiki zamanda güçsüz olduğunuz gerçeğini bilinçaltınıza verirsiniz.
ECEK-ACAK
Her şey çok güzel Olacak
Bu kalıp sizin isteğinizi hep geleceğe erteleyecektir.
TERSİNE SÖYLEM
Korkmuyorum
"Güvendeyim" yerine "korkmuyorum" derseniz, korkuya odaklanırsınız ve bu çözüm değildir.
BELİRSİZLİK
İyi bir hayat istiyorum
Nasıl bir hayatın sizin için iyi olacağını belirtmediğiniz için belirsizlik ifadesi vardır.
:::: OLUMLAMA NASIL YAPILIR ::::
- Olumlama yapmak için ilk önce geçmiş düşüncelerimiz ele alınmalıdır. Bilmeliyiz ki; geçmişteki anılarımızın oluşturduğu çekirdek inançlarımızı kırmadan ileriye gitmemiz çok yavaş ve zor olacaktır. Geçmişimizde bizi üzen insanlar, kötü anılar, maddi zorluklar hep blokaj oluşturacaktır. BU YÜZDEN İLK OLARAK AFFETME OLUMLAMALARI YAPILMALIDIR. Hayatımız boyunca geçmişimizde bizi üzen ve küstüğümüz insanların hayatımızda blokaj oluşturduğunu biliyor musunuz ? Ne yaşarsanız yaşayın geçmişteki herkesi kalben affetmeniz gerekmektedir. Kabul bu çok zor olabilir. Ama 1 ay içinde Hayatınızdaki mucizelere hayret edeceksiniz
- Olumlamaların her ay 1 konu üzerinde ve aynı olumlama metni üzerinde yapılmalıdır. Çünkü bilinçli yaptığınız olumlamalar 21. gün sonunda bilinçaltınız tarafında kabul görür ve hayatınızda Gerçekleştirmek için çalışmalara başlar. Bir olumlamayı 3 gün yapıp bırakırsanız hiç bir fayda etmeyecektir. Ya da 2 farklı olumlama yaparsanız enerji kanalınızı dağıtırsınız.
- Olumlama sesli bir şekilde, yavaş tempoda, hissederek yapılmalıdır. Sabah ilk uyandığınızda ve gece yatmadan 2-3 er kere yapılan olumlamalar bilinçaltına daha fazla ulaşırlar. Kendinizle yaptığınız bu konuşmalar bir süre sonra içsel egonuzun size inandırdıklarını silecek ve yerine yenilerini koyacaktır. Bilinçaltına kodladığınız yeni söz ve düşünceler inançları yeniler ve çekim yasasını harekete geçirir.
- Olumlamaları Ses kaydı haline getirip gün içinde dinleyebilirsiniz. Yaptığınız ses kaydını uyurken, çalışırken, kitap okurken dinleyebilirsiniz. Ses rahatsız olmayacağınız seviyede normal düzeyde olabilir. Zaten dikkatiniz başka yerde olacağı için SUBLİMİNAL etkisi yapacak ve bilinç daha kolay kırılıp bilinçaltına ulaşacaktır. Sakın bilinçli olumlamaları bırakmayın. Sadece ses kaydı ve subliminal telkin dinlemek çekim yasasını dağınık çalıştıracaktır.
- Yine gün içinde belirli kalıpları tekrarlayabilirsiniz. Örneğin o ay içinde "Bolluk ve bereket" olumlaması yapmaktasınız. yaptığınız çalışmalarla beraber boş zamanlarınızda yada dışarıdayken sadece "bolluk, bereket, para" diyerek veya tekrar edilerek odaklanma sağlanabilir ve bu kesinlikle faydalıdır.
Bir süre sonra görmeye başlayacaksınız ki, çevrenizde size olumsuzluk veren kişiler gidecek, yerinde sizin düşüncelerinizi destekleyen insanlar gelecektir. Geçmişte istemeden yada isteyerek söylediğiniz olumsuz sözcükler yerini olumlu ve yapıcı sözcüklere bırakacaktır.
İnançlarınızı değiştirmek için bu 1 er aylık çalışmaları yapın. Sakın olumsuzluğa kapılmayın...
Çünkü işe yarıyor...
7 Ekim 2010 Perşembe
Değişim...
Hep birlikte, dünyayı gerçekten ve kökünden değiştirmek ve özümüze dönmek için yaptıklarımız beni büyülüyor. Kreşendo gittikçe yükseliyor. Çok heyecanlı, gururlu ve mutluyum. :) Şükürler olsun...
5 Ekim 2010 Salı
İnsan Denen Varlık - Petek Kitamura'dan...
İnsan yani bizler, 2 değişik varlığın birleşiminden meydana gelmişizdir. Varlıklardan birincisi, vucut veya beden dediğimiz ölümlü organik varlık, ruh denen ikinci ölümsüz varlığa, bu dünya üzerinde geçiçi olarak ev sahipliği yapar. Ruh uzun kozmik yolculuğunda, dünyada geçirdiği zamanı, beden dediğimiz varlığı kullanarak değerlendirir. Bedenlenmeler sayesinde ruh kozmik alemde gelişimine devam eder. Insan kendini organik bir varlık olarak kabul etmemeli, bedenin ölümünü kendi sonu sanmamalıdır. Insanın özü ruhudur, ruh bedenden çok üstündür. Bedeni kontrol edebilen insan, onu geçiçi bir zaman için, bu dünya aleminde kullandığını idrak edebilmelidir.
Beden veya vucut dediğimiz organik varlık, bu dünyadaki yaşamını 5 duyu ile yönetir. Görme, duyma, koklama, tat alma, dokunma duyularımızın tamamı, birbirlerine benzer bir işleyişe sahiptirler. Dışarıda var olduğunu düşündüğümüz nesnelere ait, ses, koku, tat, görüntü, sertlik gibi özellikler, sinirlerimiz vasıtasıyla beyindeki duyu merkezlerine aktarılırlar. Beyne ulaşan bu etkilerin tamamı, elektrik sinyallerinden ibarettir. Biz insanlara doğumumuzla beraber, 5 duyumuzla algılayabildiğimiz şeylerin var oldukları, gözle görülmeyen şeylerin, gerçek olmadığı öğretilmiştir. Yaşamımızdaki herşey tamamen beş duyumuzun bize sunduğu algılardır. Bilimin de gösterdiği gibi, dışarıdaki nesnelerin kesin olarak var olduklarını ispatlamak mümkün değildir, bilim bize içinde yaşadığınız dünyanın, aslında beynimizde algılanan, bir hisler bütünü olduğunu ispatlayabilir. Yani beynimizde algıladığımız hislerin, kafamızın dışında bir varlığı olduğunu düşünmek için, bilimsel hiçbir delilimiz yoktur.
Görme sırasında, şimdi okuduğunuz bu kitap sayfasından yansıyan ışık demetleri (fotonlar) gözün arka tarafındaki retinaya ulaşır ve burada bir dizi işlem sonucunda, gözünüzün retina hücreleri tarafından, elektrik sinyallerine çevrilirler. Gözdeki optik sinirler ile iletilen bu sinyaller, sayfanın tüm özellikleri hakkındaki bilgileri, beynin görme merkezine taşırlar. Burada yorumlanan sinyaller, anlamlı bir bütün haline getirilir, böylece sayfanın görüntüsü beynin içinde yeniden inşa edilir. Bu sinyaller, sinirler vasıtasıyla beynin görme merkezine iletilir. Ve biz de, birkaç santimetreküplük görme merkezinde eni, boyu, derinliği olan bir dünya algılarız. Göz sadece kendisine gelen ışığı, elektrik sinyaline çevirmekle görevlidir. Zihninizde oluşan bu görüntünün gerçekleri yansıtıp yansıtmadığından veya maddesel bir karşılığı olup olmadığını bilemezsiniz. Dünyayı bir ışık demeti olarak algılıyoruz, bu yüzden de bu algılara bakarak maddeyi mutlak gerçek zannetmek büyük bir yanılgıdır. Beynimizin dışında renkler yoktur, ışık da yoktur. Sadece elektromanyetik dalgalar veya parçacıklar şeklinde hareket eden bir enerji vardır. Aynı şekilde sayfayı tutuğunuzda el derisindeki sinirler uyarıldığından, bu uyarılar elektriksel sinyaller halinde beyne gönderilirler. Beyindeki dokunma merkezine ulaşan bu mesajlar sertlik, yumuşaklık, sıcaklık, soğukluk gibi hisler olarak algılanır. Aynı durum diğer duyular için de geçerlidir. Ses havada basınç dalgaları oluşturur. Bu dalgalar iç kulakta bulunan tüycükleri uyarır, ve bu titreşimler elektriksel uyarılar şeklinde beyninizin ilgili merkezine gönderilir. Bu sinyallerin beyinde yorumlanması neticesinde ses duyduğunuz hissini yaşarsınız. Beynimizin dışındaki dünyada sadece titreşimler vardır. Bu titreşimler ise yalnızca kulaklarımız ve beynimiz tarafından sese dönüştürülür. Yani, işitecek bir kulak ve beyin olmadığı sürece, ses de yoktur. Koku algısı da aynı şekilde beyinde oluşur. Bir maddeden yayılan kimyasal moleküller, burundaki koku algılayıcılarını uyarır ve burun tarafından elektrik sinyali olarak, yorumlanmak üzere beyne iletilirler.
Tüm algıladıklarımız gördüğümüz, duyduğumuz, tattığımız, dokunduğumuz ve kokladığımız şeyler, beynimizde bize özel olarak tekrar oluşturulur. Dolayısıyla "etrafımdaki dünyayı algılıyorum" derken, zihnimizde oluşan kopya renklerden, şekillerden, seslerden ve kokulardan bahsederiz. Aslı ile hiçbir zaman ve hiçbir şekilde muhatap olamadığımız ve olamayacağımız maddi dünyanın varlığını ispatlamamız da mümkün değildir. Dünyayı algılayış şeklimiz, çevremizde bir görüntü olduğuna bizi inandıracak mükemmelliktedir; ama içinde bulunduğumuz durumun gece gördüğümüz rüyalardan pek de farklı bir yönü yoktur. Rüyamızda mükemmel bir maddesel dünya olduğunu zannederiz. Ama uyanınca yaşadığımızı zannettiğimiz şeylerin, sadece zihnimizde yaşandığını fark ederiz. Uyanık olduğumuz zamanki deneyimlerimiz de tıpkı rüyada olduğu gibi zihnimizde yaşanmaktadır. Hepsi dışarıda gerçekmiş gibi görünüyor, ama yalnızca bir hayaldir. Görmek için dış dünyaya ihtiyaçımız yok, herhangi bir şekilde beynin uyarılması ile tüm duyular harekete geçebilir, hisler, görüntüler ve sesler oluşabilir. Rüyalarımız bunun en açık delilidir. Rüyanızda korku, heyecan, sevinç, üzüntü gibi duygular yaşarken, aynı zamanda çeşitli görüntüler görür, sesler duyar, maddenin sertliğini hissedersiniz. Ancak ortada bu hislere, algılara sebep olacak hiçbir kaynak yoktur.
Dış dünya dediğimiz her şey birer algıdan ibaretse, tüm bunları gördüğünü, duyduğunu düşündüğümüz beynimiz nedir? Beynimiz de diğer her şey gibi atomlardan, moleküllerden oluşan bir yığın değil midir? Madde dediğimiz her şey gibi beynimiz de bir algıdan ibarettir, yani istisna olarak kabul edilebilecek bir durumu yoktur. Çünkü sonuçta beyin dediğimiz şey de, duyu organlarımızla algıladığımız bir et parçasıdır. O da dışarıda var zannettiğimiz her şey gibi bizim için bir hayalden ibarettir. O halde tüm bunları algılayan kimdir? Gören, duyan, hisseden, koklayan, tat alan beyin değilse nedir? Insan bilinç sahibi, görebilen, hissedebilen, düşünebilen, muhakeme edebilen bir varlık olarak maddeyi oluşturan atomlardan, moleküllerden çok öte bir varlıktır. Insanı insan yapan Tanrı'nın ona verdiği ruhtur.
Bedenlenmenin amacı ruhun tekamülü içindir. Bizler böyle bir sentezden meydana geldiğimiz için, amaclarımız hem bedensel, hem de ruhsaldır. Ikisini birbirine karıştırır dururuz, bu nedenle yaşam boyu gayemizi bulmakta zorlanırız, acı ve ızdırap çekeriz, sorularımıza kesin bir cevap bulamayız. Ruh denilen varlık, eğer beden denilen varlık üzerinde hakimiyet sağlarsa, insan o zaman cok güçlü olur. Arabayı kullanan kişiyi ruh, ve arabayı beden diye düşünürsek, araba istediği yere gitmemeli, onu kullanan bütün idareyi elinde tutabilmelidir. Bedenin istekleri hep fizikseldir, 5 duyusu ile algıyabildiği şeyler. Daha iyi bir yaşam, daha iyi bir iş, bol para, güzel yemekler, güzel ve iyi bir eş, güzel bir beden, daha neler neler, sonu yok beden denilen varlığın isteklerinin. Sahip olamadıkça da üzülüyor, sıkılıyor, ruha da yaşamı haram ediyor. Eğer ruh bedeni eğitebilirse yaşam çok kolaylaşır. Burada bütün iş ruha düşer, bunu başarabilen ruh aydınlanmaya çok yaklaşmış, hatta bazıları aydınlanmıştır. Bu seviyeye ulaşmış insanlar kendileri için, hem avukat hem savcıdırlar. Bu şekilde insan denen sentez varlık kendini kontrol edebilir. Gerekli bilgi, görmesini bilenler için, her yerde mevcuttur.
Beden veya vucut dediğimiz organik varlık, bu dünyadaki yaşamını 5 duyu ile yönetir. Görme, duyma, koklama, tat alma, dokunma duyularımızın tamamı, birbirlerine benzer bir işleyişe sahiptirler. Dışarıda var olduğunu düşündüğümüz nesnelere ait, ses, koku, tat, görüntü, sertlik gibi özellikler, sinirlerimiz vasıtasıyla beyindeki duyu merkezlerine aktarılırlar. Beyne ulaşan bu etkilerin tamamı, elektrik sinyallerinden ibarettir. Biz insanlara doğumumuzla beraber, 5 duyumuzla algılayabildiğimiz şeylerin var oldukları, gözle görülmeyen şeylerin, gerçek olmadığı öğretilmiştir. Yaşamımızdaki herşey tamamen beş duyumuzun bize sunduğu algılardır. Bilimin de gösterdiği gibi, dışarıdaki nesnelerin kesin olarak var olduklarını ispatlamak mümkün değildir, bilim bize içinde yaşadığınız dünyanın, aslında beynimizde algılanan, bir hisler bütünü olduğunu ispatlayabilir. Yani beynimizde algıladığımız hislerin, kafamızın dışında bir varlığı olduğunu düşünmek için, bilimsel hiçbir delilimiz yoktur.
Görme sırasında, şimdi okuduğunuz bu kitap sayfasından yansıyan ışık demetleri (fotonlar) gözün arka tarafındaki retinaya ulaşır ve burada bir dizi işlem sonucunda, gözünüzün retina hücreleri tarafından, elektrik sinyallerine çevrilirler. Gözdeki optik sinirler ile iletilen bu sinyaller, sayfanın tüm özellikleri hakkındaki bilgileri, beynin görme merkezine taşırlar. Burada yorumlanan sinyaller, anlamlı bir bütün haline getirilir, böylece sayfanın görüntüsü beynin içinde yeniden inşa edilir. Bu sinyaller, sinirler vasıtasıyla beynin görme merkezine iletilir. Ve biz de, birkaç santimetreküplük görme merkezinde eni, boyu, derinliği olan bir dünya algılarız. Göz sadece kendisine gelen ışığı, elektrik sinyaline çevirmekle görevlidir. Zihninizde oluşan bu görüntünün gerçekleri yansıtıp yansıtmadığından veya maddesel bir karşılığı olup olmadığını bilemezsiniz. Dünyayı bir ışık demeti olarak algılıyoruz, bu yüzden de bu algılara bakarak maddeyi mutlak gerçek zannetmek büyük bir yanılgıdır. Beynimizin dışında renkler yoktur, ışık da yoktur. Sadece elektromanyetik dalgalar veya parçacıklar şeklinde hareket eden bir enerji vardır. Aynı şekilde sayfayı tutuğunuzda el derisindeki sinirler uyarıldığından, bu uyarılar elektriksel sinyaller halinde beyne gönderilirler. Beyindeki dokunma merkezine ulaşan bu mesajlar sertlik, yumuşaklık, sıcaklık, soğukluk gibi hisler olarak algılanır. Aynı durum diğer duyular için de geçerlidir. Ses havada basınç dalgaları oluşturur. Bu dalgalar iç kulakta bulunan tüycükleri uyarır, ve bu titreşimler elektriksel uyarılar şeklinde beyninizin ilgili merkezine gönderilir. Bu sinyallerin beyinde yorumlanması neticesinde ses duyduğunuz hissini yaşarsınız. Beynimizin dışındaki dünyada sadece titreşimler vardır. Bu titreşimler ise yalnızca kulaklarımız ve beynimiz tarafından sese dönüştürülür. Yani, işitecek bir kulak ve beyin olmadığı sürece, ses de yoktur. Koku algısı da aynı şekilde beyinde oluşur. Bir maddeden yayılan kimyasal moleküller, burundaki koku algılayıcılarını uyarır ve burun tarafından elektrik sinyali olarak, yorumlanmak üzere beyne iletilirler.
Tüm algıladıklarımız gördüğümüz, duyduğumuz, tattığımız, dokunduğumuz ve kokladığımız şeyler, beynimizde bize özel olarak tekrar oluşturulur. Dolayısıyla "etrafımdaki dünyayı algılıyorum" derken, zihnimizde oluşan kopya renklerden, şekillerden, seslerden ve kokulardan bahsederiz. Aslı ile hiçbir zaman ve hiçbir şekilde muhatap olamadığımız ve olamayacağımız maddi dünyanın varlığını ispatlamamız da mümkün değildir. Dünyayı algılayış şeklimiz, çevremizde bir görüntü olduğuna bizi inandıracak mükemmelliktedir; ama içinde bulunduğumuz durumun gece gördüğümüz rüyalardan pek de farklı bir yönü yoktur. Rüyamızda mükemmel bir maddesel dünya olduğunu zannederiz. Ama uyanınca yaşadığımızı zannettiğimiz şeylerin, sadece zihnimizde yaşandığını fark ederiz. Uyanık olduğumuz zamanki deneyimlerimiz de tıpkı rüyada olduğu gibi zihnimizde yaşanmaktadır. Hepsi dışarıda gerçekmiş gibi görünüyor, ama yalnızca bir hayaldir. Görmek için dış dünyaya ihtiyaçımız yok, herhangi bir şekilde beynin uyarılması ile tüm duyular harekete geçebilir, hisler, görüntüler ve sesler oluşabilir. Rüyalarımız bunun en açık delilidir. Rüyanızda korku, heyecan, sevinç, üzüntü gibi duygular yaşarken, aynı zamanda çeşitli görüntüler görür, sesler duyar, maddenin sertliğini hissedersiniz. Ancak ortada bu hislere, algılara sebep olacak hiçbir kaynak yoktur.
Dış dünya dediğimiz her şey birer algıdan ibaretse, tüm bunları gördüğünü, duyduğunu düşündüğümüz beynimiz nedir? Beynimiz de diğer her şey gibi atomlardan, moleküllerden oluşan bir yığın değil midir? Madde dediğimiz her şey gibi beynimiz de bir algıdan ibarettir, yani istisna olarak kabul edilebilecek bir durumu yoktur. Çünkü sonuçta beyin dediğimiz şey de, duyu organlarımızla algıladığımız bir et parçasıdır. O da dışarıda var zannettiğimiz her şey gibi bizim için bir hayalden ibarettir. O halde tüm bunları algılayan kimdir? Gören, duyan, hisseden, koklayan, tat alan beyin değilse nedir? Insan bilinç sahibi, görebilen, hissedebilen, düşünebilen, muhakeme edebilen bir varlık olarak maddeyi oluşturan atomlardan, moleküllerden çok öte bir varlıktır. Insanı insan yapan Tanrı'nın ona verdiği ruhtur.
Bedenlenmenin amacı ruhun tekamülü içindir. Bizler böyle bir sentezden meydana geldiğimiz için, amaclarımız hem bedensel, hem de ruhsaldır. Ikisini birbirine karıştırır dururuz, bu nedenle yaşam boyu gayemizi bulmakta zorlanırız, acı ve ızdırap çekeriz, sorularımıza kesin bir cevap bulamayız. Ruh denilen varlık, eğer beden denilen varlık üzerinde hakimiyet sağlarsa, insan o zaman cok güçlü olur. Arabayı kullanan kişiyi ruh, ve arabayı beden diye düşünürsek, araba istediği yere gitmemeli, onu kullanan bütün idareyi elinde tutabilmelidir. Bedenin istekleri hep fizikseldir, 5 duyusu ile algıyabildiği şeyler. Daha iyi bir yaşam, daha iyi bir iş, bol para, güzel yemekler, güzel ve iyi bir eş, güzel bir beden, daha neler neler, sonu yok beden denilen varlığın isteklerinin. Sahip olamadıkça da üzülüyor, sıkılıyor, ruha da yaşamı haram ediyor. Eğer ruh bedeni eğitebilirse yaşam çok kolaylaşır. Burada bütün iş ruha düşer, bunu başarabilen ruh aydınlanmaya çok yaklaşmış, hatta bazıları aydınlanmıştır. Bu seviyeye ulaşmış insanlar kendileri için, hem avukat hem savcıdırlar. Bu şekilde insan denen sentez varlık kendini kontrol edebilir. Gerekli bilgi, görmesini bilenler için, her yerde mevcuttur.
4 Ekim 2010 Pazartesi
Dünyada en çok ne olmak istiyorsunuz?
Tanrı dedi ki:
Hayattaki denge, yolda yürüyen bir fil gibidir. Fil nasıl da iridir, adımları nasıl da kuvvetlidir. Bir yük de taşıyabilir o ama hızını kendisi belirler. Sağlam ve dengelidir bir fil.
Hayattaki dengesizlik ise daha ziyade huzursuz, yerinde duramayan bir maymun gibidir. Bir maymun hızlı hareket eder, yükseklere tırmanır, sıçrar, zıplar, sağa sola koşuşturup enerjisini boşa harcar ve nefes nefese kalmış gibi sesler çıkarır.
Bir fili ne sarsabilir? Bir filin korkuyla titremesine ne sebep olabilir? Öte yandan hoplayıp zıplayan bir maymunu da ne sakinleştirebilir? Bir fil, fil olarak doğmuştur; bir maymun da maymun olarak.
Siz de insan varlığı olarak doğmuş durumdasınız. Ne bir fil ne de bir maymunsunuz lakin arzu ettiğiniz nitelikleri kendinizde geliştirebilirsiniz. Seçeneklerinizin olduğu alan budur. Gökten bir şey düşer ve zıplayabilirsiniz. Gökten bir şey düşer ve onun ne olduğunu anlamak için yukarı bakabilirsiniz.
Bir fil küçük bir alana sığamaz. Maymun ise bunu yapabilir; saklanabilir o.
Fili maymuna yeğlediğim, onu daha çok beğendiğim gibi bir düşünceye kapılmayın lütfen. Her ikisini de keyifle, mutlulukla yarattım Ben. İkisinin de kendi avantajları vardır ve kendi idrak sınırları, erişim alanları. Sizinse canlarım alanınız sınırsızdır. Seçenekleriniz sınırsızdır. Yeryüzündeki dilediğiniz canlının niteliklerine sahip olabilir, bunlara öykünebilirsiniz. Bu niteliklerden hangilerini istersiniz. Hangi kabiliyetleri seçersiniz?
Serinkanlı ve vurdumduymaz bir fil olmak sınırlı bir metafordur sadece. Meselenin özü maymun ya da fil olmak arasında bir seçim yapmak zorunda olmadığınızdır. Dilediğiniz nitelikleri seçebilirsiniz. Sınırsızsınız. Bir köpek denli sadık, bir kedi kadar başına buyruk, bir fare kadar ürkek ve hareketli olabilirsiniz.
Tercihlerinizi kullanmak için tüm bir dünyaya sahipsiniz ve seçenekleriniz var. Her daim yaptığınız da budur zaten. Tercihler yaparsınız.
Bundan böyle arzu ettiğiniz tercihlerin peşinde olun. Sıkışıp kalmış bir durumda değilsiniz. Gezip dolaşacağınız pek çok alan var. Bugünün dahilinde ne olmak istiyorsanız onu olabilirsiniz, olmak istemediğiniz bir şeyi olmak zorunda değilsiniz. Neyi arzu ediyor, neye can atıyorsunuz?
Tarafımca yaratılmış olan tüm hayvanlara karşı büyük bir sevgi ve saygı besliyorum Ben. Hayvan varlıklarıma duyduğum hürmetle soruyorum size, bir tilkinin kurnazlığına mı sahip olmak istersiniz, bir geyiğin hızına mı yoksa bir keçinin çevikliğine mi? En çok hangi özelliği istiyorsunuz? Benim üzerinde durduğum nokta bu. Hangi özellikleri istiyorsunuz ve sizi bunlara sahip olmaktan ne alıkoyuyor?
Bir aslan güneşli, hoş bir günde çayırlara uzanıp aslan olmanın memnuniyetini yaşayabilir, bundan hoşnutluk duyabilir.
Sizse güneşli bir günde şaşaalı, muhteşem ipeklerin üzerine uzanıp memnun olmayabilirsiniz. Bu durumda, çimenlerin üzerindeki hoşnut aslan mı olmak isterdiniz yoksa ipeklerin üzerindeki hoşnutsuz kendiniz mi?
Aralarından tercih yapacağınız on kapı olsaydı önünüzde, bunların üzerinde ne yazmasını isterdiniz? Üzerlerinin boş olmasını istemezsiniz değil mi? Tahminlerde bulunmak istemezsiniz. Aralarından seçim yapabilmeyi istersiniz, böylelikle o kapıları siz isimlendirir ve bulmak istediğiniz şeyleri bulma arzusuyla açarsınız onları. Dolayısıyla kendinizi kendinize açarsınız. Bir define sandığı olursunuz ve ne olmayı arzu ediyorsanız kendinizi de onunla doldurmanız gerekir. Bunu şansa bırakmanız gerekmez.
Belki de mevcut niteliklerinizi şansa bırakmıştınız. Belki talihli belki de talihsizdiniz. Bundan böyle seçim yapmanızı söylüyorum size. Nasıl tanınmak istiyorsunuz? İnsanlar sizi nasıl bilsin istiyorsunuz? Dünyaya neyi miras bırakmak istiyorsunuz? Dünyada en çok ne olmak istiyorsunuz? Onu olun.
Çeviren: Engin Zeyno Vural
http://www.heavenletters.org/
Hayattaki denge, yolda yürüyen bir fil gibidir. Fil nasıl da iridir, adımları nasıl da kuvvetlidir. Bir yük de taşıyabilir o ama hızını kendisi belirler. Sağlam ve dengelidir bir fil.
Hayattaki dengesizlik ise daha ziyade huzursuz, yerinde duramayan bir maymun gibidir. Bir maymun hızlı hareket eder, yükseklere tırmanır, sıçrar, zıplar, sağa sola koşuşturup enerjisini boşa harcar ve nefes nefese kalmış gibi sesler çıkarır.
Bir fili ne sarsabilir? Bir filin korkuyla titremesine ne sebep olabilir? Öte yandan hoplayıp zıplayan bir maymunu da ne sakinleştirebilir? Bir fil, fil olarak doğmuştur; bir maymun da maymun olarak.
Siz de insan varlığı olarak doğmuş durumdasınız. Ne bir fil ne de bir maymunsunuz lakin arzu ettiğiniz nitelikleri kendinizde geliştirebilirsiniz. Seçeneklerinizin olduğu alan budur. Gökten bir şey düşer ve zıplayabilirsiniz. Gökten bir şey düşer ve onun ne olduğunu anlamak için yukarı bakabilirsiniz.
Bir fil küçük bir alana sığamaz. Maymun ise bunu yapabilir; saklanabilir o.
Fili maymuna yeğlediğim, onu daha çok beğendiğim gibi bir düşünceye kapılmayın lütfen. Her ikisini de keyifle, mutlulukla yarattım Ben. İkisinin de kendi avantajları vardır ve kendi idrak sınırları, erişim alanları. Sizinse canlarım alanınız sınırsızdır. Seçenekleriniz sınırsızdır. Yeryüzündeki dilediğiniz canlının niteliklerine sahip olabilir, bunlara öykünebilirsiniz. Bu niteliklerden hangilerini istersiniz. Hangi kabiliyetleri seçersiniz?
Serinkanlı ve vurdumduymaz bir fil olmak sınırlı bir metafordur sadece. Meselenin özü maymun ya da fil olmak arasında bir seçim yapmak zorunda olmadığınızdır. Dilediğiniz nitelikleri seçebilirsiniz. Sınırsızsınız. Bir köpek denli sadık, bir kedi kadar başına buyruk, bir fare kadar ürkek ve hareketli olabilirsiniz.
Tercihlerinizi kullanmak için tüm bir dünyaya sahipsiniz ve seçenekleriniz var. Her daim yaptığınız da budur zaten. Tercihler yaparsınız.
Bundan böyle arzu ettiğiniz tercihlerin peşinde olun. Sıkışıp kalmış bir durumda değilsiniz. Gezip dolaşacağınız pek çok alan var. Bugünün dahilinde ne olmak istiyorsanız onu olabilirsiniz, olmak istemediğiniz bir şeyi olmak zorunda değilsiniz. Neyi arzu ediyor, neye can atıyorsunuz?
Tarafımca yaratılmış olan tüm hayvanlara karşı büyük bir sevgi ve saygı besliyorum Ben. Hayvan varlıklarıma duyduğum hürmetle soruyorum size, bir tilkinin kurnazlığına mı sahip olmak istersiniz, bir geyiğin hızına mı yoksa bir keçinin çevikliğine mi? En çok hangi özelliği istiyorsunuz? Benim üzerinde durduğum nokta bu. Hangi özellikleri istiyorsunuz ve sizi bunlara sahip olmaktan ne alıkoyuyor?
Bir aslan güneşli, hoş bir günde çayırlara uzanıp aslan olmanın memnuniyetini yaşayabilir, bundan hoşnutluk duyabilir.
Sizse güneşli bir günde şaşaalı, muhteşem ipeklerin üzerine uzanıp memnun olmayabilirsiniz. Bu durumda, çimenlerin üzerindeki hoşnut aslan mı olmak isterdiniz yoksa ipeklerin üzerindeki hoşnutsuz kendiniz mi?
Aralarından tercih yapacağınız on kapı olsaydı önünüzde, bunların üzerinde ne yazmasını isterdiniz? Üzerlerinin boş olmasını istemezsiniz değil mi? Tahminlerde bulunmak istemezsiniz. Aralarından seçim yapabilmeyi istersiniz, böylelikle o kapıları siz isimlendirir ve bulmak istediğiniz şeyleri bulma arzusuyla açarsınız onları. Dolayısıyla kendinizi kendinize açarsınız. Bir define sandığı olursunuz ve ne olmayı arzu ediyorsanız kendinizi de onunla doldurmanız gerekir. Bunu şansa bırakmanız gerekmez.
Belki de mevcut niteliklerinizi şansa bırakmıştınız. Belki talihli belki de talihsizdiniz. Bundan böyle seçim yapmanızı söylüyorum size. Nasıl tanınmak istiyorsunuz? İnsanlar sizi nasıl bilsin istiyorsunuz? Dünyaya neyi miras bırakmak istiyorsunuz? Dünyada en çok ne olmak istiyorsunuz? Onu olun.
Çeviren: Engin Zeyno Vural
http://www.heavenletters.org/
Maya Takvimi ve Bilincin Evrimi: Sevginin 4 basamağı ve tasavvufun 4 kapısı
Maya Takvimi ve Bilincin Evrimi: Sevginin 4 basamağı ve tasavvufun 4 kapısı: "Yunus ne güzel söylemiş “ilim kendini bilmektir, sen kendini bilmezsen bu nice okumatır” diye. Mayaların ve Maya takviminin bugün bize söyle..."
3 Ekim 2010 Pazar
Kendinize Rastlamak
Tanri dedi ki:
Birisiyle karsilastiginizda kendinizle karsilasirsiniz aslinda.Benliginiz, size kendisini takdim eder. Karsinizda duran kisi sizin bir suretinizdir. O kisiyi karsiniza cikaran bir peri vardir icinizde. Pek cok formlarda belirirsiniz kendi onunuzde; lakin bunlarin hepsi sizin kendi yansimalarinizdir. Bu yansimalar hakkinda ne hissederseniz hissedin sizin bir yaninizi ortaya koyar onlar. Bu size uzak gorundugu denli urkunc de gelir.
Korkunc canavarlari kendi kendinize davet ettiginize inanamazsiniz. Guzelligi ve guzel ruhlari da kendinizin davet ettigine inanamazsiniz. Herhalukarda sizin bir yonunuz, sizin bazi dusunceleriniz, onunuzde ortaya cikmaktadir. Karsilasan kisi de, bu sekilde ortaya cikan kisi de bunu bilmeyebilir. Ancak, burada gorunmez bir isbirligi vardir.
Birgun karsiniza perisan bir dilenci cikabilir, ya da varlikli bir isadami, aglayan bir cocuk, acelesi olan bir insan, bir adam ya da bir kadin, yasli veya genc; bunlarin hepsi sizsiniz. Mumkun olan her nevi kombinasyon sizsiniz. Zaten sizin kendiniz olduklari icin bu kisiliklerin hepsini gayet iyi tanirsiniz. Sizden bir parcadir onlar, sizin bir yaninizdir. Onlarin
hepsi sizsiniz.
Tum bunlara yoldaki sarhos bir adami da ilave edebiliriz, ona karsi ya bir empati besler ya da onu suclarsiniz; zira icinizdeki bir seylerin tezahurudur o adam. Polisleri ve hirsizlari gorursunuz cunku siz hem yakalayan, hem de yakalanansiniz. Hem iyi cocuk, hem de kotu cocuksunuz. Bilinen her nevi kiliga girmistiniz. Buna ragmen kendinizi kandiramazsiniz. Onunuzde duran yabancilar degildir bunlar. Onlari teshis etmek istemeyebilirsiniz. Lakin herhalukarda onlarin herbiri sizsiniz.
Bir konsere gittiginizde hayatinizda yarattiginiz harikulade bir muzige taniklik edersiniz. Bir futbol macina gittiginizde oyuncularin hepsi sizsinizdir aslinda; ev sahibi takim ya da konuk takim, kaybeden ya da kazanan, faul yapan ya da faul yapilan. Karakterleri belirler ve rol dagilimini yaparsiniz. Hem yonetmen hem de yapimcisinizdir. Hain kisi ve de meleksinizdir. Tum rolleri oynarsiniz. Hainlerin ve meleklerin ne oldugunu bilirsiniz.
Onlarin adimlariyla yurumektesiniz.
Karsinizda tezahur eden herkes sizin konugunuzdur. Onlari davet etmis oldugunuzu hatirlamayabilirsiniz, fakat onlarin varligini inkar da edemezsiniz.
Belki de davetiyetinizi cok uzun zaman once yazmistiniz ve onlara bugun ulasmisti o.
Belki de istemediginiz bir sey icin uzun uzun dusunmus ve onu kendinize cagirmistiniz.
Bu, bir haketme meselesi degildir. Suclama ya da pisman olma meselesi degildir bu; lakin bir mesuliyet halidir. Hayal mahsulu ortaya cikan bir hata da yapilmis olsa, ornegin bir kisiligin yanlis tasavvur edilmesi gibi, farketmez. Artik sorumluluk sizdedir. Peronda duran sizsiniz. Hangi trene bineceginiz size baglidir. Binebilir ve tekrar inebilirsiniz. Iteklenip sikistirilabilirsiniz. Orada olan sizsiniz. Oraya nasil gitmis oldugunuz, cozumleyeceginiz bir mesele degildir. Oraya gitmissinizdir.
Kainatin reaktoru ve dinamosusunuz.
Onun ekseni ve merkezisiniz.
Surecin kendisisiniz ve sureci isleyensiniz ve de neticesiniz.
Nesne ve oznesiniz. Gecisli ve gecissiz fiilerin kendisisiniz. Ozel isimlersiniz, cins isimlerisiniz.
Bunun iyi tarafi, istediginiz hersey olabileceginiz ve istediginiz herkesle bir arada olabileceginizdir.
Mevcut dunya sizin yaratinizdir.
Ceviren: Engin Zeyno Vural
Copyright 1999-2007 Heavenletters http://www.heavenletters.org/
Birisiyle karsilastiginizda kendinizle karsilasirsiniz aslinda.Benliginiz, size kendisini takdim eder. Karsinizda duran kisi sizin bir suretinizdir. O kisiyi karsiniza cikaran bir peri vardir icinizde. Pek cok formlarda belirirsiniz kendi onunuzde; lakin bunlarin hepsi sizin kendi yansimalarinizdir. Bu yansimalar hakkinda ne hissederseniz hissedin sizin bir yaninizi ortaya koyar onlar. Bu size uzak gorundugu denli urkunc de gelir.
Korkunc canavarlari kendi kendinize davet ettiginize inanamazsiniz. Guzelligi ve guzel ruhlari da kendinizin davet ettigine inanamazsiniz. Herhalukarda sizin bir yonunuz, sizin bazi dusunceleriniz, onunuzde ortaya cikmaktadir. Karsilasan kisi de, bu sekilde ortaya cikan kisi de bunu bilmeyebilir. Ancak, burada gorunmez bir isbirligi vardir.
Birgun karsiniza perisan bir dilenci cikabilir, ya da varlikli bir isadami, aglayan bir cocuk, acelesi olan bir insan, bir adam ya da bir kadin, yasli veya genc; bunlarin hepsi sizsiniz. Mumkun olan her nevi kombinasyon sizsiniz. Zaten sizin kendiniz olduklari icin bu kisiliklerin hepsini gayet iyi tanirsiniz. Sizden bir parcadir onlar, sizin bir yaninizdir. Onlarin
hepsi sizsiniz.
Tum bunlara yoldaki sarhos bir adami da ilave edebiliriz, ona karsi ya bir empati besler ya da onu suclarsiniz; zira icinizdeki bir seylerin tezahurudur o adam. Polisleri ve hirsizlari gorursunuz cunku siz hem yakalayan, hem de yakalanansiniz. Hem iyi cocuk, hem de kotu cocuksunuz. Bilinen her nevi kiliga girmistiniz. Buna ragmen kendinizi kandiramazsiniz. Onunuzde duran yabancilar degildir bunlar. Onlari teshis etmek istemeyebilirsiniz. Lakin herhalukarda onlarin herbiri sizsiniz.
Bir konsere gittiginizde hayatinizda yarattiginiz harikulade bir muzige taniklik edersiniz. Bir futbol macina gittiginizde oyuncularin hepsi sizsinizdir aslinda; ev sahibi takim ya da konuk takim, kaybeden ya da kazanan, faul yapan ya da faul yapilan. Karakterleri belirler ve rol dagilimini yaparsiniz. Hem yonetmen hem de yapimcisinizdir. Hain kisi ve de meleksinizdir. Tum rolleri oynarsiniz. Hainlerin ve meleklerin ne oldugunu bilirsiniz.
Onlarin adimlariyla yurumektesiniz.
Karsinizda tezahur eden herkes sizin konugunuzdur. Onlari davet etmis oldugunuzu hatirlamayabilirsiniz, fakat onlarin varligini inkar da edemezsiniz.
Belki de davetiyetinizi cok uzun zaman once yazmistiniz ve onlara bugun ulasmisti o.
Belki de istemediginiz bir sey icin uzun uzun dusunmus ve onu kendinize cagirmistiniz.
Bu, bir haketme meselesi degildir. Suclama ya da pisman olma meselesi degildir bu; lakin bir mesuliyet halidir. Hayal mahsulu ortaya cikan bir hata da yapilmis olsa, ornegin bir kisiligin yanlis tasavvur edilmesi gibi, farketmez. Artik sorumluluk sizdedir. Peronda duran sizsiniz. Hangi trene bineceginiz size baglidir. Binebilir ve tekrar inebilirsiniz. Iteklenip sikistirilabilirsiniz. Orada olan sizsiniz. Oraya nasil gitmis oldugunuz, cozumleyeceginiz bir mesele degildir. Oraya gitmissinizdir.
Kainatin reaktoru ve dinamosusunuz.
Onun ekseni ve merkezisiniz.
Surecin kendisisiniz ve sureci isleyensiniz ve de neticesiniz.
Nesne ve oznesiniz. Gecisli ve gecissiz fiilerin kendisisiniz. Ozel isimlersiniz, cins isimlerisiniz.
Bunun iyi tarafi, istediginiz hersey olabileceginiz ve istediginiz herkesle bir arada olabileceginizdir.
Mevcut dunya sizin yaratinizdir.
Ceviren: Engin Zeyno Vural
Copyright 1999-2007 Heavenletters http://www.heavenletters.org/
29 Eylül 2010 Çarşamba
Kendine Doğru'dan...
Kendi kutsiyetinin farkında mısın?
Dışarıda "daha yukarıya" konumlandırdığın, "daha kutsal" diye kabul ettiğin herşey, senin kendi kutsiyetini yadsımanın veya içine alamayışının bir yansımasıdır.
Kendini küçülttükçe, dışarıda birşeyler büyümeye başlar. Ve sen küçüldükçe büyüyen o "kutsal" şeylerin altında ezilmeye başlar...sın.
kutsal mekanlarda,
kutsal kişilerde,
kutsal yazıtlarda,
kutsal öğretilerde ararsın kendini.
Haddinden fazla kutsallaşmışlarsa eğer...Bir kimlik, kurumsal bir yapı oluşur ve... "Tek yol biziz, gerçek yol biziz, bize itaat et, bize teslim ol" derler sana. Ve bunu, hakikatin bilgisini kendi niyetleri doğrultusunda ustaca manipüle ederek yaparlar.
Seni BEN'in den alırlar. Çünkü kendini veren sensindir.
Çıkış noktasında, asıl kutsiyetin nitelikleri olan saflık, yalınlık ve sevgi ile donanmış olanları ise; "Bizler senin kendinde sahip çıkmadığın tarafının yansımasıyız", "Dön ve içine bak", "kendine dair neyi geride bıraktığını gör" derler.
Seni BEN'i ne yönlendirirler. Çünkü kendine yol almaktasındır.
Hepsi "senden dolayı" vardırlar sevgili dost.
Aşık Veysel´in dediği gibi:
Bendeki bu aşk olmasa, sendeki güzellik neye yarar.
Bu ifadeyi konuya uygun şekliyle modifiye edersek;
Sendeki "gören" bilinçtir, herşeye anlam ve değer katan, O'nu var eden. Gören yoksa...hiçbir şey mevcut değildir aslında.
O'nun senin gözlerinle baktığını, senin gözlerinle kendini "bildiğini". Yansımasını sende bedenlediğini bilirsen eğer...
Yansıyan ve yansıtan BİR olur.
Kendi kutsiyetine sahip çıkarsan O'na sahip çıkmış olursun...
O zaman;
Algıladığın herşeyde sadece O'nu görürsün.
Eşref-i Mahluk ne demekmiş bilirsin.
Biryerden başlamak mı istiyorsun?
Ara sokakları es geç....
kendinden başla,
kendine varmak üzere.
-Kendinedoğru
Dışarıda "daha yukarıya" konumlandırdığın, "daha kutsal" diye kabul ettiğin herşey, senin kendi kutsiyetini yadsımanın veya içine alamayışının bir yansımasıdır.
Kendini küçülttükçe, dışarıda birşeyler büyümeye başlar. Ve sen küçüldükçe büyüyen o "kutsal" şeylerin altında ezilmeye başlar...sın.
kutsal mekanlarda,
kutsal kişilerde,
kutsal yazıtlarda,
kutsal öğretilerde ararsın kendini.
Haddinden fazla kutsallaşmışlarsa eğer...Bir kimlik, kurumsal bir yapı oluşur ve... "Tek yol biziz, gerçek yol biziz, bize itaat et, bize teslim ol" derler sana. Ve bunu, hakikatin bilgisini kendi niyetleri doğrultusunda ustaca manipüle ederek yaparlar.
Seni BEN'in den alırlar. Çünkü kendini veren sensindir.
Çıkış noktasında, asıl kutsiyetin nitelikleri olan saflık, yalınlık ve sevgi ile donanmış olanları ise; "Bizler senin kendinde sahip çıkmadığın tarafının yansımasıyız", "Dön ve içine bak", "kendine dair neyi geride bıraktığını gör" derler.
Seni BEN'i ne yönlendirirler. Çünkü kendine yol almaktasındır.
Hepsi "senden dolayı" vardırlar sevgili dost.
Aşık Veysel´in dediği gibi:
Bendeki bu aşk olmasa, sendeki güzellik neye yarar.
Bu ifadeyi konuya uygun şekliyle modifiye edersek;
Sendeki "gören" bilinçtir, herşeye anlam ve değer katan, O'nu var eden. Gören yoksa...hiçbir şey mevcut değildir aslında.
O'nun senin gözlerinle baktığını, senin gözlerinle kendini "bildiğini". Yansımasını sende bedenlediğini bilirsen eğer...
Yansıyan ve yansıtan BİR olur.
Kendi kutsiyetine sahip çıkarsan O'na sahip çıkmış olursun...
O zaman;
Algıladığın herşeyde sadece O'nu görürsün.
Eşref-i Mahluk ne demekmiş bilirsin.
Biryerden başlamak mı istiyorsun?
Ara sokakları es geç....
kendinden başla,
kendine varmak üzere.
-Kendinedoğru
...
I dreamt I was sleeping of times as they were
I dreamt I was sleeping with laughter and tear
I dreamt I was sleeping of all I could be
I dreamt I was sleeping across the great See
‘Wake up, wake up’ I heard from within
Wake up, wake up so life can begin
Wake up, wake up, to sleep is a lie
Wake up, wake up, for the God, it is I
I dreamt I was sleeping with laughter and tear
I dreamt I was sleeping of all I could be
I dreamt I was sleeping across the great See
‘Wake up, wake up’ I heard from within
Wake up, wake up so life can begin
Wake up, wake up, to sleep is a lie
Wake up, wake up, for the God, it is I
24 Eylül 2010 Cuma
Bireysellik Bir İllüzyon Mudur? Büyük Sır Bu Mu? - Petek Kitamura'dan
En başlarda hiçbir şey yoktu. Evrenler, galaksiler, güneş, dünya, ay, insanlar, hayvanlar, bitkiler, hiçbir şey yoktu. Şimdi bildiğimiz, gördüğümüz, hissettiğimiz, herşey, bu hiçbir şeyden meydana geldi. Herşey, hiçlik denen boşluktan, madde, enerji, evren, insan, zaman, bilinç ve kuantumu, ortaya çıktı. Bilinci olmayan birşey, beyin gibi maddesel bir şeyi ve deneyim gibi maddesel olamayan bir şeyi meydana getirdi. Sayılamayacak kadar çok miktarda, küçük kütleli enerji ve ışık, fotonlar ve elektronlar, onlar kuantum mekaniğine göre hiç varolmayan, hayali, üç boyutlu katı dünyayı oluşturdular.
Bir atom parçacığı yanlızca belirli bir yerde varmış gibi gözükür. Ama bilinçli bir gözlemci ölçümlerle, atomum her yerde olduğunu görebilirir. Aslında ölçüm veya gözlem, evreni anlamak için bir anahtar görevi görürler. Yanlızca bilinçli varlıklar gözlemci olabilir, öyleyse biz realiteye çok sıkı bağlarla bağlıyız. Sayamayacağımız kadar çok sayıda küçük kütleli enerji, ışık, fotonlar ve elektronlar, kuantum mekaniğine göre, hiç var olmayan hayali 3 boyutlu dünyamızı meydana getiriyorlar. Ne zaman parçacıklara bakmaya çalışırsak, belirli bir düzeyin ötesinden, gözlem yerinin değişimi onların hareketlerini de değiştirir. Buna ilaveten kendi başına olan parçacıklara daha dikkatli bakıldığında, elektron diye birşeyin olmadığının farkına varırsınız. Bir elektron veya herhangi bir temel parçacık diğer şeylerle ilişki halinde olduğunda var olur. Diğer parçacıklar ve evrenin tümünde olduğu gibi. Maddenin oluşumuna baktığımızda, yaşadığımız dünyada bildiğimiz herşeyin yok olduğunu görürüz, mekan, zaman, objeler yok olur, yanlızca onların arasındaki ilişkiler vardır. Katı madde olarak kabul ettiklerimize, dikkatlice baktığımızda, katılıklarının azaldığını, daha belirgin görünmeye başladıklarını anlarız.
Bildiğimiz realiteler beynimizin ürettikleridir. Beyin her dakika milyonlarca sinyal alır, ve biz onları kendi dışımıza yansıyan, gerçek olarak isimlendirdiğimiz, halogramlar haline getiririz. Beynin korteksi de bir hologram kabul edilebilir ve 2 boyutlu hologramlar 3 boyutlu görüntüyü oluşturuyorsa, buradan devamla 3 boyutlu hologramlarda 4 boyutlu şekilde ortaya çıkacaktır. Hologram bir mecazdır. Bu bir hayalden başka bir hayale nasıl geçiş yapıldığına ilişkin, çelişkiler için bulduğumuz bir yöntemdir. Realiteyi tanımlamak için kullandığımız kelimeler, kavramsal fikirler, kafamızın içindeki fenomenlerdir, gerçekte orada değillerdir. Şimdiki görüntümüz, bizim rezidüel kişi imajı olarak adlandırdığımızdır, digital kişiliğimizin zihinsel projeksiyonudur.
Fizizksel bedenimiz dediğimiz organik varlığımız, bu dünyadaki yaşamını 5 duyu ile yönetir. Görme, duyma, koklama, tat alma, dokunma duyularımızın tamamı, birbirlerine benzer bir işleyişe sahiptirler. Dışarıda var olduğunu düşündüğümüz nesnelere ait, ses, koku, tat, görüntü, sertlik gibi özellikler, sinirlerimiz vasıtasıyla beyindeki duyu merkezlerine aktarılırlar. Beyne ulaşan bu etkilerin tamamı, elektrik sinyallerinden ibarettir. Biz insanlara doğumumuzla beraber, 5 duyumuzla algılayabildiğimiz şeylerin var oldukları, gözle görülmeyen şeylerin, gerçek olmadığı öğretilmiştir. Yaşamımızdaki herşey tamamen beş duyumuzun bize sunduğu algılardır. Bilimin de gösterdiği gibi, dışarıdaki nesnelerin kesin olarak var olduklarını ispatlamak mümkün değildir, bilim bize içinde yaşadığınız dünyanın, aslında beynimizde algılanan, bir hisler bütünü olduğunu ispatlayabilir. Yani beynimizde algıladığımız hislerin, kafamızın dışında bir varlığı olduğunu düşünmek için, bilimsel hiçbir delilimiz yoktur. Gerçek sadece beynimiz tarafından yorumlanan elektriksel sinyallerdir. Beynimiz bilgiyi alır ve ona şekil verir. Resmin orada olmasından ziyade beynin onu resim olarak yorumlamasıdır. Görme sırasında, şimdi okuduğunuz bu kitap sayfasından yansıyan ışık demetleri (fotonlar) gözün arka tarafındaki retinaya ulaşır ve burada bir dizi işlem sonucunda, gözünüzün retina hücreleri tarafından, elektrik sinyallerine çevrilirler. Gözdeki optik sinirler ile iletilen bu sinyaller, sayfanın tüm özellikleri hakkındaki bilgileri, beynin görme merkezine taşırlar. Burada yorumlanan sinyaller, anlamlı bir bütün haline getirilir, böylece sayfanın görüntüsü beynin içinde yeniden inşa edilir. Beyin bunu saniyenin 10 da 1 i gibi bir zaman içinde toparlar ve bir araya getirir, ve bu şudur diye size algılatır. Bu sinyaller, sinirler vasıtasıyla beynin görme merkezine iletilir. Ve biz de, birkaç santimetreküplük görme merkezinde eni, boyu, derinliği olan bir dünya algılarız. Göz sadece kendisine gelen ışığı, elektrik sinyaline çevirmekle görevlidir.
Zihninizde oluşan bu görüntünün gerçekleri yansıtıp yansıtmadığından veya maddesel bir karşılığı olup olmadığını bilemezsiniz. Dünyayı bir ışık demeti olarak algılıyoruz, bu yüzden de bu algılara bakarak maddeyi mutlak gerçek zannetmek büyük bir yanılgıdır. Beynimizin dışında renkler yoktur, ışık da yoktur. Sadece elektromanyetik dalgalar veya parçacıklar şeklinde hareket eden bir enerji vardır. Aynı şekilde sayfayı tutuğunuzda el derisindeki sinirler uyarıldığından, bu uyarılar elektriksel sinyaller halinde beyne gönderilirler. Beyindeki dokunma merkezine ulaşan bu mesajlar sertlik, yumuşaklık, sıcaklık, soğukluk gibi hisler olarak algılanır. Aynı durum diğer duyular için de geçerlidir. Ses havada basınç dalgaları oluşturur. Bu dalgalar iç kulakta bulunan tüycükleri uyarır, ve bu titreşimler elektriksel uyarılar şeklinde beyninizin ilgili merkezine gönderilir. Bu sinyallerin beyinde yorumlanması neticesinde ses duyduğunuz hissini yaşarsınız. Beynimizin dışındaki dünyada sadece titreşimler vardır. Bu titreşimler ise yalnızca kulaklarımız ve beynimiz tarafından sese dönüştürülür. Yani, işitecek bir kulak ve beyin olmadığı sürece, ses de yoktur. Koku algısı da aynı şekilde beyinde oluşur. Bir maddeden yayılan kimyasal moleküller, burundaki koku algılayıcılarını uyarır ve burun tarafından elektrik sinyali olarak, yorumlanmak üzere beyne iletilirler. Bizler sonsuz gerçeklik içinde, kendi gerçeğimizi yaratıyoruz ve, çoğumuz bunun farkında bile değiliz.
2 atom altı parçacığı aldığımızda, örneğin 2 elektron, bir tanesine yaptığınız etki ne kadar uzakta olursa olsun, diğerini de etkiler. Madde için bir araya geldikden sonra, ayrılsalar bile enerjileri orada olup, onları bağlamaktadır.Zamanda yeteri kadar geri gidersek, genişleyen evrendeki bütün parçacıklar ve maddeler, bir leblebi büyüklüğü kadar olan tek bir parçacığın içinde idi, bilimin bugün bize söylediği ve iddia ettiği budur. Bugün tüm evreni tek bir leblebi tanesi büyüklüğüne getirebilseydiniz, hepimizin tüm evreni yaratan, aynı parçacığın parçaları olduğumuzu anlardınız. O parçacıklar şimdi ayrı olsa ve genişleseler bile, gerçek budur ve, biz hepimiz enerji olarak hala birbirimize bağlıyız.
Öyleyse, bir atom ve onun elektronu, evren içi evren objelerdir. Bu da demektir ki, kuantum teorisi tarafından açıklanan parelel evren gerçeği, her büyüklükteki objeyi insanlara, yıldızlara, galaksilere, herşeye ve bu sadece paralel elektronlar teorisi değil de Paralel Evren Teorisi olarak isimlendirdiğimizin açıklamasıdır. Çünkü sonuçta bizler de atomlardan meydana geldik. Ve aynı teori atomların farklı evrenlerde, birden fazla yerde varolduğunu söylerken, bizlerin de bir zihin halinden birden fazla yerde, ve bunun gibi farklı evrenlerde olduğumuzu söylemektedir.
Bu şu manaya gelmektedir elektronlar arasında ayrılık olmadığı gibi İnsanlar arasında da ayrılık yoktur. Herşey birbiri ile bağlantılıdır. En büyük sır bireyselliğin bir illüzyon olduğudur. İllüzyon zihinlerimizin nasıl algıladığıdır. herkesin illizyonu kendi zihninden gelir. Tüm maddeler, belli titreşimlere sıkıştırılmış enerjilerdir, hepimiz kendini öznesel olarak deneyimleyen tek bir bilinciz, ölüm yok, çünkü hayat yanlızca bir rüya ve biz kendimizin hayaliyiz. İllüzyonun kaynağını dışarılarda aramak yanlızca zaman kaybıdır çünkü sizin illüzyonunuz yanlızca sizin içinizdedir, sizin zihninizin içindedir. Sonsuzluk ise zihnimizin ve varlığımızın sınırıdır.
Kalın sağlıcakla,ışıklı günler hepinize... Petek Kitamura
Bir atom parçacığı yanlızca belirli bir yerde varmış gibi gözükür. Ama bilinçli bir gözlemci ölçümlerle, atomum her yerde olduğunu görebilirir. Aslında ölçüm veya gözlem, evreni anlamak için bir anahtar görevi görürler. Yanlızca bilinçli varlıklar gözlemci olabilir, öyleyse biz realiteye çok sıkı bağlarla bağlıyız. Sayamayacağımız kadar çok sayıda küçük kütleli enerji, ışık, fotonlar ve elektronlar, kuantum mekaniğine göre, hiç var olmayan hayali 3 boyutlu dünyamızı meydana getiriyorlar. Ne zaman parçacıklara bakmaya çalışırsak, belirli bir düzeyin ötesinden, gözlem yerinin değişimi onların hareketlerini de değiştirir. Buna ilaveten kendi başına olan parçacıklara daha dikkatli bakıldığında, elektron diye birşeyin olmadığının farkına varırsınız. Bir elektron veya herhangi bir temel parçacık diğer şeylerle ilişki halinde olduğunda var olur. Diğer parçacıklar ve evrenin tümünde olduğu gibi. Maddenin oluşumuna baktığımızda, yaşadığımız dünyada bildiğimiz herşeyin yok olduğunu görürüz, mekan, zaman, objeler yok olur, yanlızca onların arasındaki ilişkiler vardır. Katı madde olarak kabul ettiklerimize, dikkatlice baktığımızda, katılıklarının azaldığını, daha belirgin görünmeye başladıklarını anlarız.
Bildiğimiz realiteler beynimizin ürettikleridir. Beyin her dakika milyonlarca sinyal alır, ve biz onları kendi dışımıza yansıyan, gerçek olarak isimlendirdiğimiz, halogramlar haline getiririz. Beynin korteksi de bir hologram kabul edilebilir ve 2 boyutlu hologramlar 3 boyutlu görüntüyü oluşturuyorsa, buradan devamla 3 boyutlu hologramlarda 4 boyutlu şekilde ortaya çıkacaktır. Hologram bir mecazdır. Bu bir hayalden başka bir hayale nasıl geçiş yapıldığına ilişkin, çelişkiler için bulduğumuz bir yöntemdir. Realiteyi tanımlamak için kullandığımız kelimeler, kavramsal fikirler, kafamızın içindeki fenomenlerdir, gerçekte orada değillerdir. Şimdiki görüntümüz, bizim rezidüel kişi imajı olarak adlandırdığımızdır, digital kişiliğimizin zihinsel projeksiyonudur.
Fizizksel bedenimiz dediğimiz organik varlığımız, bu dünyadaki yaşamını 5 duyu ile yönetir. Görme, duyma, koklama, tat alma, dokunma duyularımızın tamamı, birbirlerine benzer bir işleyişe sahiptirler. Dışarıda var olduğunu düşündüğümüz nesnelere ait, ses, koku, tat, görüntü, sertlik gibi özellikler, sinirlerimiz vasıtasıyla beyindeki duyu merkezlerine aktarılırlar. Beyne ulaşan bu etkilerin tamamı, elektrik sinyallerinden ibarettir. Biz insanlara doğumumuzla beraber, 5 duyumuzla algılayabildiğimiz şeylerin var oldukları, gözle görülmeyen şeylerin, gerçek olmadığı öğretilmiştir. Yaşamımızdaki herşey tamamen beş duyumuzun bize sunduğu algılardır. Bilimin de gösterdiği gibi, dışarıdaki nesnelerin kesin olarak var olduklarını ispatlamak mümkün değildir, bilim bize içinde yaşadığınız dünyanın, aslında beynimizde algılanan, bir hisler bütünü olduğunu ispatlayabilir. Yani beynimizde algıladığımız hislerin, kafamızın dışında bir varlığı olduğunu düşünmek için, bilimsel hiçbir delilimiz yoktur. Gerçek sadece beynimiz tarafından yorumlanan elektriksel sinyallerdir. Beynimiz bilgiyi alır ve ona şekil verir. Resmin orada olmasından ziyade beynin onu resim olarak yorumlamasıdır. Görme sırasında, şimdi okuduğunuz bu kitap sayfasından yansıyan ışık demetleri (fotonlar) gözün arka tarafındaki retinaya ulaşır ve burada bir dizi işlem sonucunda, gözünüzün retina hücreleri tarafından, elektrik sinyallerine çevrilirler. Gözdeki optik sinirler ile iletilen bu sinyaller, sayfanın tüm özellikleri hakkındaki bilgileri, beynin görme merkezine taşırlar. Burada yorumlanan sinyaller, anlamlı bir bütün haline getirilir, böylece sayfanın görüntüsü beynin içinde yeniden inşa edilir. Beyin bunu saniyenin 10 da 1 i gibi bir zaman içinde toparlar ve bir araya getirir, ve bu şudur diye size algılatır. Bu sinyaller, sinirler vasıtasıyla beynin görme merkezine iletilir. Ve biz de, birkaç santimetreküplük görme merkezinde eni, boyu, derinliği olan bir dünya algılarız. Göz sadece kendisine gelen ışığı, elektrik sinyaline çevirmekle görevlidir.
Zihninizde oluşan bu görüntünün gerçekleri yansıtıp yansıtmadığından veya maddesel bir karşılığı olup olmadığını bilemezsiniz. Dünyayı bir ışık demeti olarak algılıyoruz, bu yüzden de bu algılara bakarak maddeyi mutlak gerçek zannetmek büyük bir yanılgıdır. Beynimizin dışında renkler yoktur, ışık da yoktur. Sadece elektromanyetik dalgalar veya parçacıklar şeklinde hareket eden bir enerji vardır. Aynı şekilde sayfayı tutuğunuzda el derisindeki sinirler uyarıldığından, bu uyarılar elektriksel sinyaller halinde beyne gönderilirler. Beyindeki dokunma merkezine ulaşan bu mesajlar sertlik, yumuşaklık, sıcaklık, soğukluk gibi hisler olarak algılanır. Aynı durum diğer duyular için de geçerlidir. Ses havada basınç dalgaları oluşturur. Bu dalgalar iç kulakta bulunan tüycükleri uyarır, ve bu titreşimler elektriksel uyarılar şeklinde beyninizin ilgili merkezine gönderilir. Bu sinyallerin beyinde yorumlanması neticesinde ses duyduğunuz hissini yaşarsınız. Beynimizin dışındaki dünyada sadece titreşimler vardır. Bu titreşimler ise yalnızca kulaklarımız ve beynimiz tarafından sese dönüştürülür. Yani, işitecek bir kulak ve beyin olmadığı sürece, ses de yoktur. Koku algısı da aynı şekilde beyinde oluşur. Bir maddeden yayılan kimyasal moleküller, burundaki koku algılayıcılarını uyarır ve burun tarafından elektrik sinyali olarak, yorumlanmak üzere beyne iletilirler. Bizler sonsuz gerçeklik içinde, kendi gerçeğimizi yaratıyoruz ve, çoğumuz bunun farkında bile değiliz.
2 atom altı parçacığı aldığımızda, örneğin 2 elektron, bir tanesine yaptığınız etki ne kadar uzakta olursa olsun, diğerini de etkiler. Madde için bir araya geldikden sonra, ayrılsalar bile enerjileri orada olup, onları bağlamaktadır.Zamanda yeteri kadar geri gidersek, genişleyen evrendeki bütün parçacıklar ve maddeler, bir leblebi büyüklüğü kadar olan tek bir parçacığın içinde idi, bilimin bugün bize söylediği ve iddia ettiği budur. Bugün tüm evreni tek bir leblebi tanesi büyüklüğüne getirebilseydiniz, hepimizin tüm evreni yaratan, aynı parçacığın parçaları olduğumuzu anlardınız. O parçacıklar şimdi ayrı olsa ve genişleseler bile, gerçek budur ve, biz hepimiz enerji olarak hala birbirimize bağlıyız.
Öyleyse, bir atom ve onun elektronu, evren içi evren objelerdir. Bu da demektir ki, kuantum teorisi tarafından açıklanan parelel evren gerçeği, her büyüklükteki objeyi insanlara, yıldızlara, galaksilere, herşeye ve bu sadece paralel elektronlar teorisi değil de Paralel Evren Teorisi olarak isimlendirdiğimizin açıklamasıdır. Çünkü sonuçta bizler de atomlardan meydana geldik. Ve aynı teori atomların farklı evrenlerde, birden fazla yerde varolduğunu söylerken, bizlerin de bir zihin halinden birden fazla yerde, ve bunun gibi farklı evrenlerde olduğumuzu söylemektedir.
Bu şu manaya gelmektedir elektronlar arasında ayrılık olmadığı gibi İnsanlar arasında da ayrılık yoktur. Herşey birbiri ile bağlantılıdır. En büyük sır bireyselliğin bir illüzyon olduğudur. İllüzyon zihinlerimizin nasıl algıladığıdır. herkesin illizyonu kendi zihninden gelir. Tüm maddeler, belli titreşimlere sıkıştırılmış enerjilerdir, hepimiz kendini öznesel olarak deneyimleyen tek bir bilinciz, ölüm yok, çünkü hayat yanlızca bir rüya ve biz kendimizin hayaliyiz. İllüzyonun kaynağını dışarılarda aramak yanlızca zaman kaybıdır çünkü sizin illüzyonunuz yanlızca sizin içinizdedir, sizin zihninizin içindedir. Sonsuzluk ise zihnimizin ve varlığımızın sınırıdır.
Kalın sağlıcakla,ışıklı günler hepinize... Petek Kitamura
18 Eylül 2010 Cumartesi
Gözler Kalbin Aynasıdır...
Benim gibi doğuştan hipermetrop olan ve 9 numaraya kadar çıkan göz bozukluğunun acısını son bir kaç yıl öncesine kadar derinden hisseden biri için muhteşem bir paylaşım. İlgilenenler mutlaka okumalı...
Bundan sonra ilk hedefim her gün 1 saat ile başlayarak lens olmadan görmeyi seçmek artık.
Şükürler olsun...
(Yazı için aşağıya tıklayın lütfen)
GÖZLER KALBİN AYNASIDIR
Bundan sonra ilk hedefim her gün 1 saat ile başlayarak lens olmadan görmeyi seçmek artık.
Şükürler olsun...
(Yazı için aşağıya tıklayın lütfen)
GÖZLER KALBİN AYNASIDIR
16 Eylül 2010 Perşembe
P'taah-Pleiades Mesajları 1 adlı kitaptan...
"...Ne kadar büyük bir arayış içinde olursanız, ne kadar acele ve telaş içinde olursanız, ilerleme o kadar yavaş olur. Yapmanız gereken (tek) şey, yaşamın akışına uymaktır. Bu "OLMAK" tır. Her şeyin en büyük uyumlayıcısı, kahkahalarla gülmektir. Daha çok oynayın, daha çok gülün. Bu bir "Yaplar" ve "Yapma" lar meselesi değildir. "Doğru" ve... "yanlış", "İyi" ve "Kötü" diye bir şey yoktur. Ve gerçekte, "Yanlış" karar diye (de) bir şey yoktur. Her şey bir öğrenme sürecidir ve sizin burada oluşunuzun nedeni de budur.
......
Yargılama yok, sevgili Varlıklar. Yukarılarda, yaptıklarınızın kaydını tutan bir "Tanrı" yoktur. (Beşer) İnsanlık, bulutlar arasında oturan bir "Yaşlı Adam" şeklindeki bir Tanrı kavramı ile büyümüştür. Ve siz büyüdüğünüz ve Akli olarak bu Mitolojiyi dışladığınız zaman bile-kalben hala hepiniz- bulutlarda oturan Tanrının sizi gözetim altında tuttuğunu düşünürsünüz. Pekala sevgili dostlar, ben tüm Gökyüzünü araştırdım, baktım, baktım ve böyle bir Tanrı bulamadım."TANRI HERŞEY" dir, o aynı zamanda "SİZ" siniz. (Ve) Gerçekte (de) siz "O" sunuz...."
Sevgili dostumuz Süleyman Kaya'ya teşekkürlerle...
......
Yargılama yok, sevgili Varlıklar. Yukarılarda, yaptıklarınızın kaydını tutan bir "Tanrı" yoktur. (Beşer) İnsanlık, bulutlar arasında oturan bir "Yaşlı Adam" şeklindeki bir Tanrı kavramı ile büyümüştür. Ve siz büyüdüğünüz ve Akli olarak bu Mitolojiyi dışladığınız zaman bile-kalben hala hepiniz- bulutlarda oturan Tanrının sizi gözetim altında tuttuğunu düşünürsünüz. Pekala sevgili dostlar, ben tüm Gökyüzünü araştırdım, baktım, baktım ve böyle bir Tanrı bulamadım."TANRI HERŞEY" dir, o aynı zamanda "SİZ" siniz. (Ve) Gerçekte (de) siz "O" sunuz...."
Sevgili dostumuz Süleyman Kaya'ya teşekkürlerle...
7 Eylül 2010 Salı
İçinizdeki Kristal Saray ve Amenti Salonlarını Açmak
Bir Hathor Gezegen Mesajı
Tom Kenyon Kanalıyla
Not: Bu Hathor mesajı İçinizdeki Kristal Saray ve Amenti Salonlarını Açmak adı verilen güçlü bir enerji meditasyonunun talimatlarını içeriyor. Bu meditasyonu dilediğiniz her zaman büyük kişisel faydalar için kullanabilirsiniz. Ancak, bu enerjisel işlemin talimatları 31 Ekim 2010 tarihinde gerçekleşecek olan Hathor Dünya Aktivasyon Meditasyonuna katılmayı seçenler için bu zamanda yayınlanmaktadır. O tarihte Seattle, Washington’da bu meditasyonu yapmak için bir grup toplanacak. Bu bilgi tüm workshoba katılamayacak olan, ama tüm dünyadan başkalarıyla birlikte meditasyona katılmak isteyenler içindir.
İçinizdeki Kristal Saray ve Amenti Salonlarını Açmak
Aktarmak üzere olduğumuz meditasyon ile, içinizdeki doğuştan gelen yaratıcılığın yüksek seviyelerine erişebilirsiniz ve Yüksek Zihniniz olarak ifade ettiğimiz şeye ulaşabilirsiniz. Yüksek Zihin, şu anda zaman ve mekanın kısıtlamaları içinde deneyimlediğiniz farkındalığınızın kısıtlamalarının ötesine uzanan bilincinizin bir veçhesidir. Bu Yüksek Zihin – bilincinizin bu boyutlararası veçhesi – yoğun ilham, bilgelik, içgörü ve yaratıcılığın potansiyel kaynağıdır.
İçinizdeki Kristal Saray, yapısının bir kısmının doğası kristalin olduğundan, epifiz bezini ifade eder. Bu küçük kalsit kristalleri, ışığın yüksek alemlerine karşılık verebilen piezoelektrik özelliklere sahiptir. Epifiz bezinizdeki bu kristal potansiyelleri aktive ederek, Yüksek Zihninize bir portal açarsınız. Bu size ve insanlığa, yaratıcılık, içgörü ve kişisel ve kollektif problemler için çözümlerin akışını getirebilir.
Meditasyonun üç aşaması vardır.
Tom Kenyon Kanalıyla
Not: Bu Hathor mesajı İçinizdeki Kristal Saray ve Amenti Salonlarını Açmak adı verilen güçlü bir enerji meditasyonunun talimatlarını içeriyor. Bu meditasyonu dilediğiniz her zaman büyük kişisel faydalar için kullanabilirsiniz. Ancak, bu enerjisel işlemin talimatları 31 Ekim 2010 tarihinde gerçekleşecek olan Hathor Dünya Aktivasyon Meditasyonuna katılmayı seçenler için bu zamanda yayınlanmaktadır. O tarihte Seattle, Washington’da bu meditasyonu yapmak için bir grup toplanacak. Bu bilgi tüm workshoba katılamayacak olan, ama tüm dünyadan başkalarıyla birlikte meditasyona katılmak isteyenler içindir.
İçinizdeki Kristal Saray ve Amenti Salonlarını Açmak
Aktarmak üzere olduğumuz meditasyon ile, içinizdeki doğuştan gelen yaratıcılığın yüksek seviyelerine erişebilirsiniz ve Yüksek Zihniniz olarak ifade ettiğimiz şeye ulaşabilirsiniz. Yüksek Zihin, şu anda zaman ve mekanın kısıtlamaları içinde deneyimlediğiniz farkındalığınızın kısıtlamalarının ötesine uzanan bilincinizin bir veçhesidir. Bu Yüksek Zihin – bilincinizin bu boyutlararası veçhesi – yoğun ilham, bilgelik, içgörü ve yaratıcılığın potansiyel kaynağıdır.
İçinizdeki Kristal Saray, yapısının bir kısmının doğası kristalin olduğundan, epifiz bezini ifade eder. Bu küçük kalsit kristalleri, ışığın yüksek alemlerine karşılık verebilen piezoelektrik özelliklere sahiptir. Epifiz bezinizdeki bu kristal potansiyelleri aktive ederek, Yüksek Zihninize bir portal açarsınız. Bu size ve insanlığa, yaratıcılık, içgörü ve kişisel ve kollektif problemler için çözümlerin akışını getirebilir.
Meditasyonun üç aşaması vardır.
2 Eylül 2010 Perşembe
Başmelek Mikail'den Eylül Mesajı...
Basmelek Mikail'den Mesaj LM-9-2010
"ISIGINIZI PARILDATIN * VIZYONUNUZU PAYLASIN"
Ronna Herman vasitasiyla aktarilmistir
Sevgili ustatlar, bu hizlanmis donusum ve kaotik degisim zamanlari sirasinda, dunyanin irklari, dinleri ve kulturleri arasinda farkli gruplar olustu. Bu iki gruplasma yuksek alemlerde bizim gorus noktamizdan cok ayirt edilebilirdir. Gelecege inanci olanlar ve kendileri ve baskalari icin dunyayi daha iyi bir yer haline getirmek icin olasi her sekilde caba sarfedenlerin aura alanlari Isik ile isildiyor, bu isildama surekli genisleyen cemberler ile disariya dogru genisliyor, etraflarindaki her seyi ve herkesi etkiliyor. Bircogunuz Dunya uzerinde demirlemek icin bir kaynak arayan Ilahi Isik akisi icin guc transformatorleri (donusturuculeri) ve koruyuculari oldunuz. Bircok kez soyledigimiz gibi, guclu, donusturucu, tam spektrum Isik Dunya ve insanligin alt boyutlarin yogun/genis spektrumlu dualitesinden, yuksek dorduncu ve besinci boyutlarin Hafifligine ve genis ozgurlugune basarili sekilde gecisi icin gereksinim duydugu Kutsal Ates enerjisidir.
"ISIGINIZI PARILDATIN * VIZYONUNUZU PAYLASIN"
Ronna Herman vasitasiyla aktarilmistir
Sevgili ustatlar, bu hizlanmis donusum ve kaotik degisim zamanlari sirasinda, dunyanin irklari, dinleri ve kulturleri arasinda farkli gruplar olustu. Bu iki gruplasma yuksek alemlerde bizim gorus noktamizdan cok ayirt edilebilirdir. Gelecege inanci olanlar ve kendileri ve baskalari icin dunyayi daha iyi bir yer haline getirmek icin olasi her sekilde caba sarfedenlerin aura alanlari Isik ile isildiyor, bu isildama surekli genisleyen cemberler ile disariya dogru genisliyor, etraflarindaki her seyi ve herkesi etkiliyor. Bircogunuz Dunya uzerinde demirlemek icin bir kaynak arayan Ilahi Isik akisi icin guc transformatorleri (donusturuculeri) ve koruyuculari oldunuz. Bircok kez soyledigimiz gibi, guclu, donusturucu, tam spektrum Isik Dunya ve insanligin alt boyutlarin yogun/genis spektrumlu dualitesinden, yuksek dorduncu ve besinci boyutlarin Hafifligine ve genis ozgurlugune basarili sekilde gecisi icin gereksinim duydugu Kutsal Ates enerjisidir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

